Ankara'dan Türkiye'ye Bakış - 2


Yazar:



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci) biyografi

Tarih: 29.05.2007

Puan:

Okunma Sayısı: 396

Kelime Sayısı: 877

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

Herkese yeniden merhaba. Yazımızın ikinci bölümü ile devam ediyoruz.

İlk yazımız siyaset ağırlıklı oldu galiba. Ama buna herkes alışkın zaten. Sadece Türkiye’de yaşayanlar değil, buna yurtdışında yaşayanlar da dahil. Bazen dernek ya da bazı etkinliklere uğradığımızda, Avrupa’daki Türklerin konuştuğu konulara tanık oluyoruz: Araba, izin, ev, iş ve tabiki siyaset. Siyaset konusunda, hani bir süre önceki meşhur söz gibi: ‘Ağzı olan konuşuyor’. Aslında Türkiye’deki siyaset yerine, biraz da kendi içinde bulundukları durumu ve geleceği konuşsalar daha yararlı olmaz mı? Olur mu efendim, illa da siyaset olacak! Zor, ama çok zor! Bu konuya ileride tekrar döneceğiz.

Özel televizyonların az olduğu dönemlerde, konuşma-tartışma programları pek yoktu. Ali Kırca’nın başlattığı ‘Siyaset Meydanı’ ile birlikte, başka bir çok programlar sunulmaya başlandı ve o zamandan beri ‘Artık Türkiye konuşuyor’ ya da ‘Konuşan Türkiye’ vb.. biçimlerde söylenmeye başlanmıştı. Aslında güzel de oldu. Bir çok program var, oldukça güzel, yararlı ve insanlar çok şeyler de öğreniyor. Fakat program olmasına olsun ama, ne olursa olsun değil. Türkiye’de sanki bir moda olmuş: Bir kanalda yeni bir şey varsa, diğer kanallar da mutlaka aynısını yapacak, yoksa olmazmış. Bu konunun uzmanı değiliz ama, bu durum seyirciyi oldukça sıkar hale geldi galiba. Bize göre az ve öz, kaliteli, seviyeli güzel programlar olması tercihendir.

Ankara’da kalitenin konuştuğunu gördük. Yani siz eğer bir konuda başarılıysanız, mutlaka işiniz her zaman hazırdır. Kendinizi mutlaka ispat etmeniz gerekir. Rekabet güzel bir şey. Hizmetin en iyisini sunmak zorundasınız, yoksa seçenek çok.  İnsanlar en iyi hizmeti vereni arıyorlar. Tabiki Ankara’nın her yeri için aynı düzeyde, ilerlemişlikte değil. Ama bizim daha uzun kaldığımız çevre Çankaya Belediyesi ve çevresi. Bir kaç kez eski cumhurbaşkanlarımızdan Sayın Süleyman Demirel’in ünlü Güniz Sokağından, evinin önünden bir çok kez geçtik. Çevredeki sokakların her iki yanı park etmiş özel arabalarla dolu. İnsanlar düzgün giyinir –takım elbise moda-, çok güzel Türkçe konuşurlar. Sokakları asfalttan farklı renklerde parke döşenmiş yayalara ayrılmış, evleri en fazla dört kat olup önlerinde mümkün olduğunca yeşil alan, çimen, çiçek, ağaçlar… Boşta dolaşan, işsiz galiba yok gibi geldi bana. Yani bunun ayrımını nasıl yapabilirim diye bazen düşünmüşümdür. Akşam iş saatinden sonra, genç yaşlı insanlar kol kola yürüyor, sohbet ediyor, kafelerde, havaların iyi olduğu zamanlarda dışarda oturup, bir şeyler yiyor, içiyor ve sohbet ediyorlardı. O cıvarda bizim bildiğimiz türden köy ve Akçaabat kahveleri yoktu. O cıvarda sorduğumuzda, evlerin bodrum katları 500 ile 750 YTL, normal kira 1000 YTL’den aşağı yok. Bütün evler açık ve tatlı renklerle boyalı. Bir çok evin özel park yeri var ve bir çoğunun otomatik açılan girişleri var. Bir çok evin alt katları o kadar güzel dizayn edilmiş ki, yani rahatlıkla kiracı ya da ev sahibi oturabilir şekilde, hatta hemen evin bahçesini de görüyor ve daha da özel olabiliyor.

