Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Cuma, 09.Ocak 2009, 10:23:19


Kullanıcı adınızı ve parolanızı


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: "Hepimiz Ermeniyiz"ciler Buyurun  (Okunma Sayısı 3288 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kurdoglu
Çaylak
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 9


Üyelik Bilgileri WWW
« : Perşembe, 08.Şubat 2007, 11:04:52 »


--------ALINTIDIR-------------------

"Hepimiz Ermeniyiz"ciler Buyurun
>
>Vicdanınıza Küpe Olsun.
>Ben Ermeni değil Türküm
>Adnan BULUT
>Tarih; 26 Şubat 1992
>Yer; Azerbaycan, Hocalı
>
>Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş
>olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl
>önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.
>Onlardan duymuşlardı.
>
>Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın
>görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu.
>Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı
>elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte
>edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
>
>-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
>
>-Akçik... (Kız)
>
>Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura
>ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan
>bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
>
>-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
>
>-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama
>bu bebek nasıl beslenecek?)
>
>-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
>
>Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya
>geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
>
>-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
>
>Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı
>hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar,
>top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde
>ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
>
>-Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem
>saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
>
>Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere
>düşmüştü...Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik
>çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
>
>Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı.
>Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan
>görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü
>binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir.
>
>Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten
>ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik
>içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama
>ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün
>olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
>
>26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri
>ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki
>366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî
>katliamlarından birini yaptılar.
>
>26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket
>saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin
>dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren
>Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden
>birçok insanımızı vahşîce katlettiler.
>
>Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı.
>Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele
>geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi
>tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve
>testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç
>kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın
>gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.
>Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
>
>Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan
>haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın
>bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken,
>Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları
>azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya
>zaten gerek yok sanırım.
>
>Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki
>Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Sılahlı
>Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan
>Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp
>sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile
>kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
>
>Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin
>alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu
>olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha
>kurtulamamıştır.
>
>Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat
>katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının
>abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen
>Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında
>söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim.
>Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım
>kimse tanık olmaz"
>
>Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti;
>Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen
>kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı
>nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert
>Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış
>istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen
>Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan
>Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı
>terörist Robert Koçaryan oturdu.
>
>Hırant Dink'e Allah rahmet eylesin.
>
>Ama "Ben Ermeni değilim" Ne mutlu  ki Türküm.
>
>ATATÜRKÇÜ'YÜM...HEPİMİZ MUSTAFA KEMAL'İZ.
Moderatöre Bildir   Logged
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Çarşamba, 14.Şubat 2007, 12:09:17 »

amaç; türk ü aciz ve suçlu gösterme çapasıdır... aynı zamanda ermeni soykırımı İDDİASINI türklere kabulş ettirme olayıdır.. bir başka açıyla kendi yapmış oldukları soykırımı unutturup, türk ü suçlu gösterme gayretidir..

halkın ve öğretmenlerin bu konularda öğrencileri en iyi şekilde eğitmeleri gerekir.
Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
wolf_man_z
Gedikli
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 86


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #2 : Pazartesi, 30.Nisan 2007, 19:50:05 »

bu ermeni cinayeti hakkında çok güzel bir dosyam var
bir sonraki cvp o olacak
buyrun

ama
lütfen okuyunuz

alıntıdır
Moderatöre Bildir   Logged

hayat daima güzeldir ama yaşamasını bilene
wolf_man_z
Gedikli
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 86


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #3 : Pazartesi, 30.Nisan 2007, 20:01:55 »

Geçen haftasonu (19-21 Ocak 2007) ve Salı günü Hrant Dink'in hunharca katledilmesinden sonra ve cenazesi sırasında yaşananlar, mükemmel koordine edilerek hedefinden saptırılmış ve bir psikolojik harp operasyonu haline getirilmiş bir Turuncu Kadife Devrim Provasıdır .
Haksızlığa karşı, mazlumdan yana olan Türk halkı da mazlum psikolojisiyle aldatılarak, tüm halka bir günlük Ermenicilik oynattırılmıştır. Bellidir ki, Soros gibi Küresel Sermayeyle işbirliği içindeki Türkiye'yi yoketmeye azmetmiş vakıflar, Gladyo ve benzeri Batı İstihbarat-Operasyon DEHALARI çok hızlı koordine olabilmektedirler, her an Türkiye'de başka provokasyonlar ve operasyonlar yapabilirler [1] . Hatta operasyonların bir ucu, iç savaşa bile gidebilir...
Bu savaş , 'Biz Ermeyiniz, biz Kürdüz ' diye sokaklarda bağıranlar ile 'Biz Türküz' diye bağıracakların arasındaki bir savaş olabilir!
Bu operasyonun başında, şu anda Mütareka Medyası koordinasyonunu yapan ve 'Türkiyeliliği savunan' eski MİT müsteşar yardımcılarından tutun da, ABD Konsolosluğu DO-PsyOps'una (Department of Operations-CIA, ya da Kirli İşler Departmanı ) ve Mossad Psikolojik Harp Operasyonlar Dairesine kadar pek çok yapı bulunmaktadırlar ve çok başarılı da olmuşlardır! Mütareke medyası da yaydığı dezinformasyonlarla ve sürekli bu yabancı operasyonu destekleyici yayın yaparak bu galeyana çanak tutmuştur!

