|
rabia
|
 |
« Yanıtla #1 : Cuma, 25.Nisan 2008, 22:16:50 » |
|
Görüş yazılmasa da bu köşenin okunduğunu görüyorum. Bu, buruk da olsa bir sevinç vermiyor değil... İsterdim ki başkaları da okuyup, beğendikleri başka eserleri paylaşsın bizlerle...
Neyse, ben aynı kitaptan, hiç de yabancı olmadığımız anılara döneyim:
Yazarın çocukluk yıllarıyla ilgili anıları arasında bir kedi, adı da Mestan olan bir kedi ve annesinin ilginç uyarıları var. Bu uyarıları olmasa da benzerlerini eminim bir çoğumuz duymuşuzdur: Kediyle yarışırken, merdivenlerden yuvarlanan çocuğa: "Uyyyy, uuyyy ezim ezim ezilesın, geberesin! İşşallah kurtlanasan eşeğın oğli gene nerden düştün?" Çocuk elini kestiğinde: "Uyyy başına başından böyük daşlar yağa! Tenekeyle oynama, baah elın kestın..!" Ve diğerleri: "Uyyy geberesen gidesen! Görmisen, pasli nal miğhına basmişsan, ula ayağın delinacağ" "Uyyy kor ocağ olasan köpegın oğli! Eşek arısini niye yedın, dilın şimdi davul kimi şişecağ" "Uyyy cehnem ataşında kömür kimi yanasan! Ula, ataş elle tutilir?
"Anamın memelerini her fırsatta emerek, yerde bulduğum, tutabildiğim, elime geçirdiğim her şeyi yiyerek topaç gibi olmuştum. Zekice(!) denemelerim sayesinde artık kesinlikle biliyordum: Teneke kesicidir, mıh delicidir, arı soktuğunda canın acır, parmakların veya burnun şişer! Ateşe dokunduğunda yanarsın! İşin ilginç yanı, benim bütün bu dahiyane buluşlarıma karşılık, hemen ardından da (yukardaki gibi) anamın gecikmiş uyarıları gelir, kulaklarımda çınlardı."
Mestan, arsız, hırsız bir kedidir; anne onu eğitmeye çalışmaktadır: "Mestanın gizlice, yavaş yavaş, çaktırmadan yürüttüğü ufak tefek yiyeceklere başlangıçta büyük tepki göstermedi. Görmezlikten geldi. "Küçüktır, daha barmağ kederdır" dedi ve biri zaten görmeyen gözlerini bu tür olaylar karşısında tamamen kapattı. Mestan onun bu iyi niyetinin pek farkında olmadı. Anamın boş verip görmezden gelişini yanlış değerlendirdi. Onu hepten kör sandı. Giderek şımardı, işi yüzsüzlüğe vurdu. Anamın ise sonunda sabrı taştı, artık Mestana dersini verme zamanının geldiğine karar verdi. Önce tatlı dille uyardı: "Mestan, ğırğızlığ yapma!" Mestanın hemen hemen hiç tınmadığını, laf dinlemeye hiç niyeti olmadığını görünce, aynı cümleyi bir de Kürtçe denedi: "Mestan, dızi neke!" Mestan sanki hiç Kürtçe bilmiyormuş gibi, bu dili daha önce hiç duymamış gibi.....sağırlık numarasına yattı. Anam, onun sağır olmadığını çok iyi bildiğinden, balki kulaklarını daha iyi açar, belki bu kez söz dinler düşüncesiyle, daha yüksek sesle, Zazaca tekrarladı: "Mestan, dızdeniye meke!" ............................. Sabrına biraz daha sabır katıp bu kez Ermeniceyle söylemeyi denedi: "Mestan, koğutyun mene!" Anam dil konusundaki tüm bilgisini Mestanın önüne serip döktüğü halde, onu tuttuğu bu yanlış yoldan vazgeçiremeyeceğini...istemeyerek kabullendi................... Hanım Baco'nun bu kararının hemen ardından, Mestan anamın ellerinin ne denli nasırlı olduğunu ilk kez anladı ve çok şaşırdı. Bu ilk tokat, anamla Mestan arasında sessiz ama sonsuza dek sürecek bir savaşın da başlangıcı oldu. .............................. Anam ve Mestan arasında bitmeyen sonsuz bir savaş sürerken çoğu kez yenilgiye uğrayıp yakayı ele veren Mestandı. Hırsızlığa çıktığında anam o anda kafasına indirecek bir şeyler muhakkak buluyordu. Böylece Mestan kısa zamanda evimizin eşyalarını, öğretmeni Hanım Baco sayesinde öğreniyor, ilk derste çalı süpürgesiyle tanışıyordu! ......................... İlk öğrettiklri arasında, "egiş", "carut" maşa ve "lülüg" sayılabilirdi. Mestan, pastırma hırsızlığına soyunduğu bir başka gün, "carut"un sacdan yapıldığını, esasen odun sobasından ateş çekip mangala aktarmaya yaradığını, yan işlevinin de pastırmalara dadanan kendi gibilerinin bitli başına indirilmek olduğunu öğrendi. Anam mutfakta, tahta oturağın üstüne oturduktan sonra, ateş yakmak üzere çömelip üflemek için lülügü ağzına götürdüğü zaman, bizim aklı evvel Mestan, onun kaval çaldığını zannetmiş, kaval çalma faslından sonra da hoyrat tutturarak; "Gül memenden Gül gohar gül memenden Can evi veran olur Kaş çatıp gülmemenden" diyerek oyalanacağını, ardından da "Diyarbekir dört yoldur Suyi güzel ve boldır Senden ricam bıze gel Ben içeyim sen doldur" diyeceğini düşünerek, doğruca kilere dalmış.Mestan, Hanım Baco'nun manile, ardından şarkılar, onun da ardından türküler döktüreceğinden kendince emin, çarşıdan yeni gelmiş yoğurt dolu bakracın başına salına salına yürüyor, ama fazla da oyalanmaması gerektiğini biliyordu. ................ Mestan, ensesinde boza pişiren "lülüg"ün tadını alınca, onun da ağaçtan değil, bilakis demirden olduğunu ve hele hele kaval-maval gibi bir şey olmadığını şıp diye anlamıştı....
Ne mutlu çocukluğunda, anılar harmanında bir hayvanı gezenlere!
|