Merhum Hacı Ali Rıza ÖZKURT


Yazar:



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci) biyografi

Tarih: 11.02.2007

Puan:

Okunma Sayısı: 466

Kelime Sayısı: 909

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

Söze nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. İnsanlar hayatta iken, her şey ne kadar da kolay gelir insana. Oysa, hayat dediğin nedir ki? Bir bakarsın ki insan Hacı Ali Riza ÖZKURTgözünü açıp kapayıncaya kadar hayat sona erebiliyor. Bu, sıradan bir söz gibi algılanmak istenir ve kimse de pek aldırmaz. Ama işte bir an bakarsınız gerçek vuku bulur ve tutulup kalırsınız. Bir şey söyleyemezsiniz bile. Ne olur? Yine ateş düştüğü yeri yakar. Deriz ya: bazı şeyler anlatmakla olmaz ya, mutlaka yaşamak gerek, işte öyle bir şey. 
          Ben, özellikle gece gelen telefonlardan çok korkarım. İnsan köyünde olsa, belki normal karşılanabilir ama yurtdışı ya da köyünden uzakta olunca, işte beklenmedik telefonlar insanı korkutur, her zaman “acaba” dersiniz. Teknoloji iyi haber ve erken gelen haber için iyi ama bir de işin tersi vardır. İşte özellikle ölüm haberleri yani acı ya da kara haber tez duyuluyor maalesef.            
          İnsanlar, son görevini yerine getirmeyi, yani cenaze törenine katılmayı çok isterler. Her ne kadar teknolojinin çok ilerlediğini söylesek de, bazen öyle oluyor ki cenazeye yetişmek mümkün olamayabiliyor. Bu sadece Avrupa’da yakınlarından uzakta yaşayan insanlar için değil, Türkiye’nin bir çok bölgesinde insanlar için de geçerlidir.
          Bir kaç yıl önce, Acısu AKDERgi’den seslenerek, köyümüzde bir morkun hizmete hazır olmasının önemini vurgulamıştık. Kışın pek sorun olmasa da, sıcak mevsimlerde bu bir ihtiyaç olmaya devam ediyor. Yani cenazeyi bekletip, yakınlarının son kez görmesini sağlamanın önemini vurguluyoruz. Diğer taraftan hocalar, cenazenin bir an önce defnedilmesinin dinen daha iyi olacağını söylüyorlar. Her ikisi de doğru ve her ikisine de katılmamak mümkün değil. Ama her şeye rağmen, yine de morkun hizmete hazır halde olması önemlidir. Ailenin isteğine bağlı olarak, son görevini yerine getirilmesi gerekir.
          Ali Rıza ÖZKURT, ilk Avrupa’ya gelen Acısululardandır. Yine aynı şekilde Avrupa’da çok kısa kalarak ilk dönenlerdendir de. Kısacası Avrupa’ya gitmedi de diyebiliriz. Avrupa’dan bir çok Acısulu farklı şekillerde vefat etmiştir, köyümüzden de aynı şekilde. Buradan hepsine Allahtan rahmet diliyoruz.
          Köye gittiğimizde ki cenazeden bir gün sonra varabilmiştik. Ali Rıza ÖZKURT 31 Ocak 2007 tarihinde 81 yaşında vefat etmişti. Hava muhalefeti nedeniyle İstanbul’dan Trabzon’a uçak kalkamamıştı. Köyümüzde kar, kış derken Tezkıran Mahallesine vardık. İnsanlar, aileler çok üzgün, herkes yasta. Yazın görüşüp geride bıraktığımız sapasağlam insan yoktu artık. Şimdi ise mezarı vardı artık. Kendisini canlı göremiyor ve bütün bunlar acaba gerçek midir diye soruyoruz kendi kendimize. Ama maalesef, gerçek buydu ve inanmaktan başka çare yoktu.
          Mahalle, ev gece gündüz başsağlığı ziyaretleri ile dolup taşıyordu. Komşular, akrabalar, uzak ve yakından insanlar uğrayarak ya da telefon ederek başsağlığı diliyorlardı. Herkesten Allah razı olsun, sağ olsunlar diyoruz. Dost acı günde belli olur. Ne kadar teselli edilebilirdi ki aile? Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Acı ve sevinci paylaşmak insanlığın olmazsa olmaz dayanışma örneğidir. Er geç bu acıyı herkes yaşayacaktır. İnsanlara düşen görev ise iyi bir dayanışma örneği sergileyebilmek olmaktadır. Zor bir gerçek. Her zaman aklımızda tutmak istemeyiz belki de. Yakar, tükedir insanı çok sevdiğini kaybetmesi. Ama insanın yapabileceği bir şey de yok maalesef. 