Bilindiği gibi her katil – Ogün Samast'ın bıraktığı kadar olmasa da - mutlaka iz bırakır! Her Psikolojik Harp Operasyonu da öyle! İsterseniz yurtdışından koordine edilen 5 günlük bir Kadife Devrim Operasyonu Provasının Anatomisine geçelim!
İlk günden itibaren bu cinayetin Emperyalistler ve Gladyo tarafından belirli hedefler için hazırlandığını savundum, halen öyle savunuyorum, ispatını Cenaze Töreninde gördük! Yani Hrant Dink'i yükselten ve bir ' ifade özgürlüğü abidesi' haline getiren güçler ile, tetiği çektiren güçlerin (organize bir çete olsun, olmasın) aynı merkezlerden yönetildiğine inanıyorum!

Asıl cinayet de işte buradadır!

1) Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink , uzun süredir tehdit ediliyordu! Bu konuda kendisine hiç bir koruma verilmedi! Aynı Necip Hablemitoğlu'na verilmediği gibi! Ayrıca MİT ve Emniyet İstihbaratı tarafından Valiliğe çağrılarak uyarıldı. MİT ve Emniyet bir insanı ' Hayatınız Tehlikede' diyerek Valiliğe çağırıyorsa, neden koruma ve silah vermiyor, anlamak çok zor! Bu İçişleri Bakanının yönetimleri sırasında 20 civarında benzeri cinayet işlendiği için, biz anlayabiliyoruz nedenlerini!
Basında ' mahkeme ve Türklüğe hakaret konusu' korkunç bir biçimde abartıldı, pişirildi. Hrant Dink bilinçli olarak bir hedef haline getirildi, hem medya, hem hükümet, hem de konuyu işleyenler tarafından. Bu arada Pen ve Bjornson ödülleriyle de ödüllendirildi. Yani konu son bir yılda operasyonel anlamda pişirildi, ta ki beyaz güvercin iyice uçmayı başarana ve bir kurban güvercinine dönüşünceye kadar!
2) Hrant Dink kötü bir insan değildi! Ama bazıları tarafından iddia edildiği gibi Milli Güçlerin adamı falan da değildi! Neden?
Son ' Türkiye Barışını Arıyor' toplantısında, ' Kürtlere ayrı devlet kurma hakkının verilmesini çok detaylı olarak savundu' , yazılarında yıllardır Kürdistanı hep açık açık savundu. Kürtçü Aydınlar dilekçesinde, Kürtçü tüm faaliyetlerin desteklenmesinde adını görmek mümkündü.
'Sözde Ermeni Soykırımı'nın yapıldığını, Türkiye'nin bunu kabul etmesi gerektiğini, ama Batı tarafından izlenen yöntemin yanlış olduğunu söylüyordu!

Öyle ki, vurulduktan hemen sonra Agos dergisinde onun anısına ' Hrant Dink: 2007-1915' yazısı yazıldı, savunduğu fikirlerin bir örneği olarak. İngiliz Gazeteci Robert Fisk , daha ilk dakikalarda Dink'in 1.5 milyon birinci Soykırım kurbanı olduğunu yazdı.
' Büyük Ermenistan' ve Türk topraklarında Ermenistan'ın genişlemesi fikirlerini de hep savundu!
Kısacası Hrant Dink bir SEVR savunucusuydu! Türkiye'nin belli koşullara göre parçalanmasını, Kürdistan'ı , Konstantinopolis'i , Büyük Ermenistan'ı savunuyordu! Bunların başında da işbirliği içinde olduğu Kürtçüler, DTP ve PKK'nın ileri gelenleri vardı (hatta http://www.koxuz.biz isimli Türkiye Karşıtı bir sitede Teröristbaşı Katil Abdullah Öcalan'la aynı sayfada köşe yazıyordu!)
Milli Güçlerin içindeydi de , bir ajan olarak mı bunu yapıyordu, buna inanamıyoruz!

Batı Emperyalizminin, Milli Güçlere ait bir insana da ödüller verebileceğini sanmıyoruz! Hrant Dink'in çizgisi belliydi! Zaten emperyal odaklarca plan uzun süreli kurulmuştu, başka bir çizgi de olamazdı! Ürkek Barış Güvercinin'den , Operasyonal Kurban Güvercinine dönüştürüldüğü süreçte, NATO'nun Gizli Orduları ve Gladyo tarafından rolünün her satırı son saniyelere kadar yazılmıştı!
3) Hrant Dink, Cuma günü 15:00 sıralarında öldürüldü. Uzun süredir ' istihbarat çevrelerinde, yakında Büyük Cinayetler serisi başlayacak!' şeklindeki, ifadenin ilk halkası olarak tüm Türkiye'yi şok etti.
İki saat boyunca cansız yatan vücudu insanlar oraya toplanana ve sürekli televizyon yayınları yapılana kadar bekletildi! Şişli'nin göbeğinde bu psikolojik harp operasyonunun temel çatısı hazırlandı ve halka sunuldu! Basın günlerce halkı çelişkili ve tutarsız bilgilendirmeyi sürdürdü! [2] .
' Ogün Samast' konusuna ve belki tarihteki en fazla iz bırakılarak işlenen cinayet olarak ' Guiness Rekorlar Kitabına' geçebilecek bu cinayetin ' Katil' boyutuna henüz girmiyoruz.

