Acısuluların Avrupa Serüveni


Yazar:



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci) biyografi

Tarih: 14.01.2007

Puan:

Okunma Sayısı: 407

Kelime Sayısı: 729

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

Acısuluların Avrupa Serüveni

1965 yıllarında Avrupa’ya başlayan yabancı işçi göçüne Acısulular da katılır. Acısuluların en yoğun gittikleri ülkelerin başında Almanya gelir. Çok sayıda Acısulu gurbetçi önce Avusturya’ya ve oradan da Almanya’ya, diğer bir grup ise önce Belçika ve ardından da Hollanda’ya geçerler.

Gurbet ellere genç yaşlarda giden birinci kuşak Acısulular, içinde bulundukları ortamdan dolayı birbirlerini her zaman ziyaret etmeleri mümkün olmaz. Herkes bulunduğu yerde çalışmak, Türkiye’den yola çıkarken kafalarında tuttukları borcundan tutun da ev yapımına kadar planlarını yerine getirmek için sadece ve sadece çalışıp yeterince para kazanmayı düşünürler. Avrupa serüvenin temel amacı da budur zaten. Kafalarda en kısa zamanda geri dönmek vardır. Herkesin planı aynıydı. Ancak gel gör ki evdeki hesap çarşıya uymaz, rota değişikliğe uğrar.

Acısulular, çalıştıkları yerlerdeki pansiyonlarda gruplar halinde yaşardı. O günlerde hemşerilik, memleketlilik çok önemliydi. Eğer aynı köylü iseniz, zaten kardeş gibisiniz demektir. Bu durum, o yıllarda Türkiye içinde, askerlikte, bütün gurbet ocaklarında geçerli bir kuraldı aynı zamanda. Tabiki günümüzde bu özellikleri aramak, bulmak çok zor olsa gerek.

Bir yıl, iki yıl, üç yıl derken köyüne geri dönen olmaz. Köylere izine gitmeye başlar gurbetçiler. Kafalardaki plan böylece değişikliğe uğramış olur. Gurbetçiler kısa bir süre için köyüne gider, ailesine kavuşur, dostlarıyla, komşularıyla, kısacası bütün köylüleriyle buluşurdu. Hatta o günlerde –40 yılı aşkın bir süre önce- Avrupa’dan izine gidenler, köyde özel karşılanır, ziyaretler adeta bayram havasında geçerdi. Hem karşılama hem de uğurlama bir başka oluyordu. Kendini tarihin geçmiş sayfalarında bırakan bütün bu güzellikler yok olur artık. Bu gelenek, kendini günümüzde daha çok çıkar ilişkilerine bırakır olur artık. İkinci kuşak geçmişin bu günlerini biliyor ama, üçüncü ve dördüncü kuşak için bütün bunlar tarihe karıştı demek mümkündür. Üçüncü kuşak bütün bunları dedelerinden, ninelerinden dinler ve heyecanlanır, ama daha sonraki kuşaklar için ise, bir masal olmaktan ileriye gidemez olacaktır. Avrupa’daki üçüncü kuşak ve sonrası, işte Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelmelerini öğrendikleri gibi, dedelerimiz Türkiye’den şu yıllarda, işte şu şartlarda gelmişler, diyecekler artık.

İlk gelenlerin yaşamı oldukça garip, çileli, üzüntülü, zor bir dönemdir gurbetçiler için. O günlerin Avrupa’daki en ünlü seslerinden Yüksel Özkasap’ın çok sayıda “Gurbet yolu gariplerin yoludur” gibi gurbet türküleri vardır. Bu türküleri dinlemeyen, bilmeyen gurbetçi kabul edilmezdi o günlerde.

İlk yıllardan sonra bir çok eleştiriye neden olan ilk aile birleşimleri başlar. Avrupa’daki Türkler, tabiki Acısulular da birbirine bakarak –dizideki anlatımıyla ‘ah şu komşularımız’ gibi- ailelerini yanlarına almaya başlarlar. Çok eskilerdeki anlatımıyla ‘göçmen hayattan yerleşik hayata geçiş’, yani pansiyon hayatından kurtulup aile hayatına geçiş başlamış olur. ‘Avrupa’ya aile mi gelir’ diyenler, bu sefer kendileri de ailelerini Avrupa’ya yanlarına almaya başlarlar. Daha sonra aileleri çocuklar izler. Bu çocuklar ikinci kuşak çocuklardır ki, bugün 50 yaşlarına ayak basar oldular. Aile ve çocuklarla birlikte geçen bu dönem, yeni bir dönemdir artık. Bu dönemin ilk yılları, özellikle hanımlar ve çocuklar için de oldukça zor geçer olur. Hayat daha çok evde geçer hale gelir adeta. Çocukların okullara başlaması ile, sorunlara yeni sorunlar da eklenmeye başlar. İlerleyen yıllarda Acısulular artık ailece birbirlerini ziyaret etmeye başlarlar. Pansiyon hayatı yaşayanlarla, aile hayatına geçenler arasında kopukluklar meydana gelir. Öyle ki belki de bayramdan bayrama görüşmek ya da Türkiye’de aynı dönemde izinde görüşmek mümkün olurdu. Oysa ilk yıllardaki pansiyon hayatı döneminde, Acısulular uzak yakın demeden daha kolay buluşabiliyor, görüşebiliyorlardı. Arkadaşlık, komşuluk, akrabalı, aynı köylülük, hemşerilik hasretleri çok oluyordu o dönemlerde. Bu buluşmalara büyük önem verilir, hasretlik giderir, yarı izine gitmiş sayılırdı adeta. O zamanlarda telefon yoktu ve mektuplar da bir aydan erken yerine ulaşmazdı zaten.

Yıllar yılları takip eder ve 1999 yılına gelinir. Artık daha kolay bir araya gelebilme, iletişim kurabilme, hatta tanışma mümkün olabiliyor, herkes mutlaka bir şeylerin yapılması gerektiğine içten inanıyordu. Bu durum kahve köşelerinde, camilerde, sokakta, alışveriş rastlantılarında, yani her yerde sürekli konuşulur hale gelir. İşte 1999 ki 17 Ağustos ve ardından 24 Kasım depremleri ile Türkiye’nin kuzeybatısında çok büyük insan kaybı, maddi ve manevi yaralar insanların yüreğini yakar. Bütün insanlar gibi Acısulular da bu depremden çok etkilenir, birkaç Acısulu depremde hayatlarını kaybeder. Atatürk’ün söylevlerinde çokça kullandığı deyimiyle ‘içerde ve dışarda’ Acısulular da biraraya gelir, ellerinden geldiğince yardıma koşarlar. Yunanlılarla Türkler farklı mekanlardaki farklı düşünceler yerini, deprem ve diğer doğal afetlerde yardımlaşma ve işbirliği yani insani düşünceleri ön plana çıkarır. Acısulular o günlerdeki bu yardımlaşmalardan da etkilenerek, ilk adımlarını atar, -Acısu AKDERgi’nin ilk sayılarında kullandığım bir slogandaki gibi- her şey Acısu ve Acısulular için der ve harakete geçerler. Küçük kartopu büyür, büyür ve yöremizdeki eski deyimle ‘kürtük’ olmaya başlar.

İşte Acısulular bundan böyle artık resmi derneklerini kuracak ve ‘her şey Acısu ve Acısulular için’ diyeceklerdir.

Gelecek yazımızda buluşmak üzere, esen kalınız.



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci)
a.durmus61@gmail.com
  

Başkasına Gönder Başkasına Gönder | Yazarlar İndeksine Dön ]