rabia
VIP
 
Karma: +0/-0
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 134
|
 |
« : Pazartesi, 05.Mayıs 2008, 12:22:07 » |
|
Dün kendim için bir şey yaptım: Otuz yıl öncesine gittim... Maziye daldım yani... Anlatayım:
Öğretmen lisesinden bir arkadaşımın adını "gogul"a yazdım. Çünkü ayrıldığımızdan sonra bir iki yıl haberleşip ardından dostluğumuzu o unutuşun kollarına bırakmıştık. Dostuma Zerrin diyeceğim bundan sonra.
Zerrin'in adıyla birlikte karşıma Giresun'dan iki site çıktı. İkisi de fotoğraf sanatıyla ilgiliydi. Sevinç, adeta tavan yaptı bende. "Ona ulaşabileceğim" düşüncesi, siteye üye olmayanların girişi engellenince yerini hüzne bıraksa da site yöneticilerinin telefonlarının varlığı yeniden heyecanlandırdı. Site yöneticisiyle yaptığım görüşme sonucu öğrendim ki, notumu ona iletebilecek.. Daha da önemlisi, ertesi gün, sabah saat dokuzda fotoğraflama gezisi yapılacak ve Zerrin de orada olacak... "Tamam" dedim, "notumu ben gelemezsem ulaştırın, ama büyük olasılıkla geleceğim; pardon dışardan geziye katılınabiliyor mu?" Evet cevabıyla heyecanım yeniden tavan yapıyor...
Sabah ne kadar erken kalksak(!) da evden çıktımızda saat sekize geliyordu. "Geç kalacağız" korkumuzu yoldaki yapım çalışmaları arttırırken, yolun düzgün bölümlerinde de hızı arttırmamızla rahatlıyorduk. Taa ki Giresun'a üç-beş kilometre kalıncaya kadar bu şekilde "in yürek çık yürek" heyecanımız, "polis amca"nın el işaretiyle kesildi. Sonuç, hızı aştığınız oranda, cezanın da arttığını öğrendik... Haa bir de cezayı ilk günlerde (Süreyi söylemişlerdi de unuttum) öderseniz %25 indirim alabiliyormuşsunuz... Bunları da anlattım ki, bunları deneyerek öğrenmeye kalkmayın, biz sizin için denedik işte...
Yola çıkmalarının neden geciktiğini konuşmadık, gecikmeseler asla yetişemeyecektik ya, geciktiler, yetiştik... Minibüsten işeri kafamı uzatıp da arkadaşımın adını söylediğimde, arka sırada oturan kendisinin o şaşkın bakışlarını görmek için yaşadığımız tüm sıkıntılara değerdi diyesim geliyor. "Evet, benim"... "Hiç değişmemiş", ama laf olsun diye değil, bunu gerçekten söylüyorum; benim dostum adeta bıraktığım zamanda kalmış... Yalnızca öğrenciydi bıraktığımda, şimdi memur olmuş o kadar... Hala bekar, annesiyle oturuyor, ve şen kahkahası insanın içini rahatlatıyor...
Onlara ekleştik. Arabanın ortasına iki sandalye attılar, ben dostumun yanında oturdum ama. Giresun'un yeşilinin, çiçeğinin, börtü-böceğinin yoğun olduğu bir derin vadiye yola çıktık. Doğayı didik didik eden, dizlerinin üzerinde sürünerek bir uğur böceğini, bir örümceği, ya da peygamber devesini kareye almak için mücadele veren insanları tanımak içimi zenginleştirdi...
Yağmur basmasa bizi, daha ne cıvıltılı kareler yakalayacaklardı ama yağmur iyidir... Ne kadar anlık sorun yaratırsa yaratsın, yağmur iyidir... Biz de önce arabamıza, sonra da bu gezi kadar ilginç bir adamın "Kök Ev"ine sığındık. Bu adam kırklı yaşlarını yaşayan, hayal dünyası çok bereketli, beyni hiç durmadan çalışan bir adam... Atadan kalan bu toprak parçasını değerlendirmek için bir hayli plan yapmış olmalı ki, saatte bir dahi bir aracın geçmediği bu yolun kenarına bu binayı kurmuş... Gerçi, içinde henüz nasıl bir hizmet sunacağını düşünmemiş ama alabalıkları yetiştirmeye başlamış. Binanın içini, çayın taşıdığı ağaç köklerini, hayal dünyasına konuk edip, şekillendirerek dizayn etmiş, hatta ufacık ama kıvrım kıvrım bir kökü vernikleyip boynuna bile takmış. Hani, atalarımız binaların girişini hayvan kafalarının iskeletiyle süsler ya, bu adam da binanın girişine, köklerden bu şekillere en benzeyen, ki ortadaki ayı ve şahin kafalarının tek vücutta birleşimini andıran şekilleriyle süslemiş. Serender direklerinin ayaklıklarını alıp avize gibi değerlendirmesini mi anlatayım, kerendi ve eski orakları duvarlarda çatarak yaptığı nostaljiyi mi? Eğrelti otlarını doğadan aşırıp, çevirdiği arazinin etrafına öbekler halinde o kadar güzel yerleştirmiş ki... Kısacası, altı yıldır emek emek yerel değerleri burada o kadar hoş kullanıp değerlendirmiş ki anlatamam... Benim yayla yolunda tasarladığım "Aş Evi Nostaljisi" burada adeta vücut bulmuş. Çünkü orada sunacağı tatların başında Giresun'a has tirmit (fındık mantarı), kaldirik ve kiraz turşuları geliyor. Bize de, bu Kök Evin inşaattan kurtulup, hizmete açılmasını beklemek kalıyor...
|