On altı yaşında bir çocuğun hiç bilmediği İstanbul ve Şişli'de elini kolunu sallayarak, hiç kılı kıpırdamadan, son derece sakin bu cinayeti nasıl işlediğinin analizini geleceğe bırakıp, neden cinayet silahı belinde, en kolay yakalanabileceği yer olan 'ailesinin evine' yollandığını ve diğer tonlarca detayı henüz daha sorgulamıyoruz. Bu detayları irdelemeyi ve Kadife Devrim Prova Operasyonunun , ' Cinayeti işleyen katil' yönünden değerlendirilmesini ve ortadaki dev tutarsızlıkları açıklamayı iddianame hazırlanana kadar bekletiyoruz!
Öldürülmesinden yaklaşık 1 saat sonra dev bir Hrant Dink afişi sanki hazır tutuluyormuş gibi, Agos gazetesinin önüne asıldı!

Onca telaş ve kaos içinde, birileri gidip, 1 saat içinde afiş mi yaptırmışlardı? Bir sürü pankart, döviz ve Hrant Dink afişi nerden çıkarılmıştı? Sanki birileri bu olayların gelişeceğini biliyordu ve her türlü materyel daha önceden sağlanmıştı ve bir-iki saat içinde ' matem-bilinç hali örgütlenmesine' geçilmişti 'şaşkınlık bilinç halinden' , hiç bir Kemalist aydının katledilmesinde görülmemiş olduğu gibi!
Taksim ve Şişli'de 5000'e yakın kişi 2-3 saat içinde toplandı! Sloganlar sanki önceden hazırlanmış gibi, hep bir ağızdan tekrarlanıyordu:
Hepimiz Hrant Dinkiz, Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Kürdüz,
Yaşasın Halkların Kardeşliği
Katil Devlet! Hesap verecek!
Katil Türk Devleti! Katil Türkler!

'Derin' den Vurulduk!

Hrant Dink olmak, aynı zamanda Ermeni veya Kürt veya Kürtçü olmayı da paralelinde getiriyordu! İçlerinde bir kişi yoktu, ' Biz Türküz, Biz Ermeniyiz' diyen!
Benzer operasyonu daha önce görmüştük, Yahudiler de aynı yöntemi kullanmışlardı, 2. Dünya Savaşından sonra! Tüm New York, ayağa kalkmıştı, 'Hepimiz Yahudiyiz !' diye. Bu aynı zamanda Yahudi soykırımının kabulü ve İsrail Devletinin ilanıydı ve 3 yıl sonra İsrail devleti, Filistinliler kandırılarak kuruldu!
Kimdi bu kadar kısa sürede organize olup, Şişliyi dolduranlar? Böyle bir olayı bekliyorlar mıydı! Ellerindeki dövizleri, Hrant Dink'in Dev posterlerini daha önceden hazırlamışlar mıydı? Nasıl 3-5 saat içinde organize bir eyleme dönüştü Güvercinli Cuma Gecesi?
ÖDP, DTP, DHKP-C, Kürtçü ayrılıkçılar tüm diğer bölücü ve parçalayıcı sol fraksiyonlar ve AKP de elemanlarını sokağa dökmüştü. Hepsi ortak nefretlerini kusuyorlardı Türklere karşı:
Katil Türkler, Katil Türk Devleti!
Hepimiz Hrant Dinkiz, Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Kürtüz!
Derin Türk Devleti Hrant Dink'i öldürdü!
Katil Derin Devlet!
Devlet önce kendi taşlarının altını temizlesin! Onu Devlet öldürdü!
Türk Mütareke basını da tüm koldan destek veriyordu bu eyleme, dünya basınıyla birlikte. Türkler Ermenileri 1915'te kesmişlerdi, şimdi de kesiyorlardı!
Üstelik gelişmekte olan hızlı bir milliyetçi tepki refleksini gören H. gazetesi, bunu bloke edebilmek için sözde bir anket başlattı, sözde 463 bin kişinin yanıtladığı: Halkın sözde '% 52'sinin 'Biz Ermeniyiz' sloganına HAYIR, sözde % 47'sinin ise EVET dediğini açıklayarak, Türk halkına karşı yürütülmekte olan psikolojik harp operasyonunu devam ettirdi ve sloganı nerdeyse haklı çıkardı !

