rabia
Vip
 
Karma: +0/-0
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 130
|
 |
« : Salı, 06.Mayıs 2008, 00:04:15 » |
|
Bu köşede Koryanalılar olarak kendimizi sorgulamamızı istiyorum. "Kendimizi" diyorum, lütfen dikkat, çünkü bana eleştiriye tahammülümüz yokmuş gibi geliyor. Fazla duygusal, alıngan ve de eleştiriye kapalıyız. En azından ben böyle olduğumuzu düşünüyorum. İnatçılığımızı ise hiç sıraya koymuyorum. Eleştiri deyince bir çok kimsenin aklına olumsuzlukların sayılıp dökülmesi geliyor ya, eski adıyla "tenkit" bu demek değildir. Olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirmedir kısaca. "Durduk yerde bu da nerden çıktı" diye düşünenler olabilir, ama durduk yerde çıkmadı. Bugüne kadar forumdaki tartışmalardan, eh, bu topluluğun bir üyesi olarak da yaşadıklarımdan çıkardığım sonuç bu. Ben kendimi eleştirerek ilk uygulamayı yapayım; duygusalım, evet. En çok mücadele ettiğim yönümdür bu. Özellikle olduğumun aksini düşünen insanlar karşısında çabuk pes ederim, küser, bir kenara çekilirim. Oysa doğrunun bu olmadığını da bilirim. Eleştiriye açığım desem şimdi bu durumda kim inanacak buna? (Kadir İnanır diyen var mıııı?) Ben... Çünkü örnek verilmeden, isnat edilenler mesnetten yoksunsa böyle davranıyorum ben. Ama, "şunu şöyle yaptığın ya da söylediğin için böyle düşündüm" dendiği zaman tepkim aynı olmuyor. Yani, "bu, budur bu" anlayışı beni itiyor, kilitliyor. Eleştiriye bayılıyorum. Aslında gerçekçi, ve gerekçeli yapıldığında insanı daha üretken kılar diye de düşünüyorum. Hatamı bana söyleyen kişi düşmanım olamaz. Neden mi? Düşman, hatayı söylemez, söylemez ki düzeltesin... Daha çok hata yapmanı bekler, bundan da keyif alır. Dosttur hatayı söyleyen. Ama gelin görün ki bunun tersini düşünenler, kendi dokunulmazlıklarını ilan ederken, dostlarını da zor durumda bırakıyorlar. Ben hata düzeltici bir yapıya sahip olduğumdan, hatayı gördüğüm yerde düzeltme gereği duyuyorum. Orada da alınganlara toslayıncaaa, tası tarağı topluyorum. Haa alınganlığım hiç yoktur, olmamıştır da. Düşünmeden savunmaya geçen insanımız da bir hayli çok. Yapılan değerlendirmeye karşı çıkmayı bellemişse bundan vazgeçirilemeyen pek çok insanla tanıştım. Hatta, o diyelim ki sizden olumsuz bir eleştiri bekliyor, siz de yapılan işi beğendiniz, eleştiriniz de haliyle olumlu oldu. Karşınızdaki beynini olumsuza kodladı ya, dinlemiyor sizi ve gardını alıp, savunmaya çekilebiliyor. Artık siz kendinizi paralayın, bunu ona anlatamıyorsunuz... İşte beni çıldırtan insan tipi... Ve evet bu durumda benim elimden gelen yalnızca çekip gitmek oluyor... İnatçılık... Bizim sülalenin çok inatçı olduğu söylenir, nedense ben kendimi pek de inatçı olarak nitelemem. İnatçılıkta tavan yapan kardeşlerim vardır ama. Ve amcam, ölünceye kadar aya çıkıldığına inanmadı, "Kışın in cin top attığında çıktılar Gavur dağına, sandiler ki gittuk aya, ulaa aya gidilı miii? Aydır bi nur dobi, nasi gidecekle oriye" dedi de geri adım atmadı... Ama zaman zaman anam mı daha inaat babam mı diye çok düşünmüş, bir türlü karara varamamışımdır. Çünkü bana anam daha inatmış gibi gelmiştir... Hodri meydan! Burada eleştiri öze yapılır, kimse kimseyi eleştiremez ama!
|