Sokakta hiç kavga görmedim, kimse kimseye bağırmıyordu, herkes birbiriyle en yüksek nezaket kuralları içinde davranıyordu, gereksiz araba korna sesleri yoktu, genç yaşlı herkes sakin bir şekilde yoluna devam ediyordu. Bir de çok bulunduğumuz sokakta nerdeyse hiç çocuk yoktu, en fazla bir kaç tane hariç. Yakındaki bir ilköğretim okuluna çok sayıda öğrenci özel öğrenci taşıtlarıyla geliyor, güvenlik görevlisi mevcut ve çoğu zaman da ders başlama ve bitiş saatlerinde çok sayıda veliler mevcuttu. Bitişikte özel kolej de vardı. Bu yılki 23 Nisan Bayramını aynı okulda bir kısmını izleme şansım oldu. Oldukça çok zengin bir programları vardı. Her hafta sonu okulun bahçesinde özel çalışmalar yapıldığını görmüştüm. Yine aynı semt yakınlarında bir market vardı, ben daha bu kadar çeşitli okul giysileri görmemiştim, cıvıl cıvıl, rengarenk. Aynı zamanda okullar da eskiden olduğu gibi sade renkler değil, daha hoş renklerle boyalıydı.

Aslında bu betimlemeyi daha da geniş tutmak mümkün, fakat o zaman yazımız roman olur. Burada şunu vurgulamak istiyorum: Burası başkent Ankara, o kadar da olacak elbette, Ankara’da Hüseyin Yarbay’ın deyişiyle ‘eyvallah’. Bu tabir, hoşuma gitti ve zaman zaman ben de kullanıyorum. Demek ki insan çalıştımı, hatta kadın ve erkek olarak, gelir düzeyi de iyi olur, yaşam kalitesi de. Hatta bizim kaldığım sürede gördüğüm kadarıyla, sanki Türkiye’de değil de Hollanda’da kalmışım, diyebilirim . Keşke bizim memlekette, Karadeniz’de de insanların refah düzeyi, hayat kalitesi yüksek olabilse. Galiba önce iş, sonra bunlar mümkün öyle değil mi? Ama bu nasıl olacak? İşte sorun burada.

Ankara’daki zorlu günler arasından iki günlük bir Trabzon-Akçaabat-Acısu Köyü-Balıklı Yaylası ve çevresi görebilme şansım oldu. Haftasonu olduğu halde kahvelere uğrayamadık ve çok insanı görme şansımız olmadı. Bu yıl çok kar yağmış, insanlar baharın gelmesini dört gözle bekler olmuşlar. Artık havaların iyi olmasıyla, köyde ve yaylalarda haraketlilik gözlendi. Yaylaları kısa bir ziyaret etmek istedik. Balıklı yolu daha bir hafta önce açılabilmişti. Horeften’den yukarı Balıklı Yaylası’na çıktık. Yollar fena sayılmazdı. Bir gün önce hava çok iyiymiş ve nerdeyse köyün % 80’i yaylaya çıkmış. Tabiki kıştan sonra ilk yayla ziyareti olmuş. İnsanlar yaylada bahçelere beyaz ve siyah gübre de dağıtmışlar. Hatta  bir çok insan yaylada kalmış ve Pazar günü de işlerine sakin bir şekilde devam ediyorlardı. Yaylalarda bir çok yerde parçalı şekilde kar vardı. Oldukça güzel ve etkileyici bir manzara mevcuttu. Balıklı’dan Hıdırnebi’ye doğru yol aldık. Kuruçam Yaylası, cami çevresi çok daha hareketliydi. Özellikle hafta sonu yaylaların çokça ziyaret edildiğini biliyoruz. Geç olmuştu ama bahar her hareketiyle geldiğini gösteriyordu bize. Yaylakent’i ziyaret ettik, Yayla şenliği  - derneğin- yapılacağı alana biraz baktık. Daha düzenli nasıl organize edilebilir diye arkadaşlarla biraz sohbet ettik. Aslında şartları zorlayarak, çok daha düzenli bir şekilde organize edilebileceğini vurguladık.

Bu ve buna benze bir çok konuya ilerideki yazılarımızda değineceğimizi belirterek, gelecek yazımızda görüşünceye dek her şey gönlünüzce olsun, diyoruz. Selamlar, sevgiler. 



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci)
a.durmus61@gmail.com
  

Başkasına Gönder Başkasına Gönder | Yazarlar İndeksine Dön ]