Mütareke medyası bizi öylesine aptal yerine koyuyordu ki, sanki biz bilmiyorduk ' Asp.net ' yazılımlarında bu tip IP-seçici anketlerle istendiği zaman nasıl oynanabildiğini ve anket sisteminin aslında ne kadar sağlıksız olduğunu, istenen sonucun çok kolay çıkarılabileceğini! Türk halkını ikiye bölme operasyonunu başarıyla yerine getiriyordu, Ulusalcılara ve TSK'ya düşman Mütareke basınımız! Türk halkı % 52- %47 ikiye bölünmüştü, başabaş, savaştırabilirdik artık onları !
Bir tek Türk bayrağı taşınmayan eylemde, Yunan, PKK, Kürdistan, Ermenistan bayrakları açılıyordu ve bazılarına polis müdahale etmek zorunda kalıyordu!
Havaya yükselen güvercinler adeta haykırıyordu:
Bugün Şişli'ye Türkler ve Türk bayrağı giremez!
Halbuki burası Türkiye Cumhuriyetiydi! O bayrakta sembolize edilen kızıl şehit kanları sayesinde, bu güruh bağımsızca sokaklarda çığlık atıp, Türklüğe küfredebiliyordu!
Hiç kimse bir psikolojik harp operasyon denemesinin gerçekleştirilmekte olduğunun farkında değildi. Aslında sokağa dökülen iyi niyetli, barışsever, mazlumdan yana olan Türkler bir süre sonra benzer Kadife Devrim Operasyonları ile ülkelerinin birdenbire aynı Yugoslavya, Rusya örneğinde olduğu gibi parçalanacağını, tüm aile fertlerini bir içsavaşta yitirebileceklerini, yıllarca aç ve sefalet içinde yaşayabileceklerini hayallerinin ucuna bile getiremiyorlardı.

Ellerinden çıkacak olan ülkelerinin bu sokaklarında, bir kuşak sonra kız çocuklarının Galataport projeleri yürürlüğe girdiğinde aynı Ukraynalı kadınlar gibi ancak fuhuş ve uyuşturucu ile geçinebileceklerini ve tüm ahlaki veya kültürel değerlerin yitirileceğini, bağımsız bir Türkiye kalmayacağını akılllarına bile getirmiyorlardı!
4) Ermeni Generallerinin, Amerikan-İsrail istihbarat görevlilerinin katıldığı cenaze töreni, görkemli başladı [3] . Kimilerine göre 50 bin, kimilerine göre de 100 bin kişinin katıldığı 8 km.lik yürüyüşte slogan atılmadı! Slogan atılsaydı, atılacak sloganların hangi boyuta geleceğini ve bir çatışma ortamı doğacağını herkes biliyordu! Ama 2 gün içinde nasıl onbinlerce 5 dilde farklı döviz hazırlanmıştı? Bunu kim finanse etmişti? Nasıl dağıtmışlardı? Tarihte hiç bir Türk mitinginde veya cenazesinde böyle bir organizasyona rastlanılmamıştı!
Bir Kadife Devrim Provasına dönüşmekte olan 'Hrant Dink'in Cenaze Töreni Operasyonu', İstanbul'un sokaklarında 'Cinayet İzlerini (!) Bıraka, Bıraka İlerliyordu!'
Dövizler şöyle diyordu:
Ben Hrantım,
Em Hemü Hrant,
I am Hrant Dink
Hepimiz Ermeniyiz Hepimiz!
Katil 301!
Hepimiz Hrant Dinkiz.
Wir Sind Hrant!
Katil Devlet!
Onbinlerce döviz hazırlanmıştı iki günde, dövizler öylesine akılcı bir biçimde hazırlanmışlardı ki, her bir döviz yuvarlaktı ve siyahtı; kafa hizzasında tutulduğunda bir kişi iki kişi gibi görünüyordu. Yani 20 bin kişi 50 bin kişi gibi görünecekti!

Yürüyüş sırasında çekilen resimlerin yüksel pikselde olanlarını büyüttüğümüzde, usta hazırlanmış bir operasyonun gözden kaçan küçük bir ayrıntısı ile karşı karşıya geliyorduk.

Dövizlerin hedefi medyaya, televizyonlara ve Batıya karşı kişi sayısını fazla göstermekti. Çünkü döviz ve pankartları akıl edenler ve hep bir örnek hazırlayanlar, bir anti-Türk mitingine dönüşecek cenazeye kaç kişinin geleceğini bilmiyorlardı başlangıçta!

Bazı gazeteler ise, topluluğu kalabalık gösterebilmek için, 'Tek Merkezli Psikolojik Harekat Merkezlerinin' verdiği emir üzerine, aynı caddeleri, sokakları kopyala yapıştır taktiği ile insan sayısını resimlerde arttırıyor, geniş açılı yanıltıcı fotoğraflar tüm basın arşivini süslüyordu! 20 bin oluyordu, 50 bin, 50 bin oluyordu 100 bin!
Cenaze korteji sadece bir anti-Türk mitingine dönüşmekle kalmıyor, aynı zamanda binlerce Türk vatandaşına 'Biz Ermeniyiz' dedirtecek düzeyde operasyon başarılı oluyordu!
Niye Ermeniydik? Bir psikopat tetikçi Hrant Dink'i vurdu diye mi? Bu nasıl mantıktı?

Yıllarca bizim diplomatlarımızı katleden Ermeni teröristler yakalanmış mıydı? Bir Ermeni vatandaşı, Hrant Dink ve ailesi de dahil olmak üzere, bir kere bu diplomatların cenaze törenlerinde ' Biz de bugün Türküz ! ' demişler miydi?

