|
rabia
|
 |
« Yanıtla #18 : Pazartesi, 14.Ocak 2008, 23:21:41 » |
|
Sevgili kardeşlerim güya eğitim konusunu tartışacaklardı!!! Konu başlığı o çünkü... Bu başlık altında çok başka şeylere değinildiğini görüyorum, Zafer kardeş biraz değinmeye çalışmış ama gerisi gelmemiş gibi geliyor bana. Gelelim benim eğitimden ne anladığıma; Önce eğitimin tanımına bakalım bir: "Belli bir konuda,bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme" diyor TDK sözlüğü. Çocuk bir ailye doğuyor, ilk eğitimini burada alıyor, aksaklıklar var mı, varsa neler? Biz bunları tartışmalıyız bence. Ana okullarında çocuğa verilmesi gereken eğitim bellidir, el becerisi, dilini kullanabilme becerisi, gördüklerini algılama, yorumlama yetisi kazandırma... Renk, şekil kavramları... Gerekli midir bu okullar? Kesinlikle... Peki, bu eğitimde aksayan bir şeyler var mı? Varsa onları konuşmalıyız. İlköğretim, iki kademeden oluşur: Birinci kademede daha çok hayata hazırlanır çocuk ve ergenler. Biz, bu ve bundan sonrasını tartışmalıyız bence. Amaca hizmet ediliyor mu? Harcanan çocuklarımız var mı? Aksayan yönlerimiz varsa neler? Orta eğitim kurumlarımız ne durumda? Mesleki eğitime gereken önem veriliyor mu? Düz lisede aksayan neler var? Buraya kadar konuya aykırı bir şey var mı arkadaşlar? Eksiklikler mutlaka vardır. İşte, verilen cevaplarda da bunlar tamamlanmalı ve sonuçta tartışılan konu bir bütünlük içinde, farklı görüşlerin de toparlandığı verimli bir ortama sokulmalı değil mi? Şimdi ben konuyla ilgili kendi görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım. Ne yazık ki ülkemizde ebeveynler çocuk gelişiminde pek de istikrarlı değiller bana göre. Çocuğu yetiştirirken, yetersiz kaldıklarında danışacakları mercilerden habersiz, bir kör döğüş içinde debelenip duruyorlar. Kız çocukları ne yazık ki hala evlattan sayılmıyor, erkek çocukları da aşırı ilgiyle şımartılıp ziyan ediliyor. (Mutlaka istisnai durumlar vardır ama bilyorsunuz ki, bunlar kuralı bozmuyor, bu çağda okullu olamayan çok sayıda kız çocuğu için, "baba beni okula gönder" kampanyaları yapılıp, kızlarımızı insanca bir yaşama kavuşturmanın yolları aranıyor.) Çocuk, ailelere Allah'ın en büyük mükafatı iken, bu mükafata gereken değeri veremeyen çok aile tanıyorum ne yazık ki. İlk eğitimin alınması gereken yer aile ortamı; ailenin eğitim durumuyla çocuğunki doğru orantılı... Hala dayak bir eğitim aracı arkadaşlar... Ne yazık ki, maddi sıkıntılar, anneleri de çalışma ortamına sürükledi, sürükledi diyorum, çok düşük ücretlere, niteliksiz işlerde çalışan annelerin hem zamanı çalınıyor, hem sinirleri yıpratılıyor. Ekonominin kötü gidişi aileyi de olumsuz yönde etkiliyor. Büyük annelere baktırılan çocukların durumu da içler acısı; yeterince kreşin olmaması, olanların durumu da ayrı bir tartışma konusu zaten. Mesela annem bize hep, "meyva ekmekle yenir" derdi, ki hala ben karayemişi ve inciri ekmekle severim. Oysa, ekmek sağlıklı bir besin değilmiş işte... Meyve de aç karına tüketilmesi geren bir besinmiş. Annem sağ olsaydı, bunu ona kimse anlatamazdı... Ben, evde her şeyimi anlatırdım da annem "ayıp, anlatılmaz öyle herşey annelare" diye kızardı mesela. Ama ben inadına anlatırdım... Doğrusu da buymuş işte, öğrendik. Ben asıl okullarımızdaki duruma gelmek istiyordum ama yoruldum, o yüzden biraz kesekten gideceğim: Eğitimimiz ne yazık ki hala öğretmekten ziyade, bilgiyi ezberleten konumunda. Öğrenci, okuldan aldığını yaşam alanlarında göremiyor. Üniversite sınavları da sadece sınava yönelik soru çözümünü pompalıyor gençlere. Bir edebiyat öğretmeni olarak ne yazık ki, lisede doğru düzgün bir kompozisyon dersi hatırlayamıyorum. Kitap okuma ise, sınavda edebiyat soruları içinde sorulabilecek sorulara yönelik, klişe kitap-yazar tanıtımlarından ibaret... Ülkedeki işsizlik de gençleri amaçsız kılmakta, bunu da gözardı etmeyelim mesela. Meslek liselerine gereken önem verilmediğinden, liselere haddinden fazla genç amaçsızca doluşmakta. İnanmayacaksınız belki ama benim lise ikide daha Trabzon yazamayan öğrencilerim vardı; mesela biri Tıravzun yazıyordu. Ona, ezberlemiştir diye, "bırak onu da, sen bana tuttuğun takımın adını yaz" demiştim de gene sonuç değişmemişti. Babasıyla görüşüp, çocuğun bir nesleğe yönelmesini sağlayalım dediğimizde ise daha vahim bir durumla karşılaşmıştık: "Siz benim çocuğumu çekemiyorsunuz, burdan alırsam falanca liseye vereceğim ve taktir belgesini de suratınıza atacağım" diyen bir ukala veli... Biz onu da kabul etmek zorunda kaldık, anlatamadık çünkü adama, neden başarılı bir çocuğumuzu çekemeyelim diye... Ama adam çocuğu bir yere götürmedi ve bu genç adam şu anda bir lise mezunu... Düşünün, okul başkanlığında oy vereceği arkadaşının adını yazamıyor da, bunu bir diğer arkadaşına yaptırıyor. Abarttığımı düşünen varsa teessüf ediyorum yani... İnsan bunu hayal bile demez değil mi? Liseye giden ama okuyamayan, yazamayan ve liseyi de bitiren bir adam... Hem de Sözel alandan... Nasıl mezun olduğuysa ayrı bir tartışma konusu... Hükümetlerin eğitim üzerindeki anlaşılmaz tavizleri, afları, gafları, hoş görünme maskaralıkları... Çok şey var daha söylenecek... Devam edersek, dinlenip dinlenip yazarım ben.
|