          Haci Ali Rıza ÖZKURT yoktu artık. Köyde yoktu, mahallede yoktu, yaylada yoktu, Tezkıran’da yoktu, Lağnoz’da yoktu, fındıklıkta yoktu… Çok seveni vardı. Mahalle sanki yalnız kaldı, sanki yetim kalmıştı. Öyle bir sessizlik çöktü ki, insanın içini kavuruyordu adeta. Nerde o neşeli insan, nerde o neşeli insanlar? 
          Çok zor da olsa yazıyorum gecenin bu saatinde. Genelde kaybettiğimiz sevdiklerimizin arkasından çeşitli yorumlar yapılır. Hayatından kesitler anlatılır, anılar paylaşılır başsağlığı ziyaretlerinde, sonraki sohbetlerde. Rahmetli, sonbaharda fındık, bahçe vs. bütün işlerini tamamlamıştı. Üç ay kadar Akçaabat ve Trabzon’da çeşitli hastanelerde yattı, bazen köye eve gelmişti. Hatta bir ara hastalığı oldukça iyiye gidiyordu. Yani sapasağlam insan, üç ay hasta oluyor ve sonra vefat ediyor. Buna inanmak o kadar zor ki, gel de inan, inanabilirsen. Ama gerçek bu işte. Doğrudur, bunun hesabı yapılmaz, zamanı bilinmez.
          Gençler resimlerinden, konuşmalarından, görüntülerden kısacası hayatın çeşitli kesitlerinden örneklerle bilgisayarda Volkan Konak’ın Cerrrahpaşa şarkısı eşliğinde bir sunumda bulunuyordu bilgisayarda. Bütün izleyenler büyük bir sessizlik içinde izliyor, gözlerden yaşlar akıyordu. Ağlamaklı gözler silinerek, gözler bilgisayardan hiç ayrılmıyordu. Bir mucize mi olacaktı, hayır. Sunum bitince de hiç kimseden ses, seda çıkmıyordu. Kim ne diyecekti ki, hangi konuyu açacaktı ki?
          Köyde özellikle fındık işleri konusunda en başarılı insandı. Onun her ürünü, bahçesi en iyisi olacaktı. Yıllardır sürdürdüğü bu işlerde çok başarılı olduğu herkes tarafından bilinirdi. Tarım işleri yanında, toplum işlerinden de mutlaka haberi olacaktı. Eski işleri, eski insanları, tarihi olayları hiç unutmaz anlatırdı, toplum insanıydı. Hıdırnebi derneği olacaksa, düğün, nişan, cezane her yerde mutlaka bulunacaktı. Düzlük’ten Hıdırnebi’ye yaya giden Acısuluların en önünde gidiyordu bir kaç aynı yaştaşıyla birlikte. Büyükle büyük, küçükle küçük olabiliyor ve herkes bu karakteriyle çok seviyordu Haci Ali Rıza ÖZKURT’u. Çok meraklıydı bütün bunlara. Hacca gitmeden önce o kadar güzel horon oynadığını herkes bilir. Kim nasıl horon oynadığını da juri üyesi gibi yorum yapabiliyordu.           
          Mahallenin en büyüğü, neşesi yoktu artık. Ailesini, akrabasını, komşularını, Acısuluları ve çevre köyleri çok üzmüştü bu göç edip gidişiyle. Herkesin Ali Rıza ÖZKURT ile mutlaka anlatacağı bir anısı vardı. 
          Köyümüzde yaşlılar oldukça azlanmakta ve hatta arkadaşları ‘benim arkadaşım gitti sıra bana geldi’, diye söz edip, farkında olmadan gözlerinden damlalar akarken anıyorladı onu. 
          Hani sürekli ‘insanın kıymeti ölümünden sonra bilinir’ diyoruz ya, işte bunu değiştirmek lazım. İnsanların kıymetini yaşamı esnasında bilmek, ona yeterli değeri vermek gerekir aslında. Buna azami gayret göstermek, aynı zamanda gelecek nesillere örnek teşkil edecektir. Bu konuda kendimizi zorlamamız gerekir.
          Anlatacak, yazacak çok şey vardır 81 yıllık ömründen Ali Rıza ÖZKURT’un. Beni de çok derinden etkileyen onun ölümünü, okurlarımızla kısaca paylaşmak istedim. İnsanların, yaşlıların, anne ve babanın kıymetini hayattayken bilmeyi öğütlüyor, bu vesile ile bütün ölülerimize Allahtan rahmet ve yakınlarına da başsağlığı diliyoruz.
          Bir daha ki yazımızda görüşünceye dek esen kalınız.



Ali DURMUŞ (Eğitimci, Dil ve Kültür bilimci)
a.durmus61@gmail.com
  

Başkasına Gönder Başkasına Gönder | Yazarlar İndeksine Dön ]



Yorum: Merhum Hacı Ali Rıza ÖZKURT
Gönderen Sıtkı ÖZKURT Tarih: 05.06.2007, 16:06
Puanım:   (10 / 10)
Merhum Ali Rıza amcama Allah'tan rahmet, ailesine yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum. Ruhu şad olsun. Üzüntümüz, acımız, kaybımız çok büyük, Allah gani gani rahmet eylesin. Allah Teala nur içinde yatırsın. Hafızalarda unutulmaz bir isim olarak kalacaktır.