Aksine Ermeniler tarafından Türklere karşı sürdürülen düşmanlık tohumları arttırılmamış mıydı? Hrant Dink , arkadaşları ve temsil etmekte olduğu çevre de bu düşmanlığı yıllarca körüklememiş miydi? Sıradan bir cinayet yüzünden neden Ermeni olaydık ki? Onlar hiç Türk olmuşlar mıydı?
Cenazedeki 50 bin – 60 bin kişiden bir tanesi bile eline Türk Bayrağı almıyordu! Sanki bu yürüyüş belli çevrelerce, Türklere ve Türklüğe karşı bir yürüyüşe başarılı bir biçimde dönüştürülüyordu! [4] Yanlarında Türk bayrağı götüren bu bayanların ağzından dinleyelim:
Biz dört bayan mesai saatlerimiz dahilinde toplumsal birlikteliğimize ve kültürel mozaiğimize yöneltilmiş saldırıyı protesto etmek amacıyla Hrant Dink'in cenaze törenine katıldık. Törene giderken ülkemizin birlik ve beraberliğinin en önemli simgesi olarak gördüğümüz bayrağımızı da yanımızda götürdük.
Polis kontrolünü geçtikten sonra kalabalığın toplandığı yere kadar elimizde bayrakla yürüdük. Bu sırada Sayın Rakel Dink'in de konuşması başlamıştı. Konuşmayı dinlerken elimizde de bayrağımız dalgalanıyordu.
Bir süre sonra etrafımıza bazı insanlar toplanmaya başladı. Yanımıza önce Düzenleme Komitesi'nden olduğunu söyleyen genç bir bey geldi. Bize bayrağımızın rahatsızlık yarattığını ve provokasyona neden olabileceğini söyleyerek 'Bayrağınızı lütfen indirin' dedi.
Niyetimizin provokasyon değil, birlik bütünlük mesajı vermek olduğunu anlatmaya çalışırken etrafımız bir anda provokatör olduğumuzu söyleyen kişilerle çevrildi. Belli bir görüşü temsilen orada bulunuyor olmakla itham edildik . 'Burada sizin tarafınızdan kimse yok, dikkatli olun' şeklinde tehdit edildik. Bir cenaze töreninde gerginliğe yol açmamak için bayrağımızı indirerek tören yerinden ayrıldık.
Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Alevisi, Sünnisi, Çerkezi, Lazı hepimizin birliğini simgeleyen, bir arada kardeşçe var olmanın en önemli sembolü olan bayrağımızdan duyulan bu rahatsızlık bizi derinden üzdü."
Düşünebiliyor musunuz mentaliteyi, nefreti ve düşmanlığı! Adamlar 'Burda sizden kimse yok!' diyorlar ve Türk bayrağı açtırmıyorlar! Bu insanlar Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyorlar, o bayrağın altında ve o bayrağın sağladığı hukuki eşit haklara sahipler!
Yine aynı gün Tahran'ın kuzeyindeki bir Ermeni klisesinde yapılan bir 'Hrant Dink Türk Nefreti Töreninde' , Türk Bayrağı yakılıyordu [5] . Bu 2007'de Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Kürtçüler ve PKK'lılar tarafından yakılacak olan tek bayrağımız olarak kalmayacaktı!
5) Yurtdışında görev başında Ermeni Teröristler tarafından şehit edilmiş olan diplomatlarımız ve görevlilerimiz, Mehmet Baydar, Bahadır Demir, Daniş Tunalıgil, İsmail Erez, Talip Yener, Taha Carım, Necla Kuneralp, Galip Özmen, Şarık Arıyak, Engin Sever, Reşat Moralı, Tecelli Arı, Kani Güngör, Erkut Akbay, Bora Sürelkan, Galip Balkar, Cahide Mıhçıoğlu, Çetin Görgü, Halük Sipahioğlu için 'Biz Türküz' diye yürüyen veya ' Türk Bayrağı' taşıyan olmuş muydu, bu Ermeni-Rum-DTP-AKP-PKK-DHKP-C cemaati içinde? Hiç bir cenaze böyle finanse edilip bir psikolojik harekat operasyonu haline getirilmiş miydi?
Peki katledilen Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Org. Eşref Bitlis, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve diğer Ulusalcı ve Atatürkçü aydınlarımız için böylesi abartılı törenler yapılmış mıydı?
Nerdeydi demokrasi ve barış güvercinlerini destekleyen Batılı ülkeler o zaman!

Demokrasi, Barış ve Özgürlük, sadece Batılılar, Ermeniler, Kürtler için ve Türklere karşı mücadele eden Türk Düşmanları için mi vardı? Demokrasi'nin temel kuralı, Türkler'e karşı küfretmek, mücadele etmek ve Türkler'le savaşmak mıydı?

Tetikçilerini ve bombacılarını ülkemize gönderip bu aydınlarımızı katlederken, neden kimse bağırmıyordu, 'Biz Türküz' diye, neden o zaman DHKP-C-Ermeni-ÖDP-AKP-PKK-Rum tayfası , bir günlüğüne bile TÜRK olmadı?
6) Mütareke Medyamızın da başarıyla katıldığı, 'Hrant Dink, Kadife Devrim Provası ve Türk Nefret Günü' başarıyla bir psikolojik harekat olarak yabancı güçler tarafından pazarlanırken, herkese bir mesaj veriliyordu:
'Bakın dökeriz sokaklara binlerce insanı, dikkatli olun! Gerekirse Tankların önüne de çıkar, Rusya'da, Yugoslavya'da olduğu gibi Meclislerinizi de basarız!'
Kandırılan ve iyi niyetli, mazlumdan yana olan Türk halkı ise kendileri üzerinde oynanmakta olan oyunun ve yaratılmaya çalışılan kardeş kavgasının farkında bile olmadan, bu profesyonel psikolojik harp operasyonunun beyinlerinin derinliklerine kazınan motiflerini algılayamadan, bilinçsizce sokaklara dökülüyorlardı! Operasyon başarılıydı!

Bir taşla belki üç, belki yedi kuş vuran istihbarat servisleri memnundu! Çünkü, onlar bir koyup, on almasını çok severlerdi:
· Bir Turuncu Kadife Devrim Provasının sonuna gelinmiş ve Türk halkı kendi bayrağı ve kendi milli kimliğiyle karşı karşıya getirilmişti.
· Gerek milliyetçilere, gerek TSK'ya ve gerekse bu ülkenin temel niteliklerini koruyan milyonlarca kişiye bir mesaj verilmek istenmişti:

Soros Sizi Döver! Soros Herkesi Sokağa Döker! (Soros'u Batı emperyalizmin ve Turuncu Kadife Devrimlerin Sembolü olarak kullanıyoruz!)
· Yükselmekte olan ve tehlikeli bulunan milliyetçilik dalgasına ve dip dalgasına karşı ciddi bir halk desteği kazanılmıştı.

Ne de olsa, Türkler, Türkçüler ve Milliyetçiler 'KATİL' di!
· Türklük, Türk bayrağı, Türk milleti, milliyetçilik aşağılanmıştı! Türklük aleyhine herşeyi söylemek artık legal hale geliyordu!
· Amerikan ve Ermeni Kongrelerinde çıkacak olan kararların artık Ermeniler leyhine olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Tarih, artık bir bilim ve sistematik araştırma yöntemi olmaktan çıkmış, bir psikolojik harp operasyonuna ve ' demokratik oylama totosuna' dönüşmüştü.
· Ermeni Diasporasının Türklere karşı zafer kazanmasına ve söylemlerini yoğunlaştırmasına kesin gözüyle bakılıyordu!
· Türkiye bu koşullarda Ermenistan sınırlarındaki kapılarını açmak zorunda kalacaktı. Ermenistan'a karşı dış politikasını değiştirecekti.
· Türkler ve Türkiye aleyhtarı propaganda yapan DHKP-C, PKK, TİKKO gibi NATO'nun ve Gladyonun Gizli Ordularına yeni malzeme doğmuştu!
· Irakta'ki pek çok Türkiye aleyhine gerçekleşmekte olan gelişme Türk kamuoyuna unutturulmuştu!
· Bu olayla 301. maddenin kalkmasına kesin gözüyle bakılıyordu!
· AKP, halkın gözünde büyük bir sempati toplamıştı. Ne de olsa, Demokratik (!) davranmıştı.
· Binlerce Türk'ün beynine 'Biz aslında Türk değiliz, Milliyetçilik kötü bir şey! Ermeni de olabiliriz, başka bir ulustan da, biz aslında bir Mozağiyiz' felsefesi sistemli olarak işlenmişti!
· Türk ulusu ikiye bölümüştü, ' Gerektiğinde biz Ermeniyiz, biz Kürdüz!' diyenler ve ' Biz Türküz! diyenler:
Artık İç Savaş Tamtamları Çalmaya Başlayabilirdi!

[1] http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=216 , Ümit Sayın, Türk Silahlı Kuvvetlerine Karşı Psikolojik Harp: Başka Çete Operasyonları da Var!
[2] http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6270 . Suikasti Perdeleyen Medya İllüzyonunu Aralıyoruz.
[3] http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6274 . Dink'in Cenazesinde Ermeni Generali ve AB-D Büyükelçileri.
[4] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5841152.asp?yazarid=148
[5] http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=10088 . Ermeniler Bayrağımızı Yaktı.
Moderatöre Bildir   Logged

hayat daima güzeldir ama yaşamasını bilene
wolf_man_z
Gedikli
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 86


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Pazartesi, 30.Nisan 2007, 20:03:08 »

Türkiye Hrant Dink cinayetinin arkasında olan isimleri merak ederken, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'ten bomba gibi bir iddia geldi.


1. Operasyon ekibi: Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu iddiasıyla Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in Trabzon'da Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, “haber elemanları” perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir.

2. Etnik ve dinsel çatışma tertipleri: Ramazan Akyürek'in “Haber elemanları” timinin Trabzon'da gerçekleştirdiği işler, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye'de etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzon'u hedef aldı. Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin kalesidir ve İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır. Bu nedenle ABD'nin hedefleri arasındadır.

3. Trabzon değil, Ramazan Akyürek: Erhan Tuncel'in ifadeleri, “Trabzon” diye şifrelenen olayların arkasında Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir. Erhan Tuncel, ifadesinde Trabzon'da McDonald's önüne patlayan bombayı bizzat kendisinin yaptığını ve eylemde gözcü olduğunu ve bombalama olayından sonra, o zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in önerisiyle "haber elemanı" olduğunu belirtmektedir. Erhan Tuncel'in Ramazan Akyürek tarafından bombalama olayından önce denetim altına alındığı ve suçu işlemeye yönelttiği apaçık ortadır. Tuncel'in Ramazan Akyürek'le anlaşması yakalandıktan sonra değil, eylemden öncedir. Bombalama, örgütlenmiş elemanlara yaptırılmıştır. Aynı bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay hapisle kurtarılmış ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır.

4. Ramazan Akyürek'in operasyon elemanları Hrant Dink suikastinde: Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık ortadadır ki, Ramazan Akyürek'in denetimi altındadır. Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını, Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini ve evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında film seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi. Ekip, en başından denetim altındadır ve yönlendirilmektedir. Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt perdelenecektir.

5. Senaryonun bozulması: Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samast'ın Samsun'da Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün Samast'ın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürek'in konumunu açığa çıkarmıştır.

6. İhmalin değil suça iştirakin kanıtı: Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir.

Danıştay suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bu olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine izin verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin “görev ihmali” saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır.

7. Ramazan Akyürek'in Danıştay suikastindeki rolü: 25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in olduğunu açıklamıştım:

“Şu anda Danıştay'a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. (…) Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan'ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. (…) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD'nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye'nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.”

Danıştay suikastı yargılamaları sırasında ortaya saçılan yeni olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir. Ramazan Akyürek, Danıştay suikasti soruşturmasını tıkamış ve suikast planlandığı üzere bir kişinin üzerinde kalmıştır. Arkadaki örgüt gizlenmiştir.

8. Ramazan Akyürek'in Fethullahçı sicili: Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır'ın bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir.”

Valinin engin bir öngörüyle devletten dikkat edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat eden makama oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve şimdi de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne çıkmıştır. Sicil mahkeme dosyalarında bulunmaktadır ve fotokopyaları bu basın toplantısı açıklamasının ekindedir.

9. Hrant Dink suikasitini tertipleyen ekip: Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip.

10. Emniyetteki Fethullahçı derin örgüt: Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır. Bu uygulamaların arkasındaki “Derin” örgütün başında Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro bulunmaktadır.

11. CIA ve MOSSAD bağlantısı: Van ve Şemdinli'den Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSAD'ın Büyük Ortadoğu Projesi'nde görev üstlenmiştir.

12. Türkiye düşmanı cephe: Suikasti tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı milli devleti tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde ABD Büyükelçisi'nin liderliğinde “Hepimiz Ermeniyiz” pankartının arkasında yürüyenler, aynı Türkiye düşmanı cephededirler. Pankartları ve cenaze töreni giderlerini Soros karşılamıştır.

13. Fethullah Hoca'nın “ulusal dalgayı aşacağız” fetvası: Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, “ulusalcı dalgayı aşacağız” diyerek, ABD'nin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır (Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı tarihlerde Türkiye'de büyük tertip ve suikastler olacağı, “çok kan döküleceği” kehanetinde bulunmuştur. Bu iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır.

14. Tayyip Erdoğan'ın “ulusalcıların üzerine gidilmeli” talimatı: Tayyip Erdoğan, Danıştay suikastinden hemen sonra 19 Mayıs 2006 günü Ankara'da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet'in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını vermiştir.

15. “Derin devletin dibinde” Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanlığı var: Yine Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı üzere, “derin devletin dibine inmek”ten sözetti. Amaçları, “derin devlet” perdesi altında milli devleti tahrip etmektir. Derin devlet ABD'nin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATO'dur ve o Derin Devletin en karanlık noktasında Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır.

16. BOP Eşbaşkanlığı ile bağlantı: BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı, “Başbakanlık Müsteşarı” koltuğunda oturan Ömer Dinçer yürütmektedir.

17. Ramazan Akyürek Tayyip Erdoğan'ın yakını: Ramazan Akyürek'i, Emniyet'in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan'dır.

18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar: BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır.

19. Ramazan Akyürek'i kurtarma planları: Emniyet kaynaklarından aldığımız bilgilere göre, Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyürek'i kurtarmak için İstanbul Emniyeti sorumlularını fedaya hazırlanmaktadır.

20. Mayısta yeni Fethullahçı atama hazırlığı: Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların önemli Emniyet müdürlüklerine atanacakları belirtilmektedir. İstanbul, İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri dahil, yedi önemli göreve atanması planlanan Fethullahçı emniyet müdürlerinin isimleri arşivimizdedir ve noter tutanaklarında kayda alınacaktır.

21. Görevden alınması gereken Recep Tayyip Erdoğan'dır: Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür. Görevden alınması gerekenler, ABD'nin 24 müslüman milletin yaşadığı ülkelerin haritasını değiştirme projesinde eşbaşkanlık üstlenerek Türkiye'yi parçalama planlarında rol alanlardır.

22. Milletimize söz veriyoruz, suç örgütünü açığa çıkaracak ve Türk adaletine teslim edeceğiz: SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir.
Moderatöre Bildir   Logged

hayat daima güzeldir ama yaşamasını bilene
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Salı, 01.Mayıs 2007, 07:30:09 »

yani insanın kime güveneceği bir muamma oldu.. ve eylemda hep türk milleti ve 301 yargılandı.. aynı zamanda milliyetçi olarak bilinen trabzon.. bunların bir oyun olduğu ve bu fitnelerin mutlaka birgün geri tepeceğini unutuyorlar.. unuttukları ve yanlış algıladıkları birşey var: bizler hasta adam değil ,uyuyan deviz!

malatya olayında da millet hepimiz hrıstiyanız diye yollara düştü... ne olacak bu ülkenin hali demeden kendimi alamıyorum..
Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
wolf_man_z
Gedikli
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 86


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #6 : Salı, 01.Mayıs 2007, 11:34:22 »

bu ermeni olanlar
çıksın bu  toprakalrdan
veya
hristiyan olanlar uslu uslu otursun

ama
bu grupları gaza getirenler kim acaba

insanların hiçbir zoru derdi yokken
neden bu ülkede sorun yaratmak için kendi canından çocuğundan bile vazgeçiyor
bunu anlamak zor
Moderatöre Bildir   Logged

hayat daima güzeldir ama yaşamasını bilene
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Salı, 15.Mayıs 2007, 22:21:41 »


Gençlere Hitap       



Genç arkadaşlarım;

Aziz gençler; biz devlet idaresini Türk milletinin tarihi kıymet hükümlerine; maşeri vicdanlarına, İslami ahlakına dayandırmanın lüzum ve zaruretine dava ediyoruz, bu unsurlara dayanarak güç ve kuvvet kazanacağına inanıyoruz. Daha da ileri giderek diyoruz ki, milli,ahlaki, tarihi vasıflarımızı inkar ederek, değiştirerek, kısacası Türklükten çıkarak kuvvet kazanılacaksa bunun karsısındayız.

''Zira kurt karin doyurmak için köpekliğe razı olmaz''.

Aziz arkadaşlarım, Milletimiz tarihin hangi çağında kendinden başkalarına özenmiş, başkalarına benzemeye gayret etmişse zaafa düşmüş ve devleti dağılmıştır. Ne zaman kendine dönmüş, kendi benliğinin cevherine dayanmışsa dünyayı titreten bir güç olmuştur.
Bilge Kağanın Orhun taslarına kazdığı ebedi öğüt gerçeği bildiriyor.

''Ey Türk titre kendine dön''

Kendine dönüş başlamıştır. Yıllar yılı suçmuş gibi görünen milliyetçilik yeniden parlamıştır. O kadar ki, yıllardır milliyetçiliği ağzına almayan ve genç subayları, ihtiyar alimleri, üniversiteli aydınları milliyetçilikle suçlayıp Tabutluk işkencesine tabi tutan kişiler bile ''biz milliyetçiyiz'' demek zorunda kalmışlardır. Hatta oportünist, sosyalist, komünist, mason beynelmilelciler bile milliyetçi görünmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu büyük bir zaferdir ve kazanılmıştır.

Savaştan galip çıkan biziz; zira silahımız Türk'ün tarihi , Türk'ün maneviyatı, Türk'ün realitesi, hülasa edelim; Türk'ün kendisi idi. Onların silahı; ifsat, iftira, sövgü, yergi, menfaat, hırs, yalan, dolandı.

Anadolu'da ''Yel kayadan ne koparır'' derler. Tezvir yeli Türklük kayasına çarptı ve dağıldı.

Birinci merhale asılmıştır, milliyetçilik, Türkçülük dosta düşmana kabul ettirilmiştir.

Simdi ikinci devre başlamıştır, milliyetçilik siyasi ve idari tatbikata geçmelidir. Bunu da başaracağız. Bütün Türkler, 100 milyonluk Türklüğün kudretini kalbimizde duyuyoruz.



_________________________   
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ   
 

Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
akcaabatli
Çaylak
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Çarşamba, 19.Aralık 2007, 21:30:41 »

  Sayın kurdoğlu ,

  Yazınızı okudum ve tüylerim diken diken oldu.İçimi ateş bastı.Kendime çok kızdım .Demek kli bizler  vatanımızı henüz  yeterince sevemiyormuşuz.Eğer öyle olsaydı dibimizdeki bu ermeni kalleşleri Karabağ'da böyle yapabillir miydi? Ben bir öğretmenim .Bu yazıyı öğrencilerime okumak isterdim.Ama onlar henüz çok küçükler 2.sınıftalar.
Bunu saklayacağım 5.sınıfta bu konunun yeri geldiğinde mutlaka işleyeceğim.
    Saygılar....
Moderatöre Bildir   Logged
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Pazar, 18.Mayıs 2008, 15:52:12 »

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı
:-Akçik, manç?..
(Kızmı, oğlan mı?)
-Akçik...
(Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar,ınger...
(Sen kazandın, yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...
(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine.
(Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur.
(Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü...
Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.
Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu.
Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.
26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.
Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı.
Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler,
Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.
Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.
Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.
Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.
Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık?
Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir.
56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.!
Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:
'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.
Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.
Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.
Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı…………..
Yazıklar olsun …… NERDE BU HIRANT DİNK'İZ BİZ ERMENİYİZ DİYENLER

yeniden hatırlanması için konuya destek verin arkadaşlar... karabağ bizim canımız, alev oldu yanıyor, susmak olmaz... paylaşıma teşekkür etmek bile bu konunun burda halkça okunmasına destekdir...
Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

© Akçaabat-Acısu.Com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM