Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Cuma, 09.Ocak 2009, 10:24:19


Kullanıcı adınızı ve parolanızı


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şu Sözcükler Tanıdık Geliyor mu?  (Okunma Sayısı 738 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
rabia
VIP
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 140


Üyelik Bilgileri
« : Pazartesi, 28.Ocak 2008, 19:09:42 »


Türkçeye pek çok dilden sözcük girmiş, hatta Türkçe sözcükleri saf dışı bırakarak onların yerini almıştır. Bu konuya en çarpıcı örnek sanırım yanıt=cevap'tır. Yanıt ne kadar diriltilmeye çalışılsa da başarılı olunamamıştır.

Bazı sözcüklerse Türkçeye türemiş olarak gelmiş, kökleri hakkında bir sorgulamaya gidilememiş, bulmacada çıksa, "saçma" olarak nitelenmiştir. Şimdi onlardan birkaçını bilgilerinize sunacağım:
Beled, itfa, kütup, varak, veled... Bu sözcüklerin türevleri günlük hayatımızda o kadar çok kullanılırken, bu sözcüklerle tanışmışlığınız var mı? Herhalde bir tek "veled" için tanıdık diyeceksiniz de o da "yaramaz çocuk" şeklinde, değil mi? Oysa, veled demek sadece "çocuk" demektir. Ama buradan çoğullanarak kullanılan "evlat" sözcüğünü hepimiz tanıyor, hatta bir tek çocuğumuz için bile "evladım" diyebiliyoruz. Daha da ileri giderek, çocuklarımız için, "evlatlarım" demek suretiyle, zaten çoğul olan bir sözcüğü bir de Türkçe çoğullandırıyoruz.
Bir de diğerlerine bakalım: Beled-iye eş anlamlısı bile olmayan bir sözcük, kullanıyoruz. Peki beled ne demek? "Yer, memleket"... Bulmacada karşılaştığım bir sözcüktü bu. Yer, memleket anlamında bir sözcük. Tabii ki bulamamıştım da kendiliğinden çıkınca, şaşkınlık içinde, öğrenmiştim.
İtfa'nın, "itfaiye"yle ilgisini kurmuş olmalısınız. Haklısınız, bu da "söndürme" demek.  İtfaiye, söndürme işiyle görevli teşkilattır malum.
Kütup'la ilgili bir tanışmanız yoksa, bir KÜTUPHANEye uğramanızı öneririm. Kitabın, Arapça çoğulu sadece...
Varak da "evrak" sözcüğünün tekili sadece... "Yazılmış kağıt, mektup" ama aynı sözcük "ağaç ve ot yaprağı" için de kullanılıyor. Tabii biz bir tek yazılı kağıt için de "evrak"demek suretiyle bu sözcüğü de tekrar çoğullandırarak kullanmış oluyoruz.

Elim değmişken, söylemeden geçemeyeceğim iki sözcükten bir "ukala" diğeri de "namahrem"dir. "Ukala" Arapçada akıllılar demek, bizdeki anlamını zaten ukalalar dahil, herkes biliyor. "Na" eki, Türkçede olmayan ön-ek çeşitlerinden biridir, sözcüğü olumsuzlaştırır. "Mahrem" gizli, başına bu eki aldığında, "gizli olmayan" anlamına gelir ama bizdeki anlamını da herkes biliyor.
Sadece paylaşmak istedim... Dilimin delisiyim de ben...
Haa merak eden olursa diye bir açıklama daha yapayım, bütün bunları TDK sözlüğünden değil ha, Kamus-i Türki'den doğrulayarak yazdım...
Moderatöre Bildir   Logged

R.Maltaş
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Salı, 29.Ocak 2008, 21:36:27 »

Vermiş olduğunuz bilgilerden ötürü size teşekkür ederim, Rabia Hanım...

Ülkemizde ben de dahil olmak üzere Türkçe yi iyi kullanamadığımız ve türkçe sandığımız kelimelerin aslında başka bir dilden bize geçmiş olduklarını ne yazık ki fark edemiyoruz. TDK bu konularda gayretli bir çalışma içerisinde, lakin teknik terimler hususunda çok zayıf, bunuda biz birşey üretmiyoruz ki ismini biz koyalıma getiriyorlar. Bence bu düşünce tarzı yanlış. Birde bazı yabancı kelimeleri Türkçeleştirirken çok komik isimler buluyorlaar, veya çok uzun, özellikle bunlar teknik terimlerde, bilişimle alakalı isimlerde çok oluyor.

TDK nun bulmuş olduğu isimlerin halk tarafından benimsenmesi kolay olacak kelimeler bulması gerekiyor.

Ben MSN ye MeSeNe diyorum, ama bir çok kişi eMeSeN diyor... Asıl söylememiz gereken nedir?

teşekkürler.. bilgi paylaştıkça çoğalır..
Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
rabia
VIP
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 140


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Çarşamba, 30.Ocak 2008, 01:40:26 »

Öteden beri sözcüklerle oynamaya bayılırdım. Hala daha öyle.
Çocuktum, bizm evin üst tarafına "gıramba" derlerdi. Kafamda döner dururdu bu "Gıramba"... "Kır" ve "rampa" sözcüklerinden mi bozulmuştu acaba? Öyle ya, biz okullu olmuştuk, büyüklerimiz şiveli kullanıyorlardı Türkçeyi ve bizler onlar gibi konuşmayacaktık. Tamam da bu Gıramba'yı nasıl söyleyecektik? Kırampa mı? Şimdi olduğu gibi o zaman da işin içinden çıkamamıştım... Galanima'da daa, Ahanda'da aynı hezimeti yaşamıştım; maalesef bu sözcükler, öyle dükkana tükan demek değildi ki düzeltesin... Derken aklıma geldi, söylemeden geçersem çatlarım, patlarım bir yerime bişe olur, maazallah... Bir kuzenim vardı, kii o da tanıdığım en düzgün konuşmaya çalışan erkek çocuğuydu... Abimler şehirde yaşamalarına rağmen onun kadar dikkat etmiyorlardı konuşmalarına. İşte bu kuzenim, köydeki diğer çocuklar gibi babasına "boba" ya da "buba" demiyor, "baba" diyordu... Eniştemse kıyametleri koparıyordu ama: " Eşoğli eşek, pen papa miyim, dey bağa papa."
Türkçenin kurallarını vermeye çalışırken verdiğim ilk örnek kendi ismim olurdu: "Söyleyin bakalım, benim adım neden Türkçe olamaaazz" Beklediğim cevaplar, "Çünkü iki ünlü yan yana gelmiş", "Türkçe bir sözcükte, a-i ünlüleri bir arada bulunamaz", "r sesiyle Türkçe sözcük başlamaz" olmalıyken, onlar kocaman açılmış sevimli gözleriyle bana acıuuuuups bakarlar ve şu soruyu sorarlardı: "Aaaa öğretmenim, sizin adınız Türkçe değil miiii?" Bütün açıklamalarımdan sonra, "Raif"in kalkıp da kendi adının Türkçe olup olmadığını sorması da tüy dikerdi yani olaya...

Gelelim şu msn konusunaaa Çağatay kardeşim... Belki de zurnanın zırt dediği yer haa? Valla bu konu bana "Ha Ali Recep, ha Recep Ali" gibi gelirdi. Yani, önce msn bir anlam ifade etmiyor ki... Ama eMeSeN daha uzak, niye harfleri de İngilizceden devşirmiş oluyoruz. Ne kurtarırsak kardır, deyip, sanırım MeSeNe demekte yarar var...

Bütün bunların nedeni tabii ki bir dil politikamızın olamayışıdır aslında. Evet, biz bulmuyoruz, biz yapmıyoruz, tamam, duyan da "bilgisayar"ı, "buzdolabı"nı, "çamaşır makinası"nı, hatta ve hatta "dikiş makinası"nı bizim bulduğumuzu sanacak. Yani bazı sözcüklerde başarılı olmuşuz, belki işlevleri bakımından, belki yabancı adları bakımından bir kolylık olmuştur ama tüm alınan alet edavat için bir dil politikamız olsaydı, örneğin alıp kullansaydık, adını almasaydık daa anmasaydık daa... Ne olacaktı? Emin olun halk onlara bir ad vercekti. Tarama yapılacak, uydurulan sözcüklerden en sağlıklı olup, dilde tutunan sözlüklerde yer alıp yayagınlaşacaktı...Heyhaaattt!!!

Bugün de iki sözcüğüm  var, "bun", "bek". Nasıl, tanıdık geliyorlar mı? Hem de bunlar öp öz Türkçe... "Bunaldım" diyoruz, "bunak" diyoruz, "sol bek" de, "bekçi" de, "bekle" de diyoruz. Gördüğünüz gibi bu sözcüklerin de türevleri yaşıyor ama kökleri miyadını doldurmuş..."Bek" sözcüğü, yalnızca futbol sahalarında kendine bir yaşam alanı bulmuş, ama oradan dışarı çıkamamakta...
Saygılarımla!!!
Moderatöre Bildir   Logged

R.Maltaş
cagatay_61
Müdavim
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 214


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:26:08 »

inanın bazen edebiyat öğretmeni olsaydım diyesim geliyor, sizin yazıalrınız daha doğrusu kelime hazineniz ve cümlü kuruşlarınız beni etkiliyor bazen düşünce olarak zıt düşsekte, hatta bir çok kez zıt düşsekte, mesleğinize ve edebi bilginize hayranım..

benim örnek adığım Hocalarımdan biri de, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu... çok değerli bir insan.. kitaplarının okunmasını ve tavsiye edilmesini,  tavsiye ediyorum... bilim+gönül onun bir düşünce fikri ama beni çok etkiledi.. gerçekten sadece bilim adamı olmak yetmiyor, kalp gözü de açık olmalı.. 

vatanına, milletine, bayrağına ve özellikle diline bağlı bir bilim adamımız.. kendisi sayısalcı olmasaına rağmen, dil hakkında çok önemli kitaplar yazmıştır...

sağlıcakla kalın...
Moderatöre Bildir   Logged

ALLAH cc TÜRK İSLAM ALEMİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN
Halit ÖZKURT
Administrator
******
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Cuma, 25.Nisan 2008, 14:39:43 »

Arkadaşımın bana göndermiş olduğu bir yazı. Sizlerle paylaşmak istedim.


Nasıl yazacağım?
Yazmaya başlarken bunu sorarız kendi kendimize. Çok basit kurallar, iyi yazmanızı sağlar. En azından yazdıklarınızın iyi görünmesini, iyi okunmasını sağlar. Bu iyi okunma ve görünme, kuşkusuz içerikle ilgili değil. Burada kastedilen biçimsellik. Yazarken biçimle ilgili uymamız gereken belli başlı bazı kurallar var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

BUNLARI YAPIN


Mutlaka sık sık paragraf yapın. Paragrafsız bir yazı upuzun ve ürkütücü bir duvara benzer. Böyle bir duvarı kimse görmek istemez. Yazınızı da kimse okumak istemez.

Her noktalama işaretinden sonra, (yani virgül, nokta, üst üste iki nokta, soru ve ünlem işaretleri gibi) bir boşluk (yani espas) bırakın. Bunu yapmazsanız cümleleriniz ve sözcükleriniz karmakarışık bir koyun sürüsüne benzer. Hiç birini diğerinden ayıramazsınız.

Ne kadar sade yazarsanız o kadar güzel görüneceğinden emin olun. Yani mümkün olduğu kadar az noktalama işareti kullanın. Gereksiz tırnaklardan, parantezlerden, çizgilerden, şapkalardan kaçının. Noktalama işaretlerini sadece gerektiğinde ve zorunlu olduğunuzda kullanın ki onların da kıymeti bilinsin.

İmla kurallarına mutlaka uyun. O kurallar dilin birliğini ve düzenini sağlar. Yazdıklarınızın okuyan herkes tarafından anlaşılmasını sağlar. Bilmediğiniz bir imla kuralı olursa diye, yanınızda bir "imla kılavuzu" bulundurmanız sizi küçük düşürmez.

Kısa cümleler okunma açısından büyük avantaj sağlar. Tamam, uzun cümleler kurup ne kadar usta yazar olduğunuzu göstermek isteyebilirsiniz. Ama art arda sıralanmış onlarca sözcüğün insan beynine anlamlı bir mesaj göndermesi, birkaç sözcüğün göndermesinden daha zordur.

Artık çoğumuz bilgisayarlarda, klavyeleri kullanarak yazıyoruz. Yazı büyüklüğünüzün (yani punto) ve yazı karakterinizin (yani font), kullandığınız dile uygun olmasına özen gösterin. Çok küçük de olmasınlar, çok büyük de. Unutmayın yazınız binlerce bilgisayarda açılacak. Her yerde aynı düzenlilikte görünmesi, sık kullanılan yazı tipleri (font) ve normal ölçülerde bir punto seçmenizle mümkün olabilir.

Boşluklar çok önemlidir. Yukarıda her noktalama işaretinden sonra boşluk bırakmanız önerildi. Yazınızın bütününün biçimsel olarak sıcak görünmesi için, yanlardan, alt ve üstten de uygun boşluklar bırakmalısınız. Derli toplu bir görüntü, karmaşa karşısından her zaman avantajlıdır.

Yazıda bazı durumlarda başlık (yani belirleyici, vurgulayıcı sözcük ya da sözcükler) kullanırız. Bunların dikkat çekmesi için yazının bütününden farklı bir font ve punto ile yazılmaları gerekir.

DOĞRU SÖZCÜKLER
İmla kurallarına mutlaka uymalısınız. Türkçe’de bazı sözcükler söylenişlerindeki kolaylık ve alışkanlığın yazı diline de yansıması sonucu yanlış yazılıyor. Bunları yaparsanız, yazınızı okuyan sizin için “acemi” diye düşünür. “Acemi” bir yazar olarak adlandırılmamak için şu sözcüklerin yazılışına mutlaka dikkat edin:

Yanlız değil yalnız yazmalısınız

Yalnış değil yanlış yazmalısınız

Çünki değil çünkü yazmalısınız

Herkez değil herkes yazmalısınız

Kurdela değil kurdele yazmalısınız

Meyva değil meyve yazmalısınız

Makina değil makine yazmalısınız

Sarımsak değil sarmısak yazmalısınız (Kaynak TDK Türkçe Sözlük)

Fasulya değil fasulye yazmalısınız

Ambülans değil ambulans yazmalısınız

Akedemi değil akademi yazmalısınız

Deklerasyon değil deklarasyon

Papuç değil pabuç yazmalısınız

Otobos değil otobüs yazmalısınız

Orjinal değil orijinal yazmalısınız

Konservatuar değil konservatuvar yazmalısınız

Alimünyum ya da aliminyum değil alüminyum yazmalısınız

Sovan değil soğan yazmalısınız

Kapora değil kaparo yazmalısınız

Prosedir değil prosedür yazmalısınız

traş ve heykeltraş değil tıraş ve heykeltıraş yazmalısınız

dokuman değil doküman yazmalısınız

Labaratuvar veya labaratuar değil laboratuvar yazmalısınız

Acenta değil acente yazmalısınız


ESPAS
İmla kurallarımızın en çok ihlal edilenlerinden ya da yanlış kullanılanlarından biri ayrı yazılması gereken eklerin bir türlü yazılmamasıdır. Dahi (üsteleme) anlamına gelen de’ler, da’lar ve ki’ler kullanıldıkları sözcükten bir boşlukla (espas) ayrılır. Yani “Ben de geleceğim” yazmalısınız. “Bende geleceğim” yazarsanız yanlış olur. “Ben de” deki bu de eki dahi anlamındadır. “Öyle sevdim ki, kimse inanamadı” yazmalısınız. “Öyle sevdimki kimse inanamadı” yazarsanız yanlış olur.

Soru ekleri de bağlı oldukları sözcükten bir boşlukla ayrılır. Bu ekler mi, mı, mu şeklinde olabilir. Yani şöyle: “Ben de geleyim mi?” Burada “mi” bir soru ekidir. Yapayım mı, seveyim mi... Gibi...

ÜNLÜ VE ÜNSÜZLER
Türkçe’de bazı harflere ünlü, bazılarına ünsüz denir. Sesli ve sessiz harfler tanımı da kullanılır. Sesli harfler a, e, i, ı, o, ö, u, ü’dür. Sessiz harfler ise kalan 21 harf. Sessiz harfler kendi aralarında "sert" ve "yumuşak sessiz" olarak ayrılırlar. f, ç, h, p, k, s, ş, t sert sessiz harflerdir. Kalan sessizler ise "yumuşak sessiz". Sert sessizlerle biten sözcüklere bir ek yapılacaksa, bu ek de mutlaka sert sesiz bir harfle başlamak zorundadır. Örneğin “otobüsdeki” sözcüğü yanlıştır. Çünkü otobüs'ün son harfi s sert sessizdir. Bu nedenle de ekinin "te" şeklinde kullanılması gerekir. Yani doğrusu “otobüsteki”. Peki, sert ve yumuşak sessizleri nasıl ayıracağız? Kullanabileceğiniz en basit yöntem “FISTIKÇI ŞAHAP” yöntemidir. Bu iki sözcükteki sesli harfleri çıkarın. Yani I’ları ve A’ları. Kalan harflerin tümü sert sessizlerdir. Eğer ekleyeceğiniz sözcüğün son harfi fıstıkçışahap’ı oluşturan sessizler arasında varsa, ek de sert sessizlerden, yani fıstıkçışahap içindeki harflerden (f. s, t, k, ç, ş, h , p) biri ile başlamalıdır.

ŞAPKA VE ÜNLEM
Şapka inceltme ya da uzatma işaretidir. Bazı sesli harflerin üzerine konur. A, u, i gibi. Amacı, bu harfin uzatılarak ya da iki taneymiş gibi okunması gerektiğini göstermektir. Yani şapkalı bir a harfi gördüğünüzde bunu aa gibi okursunuz. Türkçe’ye özellikle Arapça ve Farsça dillerinden giren sözcüklerdeki anlam karışıklığını önlemek amacıyla uzatma işareti kullanmak gerekiyor. Hala yazdığınızda bu sözcüğün babanın kız kardeşini kastettiği anlaşılır. Ama hâlâ yazarsanız bu devam eden, süregelen, devam etmekte olan anlamındadır. Aynı şekilde kar yazarsanız, meteorolojik bir olay anlaşılır. Kazanmak, çoğaltmak, artırmak anlamına gelen kâr’ı kastediyorsanız kâr yazmalısınız. Uçurum anlamındaki yar ile sevgili anlamındaki yâr’i de bir şapka ayırır. Genel kural olarak şapka bu üç sözcükte kullanılır. Çünkü hala ile hâlâ'yı, kar ile kâr'ı, yar ile yâr’i birbirinden ayırmak gerekir. Ama örneğin reklam yazarken şapkalı da yazsanız, şapkasız da o sözcüğün reklam olduğu anlaşılır. Yazının sade olması bakımından gereksiz ve sık şapka kullanılmaması yerindedir. Yazıyı illa "süslemek" istiyorsanız kullanın.

Yine yazının sadeliği, kolay okunması bakımından sık sık ünlem işareti (!) ve soru işareti (?) kullanmak da gereksizdir. Kurduğunuz cümle zaten bir vurgu içermiyorsa siz sonuna istediğiniz kadar ünlem işareti koyun istediğiniz etkiyi sağlayamazsınız. Ama yeterli vurgu varsa, ünlem işareti koymaya bile gerek kalmaz.

ŞU HAİN EKLER
Özellikle yabancı sözcükler ve kısaltmalara yapılan eklerde hatalı kullanım çok yaygın. Örneğin IMF kısaltmasına den, ye, nin benzeri ekler yapıldığında bu kısaltmanın orijinal okunuşuna göre mi, yoksa Türkçe okunuşuna göre mi ek yapılacağı kestirilemiyor. Doğrusu eki Türkçe okunuşuna göre yapmak. Yani IMF kısaltmasının son harfi "f" olduğuna göre yapılacak ekin de bu yumuşak sessiz harfe uygun olması gerekir. IMF’e (okunuş şekli orijinal ef’ten) yazılışı ya da söylenişi yanlıştır. Doğrusu IMF’ye (okunuş şekli Türkçe fe) olmalı.

NE ZAMAN AYRI NE ZAMAN BİRLEŞİK ?
Türkçe’de 1980 döneminde başlayan ayrı mı yazmalı, birleşik mi yazmalı konusundaki kaos hâlâ sürüyor. Örneğin "karabahtım" mı yazılmalı, "kara bahtım" mı yazılmalı gibi. Bu tartışmanın temelinde sözünü ettiğimiz dönemde ülkemizdeki dilbilimciler arasında ortaya çıkan "öztürkçe", "canlı ya da yaşayan Türkçe" bölünmesi yatıyor. Öztürkçe’yi savunanlar genellikle birleşik, "yaşayan Türkçe"yi savunanlar ise ayrı yazımdan yanadır. Genel kural olarak, eğer iki ayrı sözcük birleşip yeni ve bambaşka anlamlı bir sözcük oluşturuyorsa birleşik yazılmalıdır. Örneğin, sivrisinek, anamuhalefet, karabasan, kardelen, tümdengelim, ortaokul, altyapı, üstgeçit, karadelik gibi...

GELİYİM Mİ, GELEYİM Mİ ?
Sık yapılan yanlışlardan biri de bu. Yani soru eklerindeki ilgeçlerin (edatların) yanlış kullanımı. Geliyim mi, söyliyeyim mi, ağlıyayım mı, başlıyayım mı, yatırıyım mı demek ya da yazmak yanlıştır. Doğrusu geleyim mi, söyleyeyim mi, ağlayayım mı, başlayayım mı, yatırayım mı olmalı...

ŞİİR VE NOKTALAMA İŞARETLERİ
Sık yapılan bir başka hata şiirlerde dize sonlarında virgül kullanılması. Yapısı gereği şiirde bir dize ya bir cümledir ya da alt dizelerde tamamlanacak olan bir cümlenin parçasıdır. Bir cümle olması halinde dize sonuna virgül değil nokta konulur. Ki bu da şiirin görselliği, estetiği ve anlatım kaygısı bakımından illa gerekmez. Ustaların noktalama işareti kullanmadan yazdığı pek çok güzel şiir olduğunu hatırlayın. Bir cümlenin parçası olması halinde ise her dizenin sonuna virgül koymak, bir yandan anlamı karmaşıklaştırır, söylemi zayıflatır, bir yandan da görselliği içinden çıkılmaz hale getirir. Eğer şiirde bölünmüş bir cümleden oluşan birden çok dize varsa, anlamı zayıflatmamak, söylem kaybının önüne geçmek amacıyla virgül kullanılabilir. Ama "bu dize bitti, cümle bitmedi, alt dize ya da dizelerde sürüyor" mantığıyla her dize sonuna virgül koyarsanız estetikten, içerikten ve okuma kolaylığından ödün vermiş olursunuz.

BOL NOKTA BOL HATA
Türkçe imla kılavuzunda "yan yana iki nokta" şeklinde bir noktalama işareti yok. Ama "yan yana üç nokta" Türkçe imlasında yer alan bir noktalama işareti. Bunu unutmayın. Milli edebiyat akımının ilk dönemlerinde Latin alfabesine geçişin karmaşası içinde kimi yazarların kullandığı "yan yana iki nokta" yanlışı kısa sürede düzeltildi. Çoğu zaman düzyazıda, özellikle şiirde yapılan bir başka nokta hatası "yan yana üçten çok nokta" ya da "sıralı nokta" koymak. "Sıralı noktalar", kural olarak, bir metinde "bilerek ya da eksik bilgilenme nedeniyle" atlanan veya çıkarılan bölümleri belirtmekte kullanılır. Ya da bir yazının içine herhangi bir metinden bir bölüm alındığında, alınan bölüm metnin başından değil başka bir yerinden başlıyorsa, bunu belirtmek için "sıralı nokta" kullanılır. Siz, şiir ya da düzyazınızdaki cümlelerin sonuna "anlamı ve söylemi güçlendirme" kaygısıyla "üçten fazla" noktayı sıralarsanız, ortaya çıkan anlam budur: Yani kastınızdan çok uzak ve tümüyle yanlış bir anlam.

NİDÂ'YI NÂDİM ETMEYİN
Nidâ, bildiğiniz gibi, ünlem işareti. Cümlelerin sonlarında korku, şaşkınlık, hayret, üzüntü benzeri güçlü duyguları belirtmek için konulur. Bağırma, haykırma, isyan etme, zafer düzeyindeki bir sevinci belirtme gibi güçlü duguysallık ve şiddet içeriği bulunan cümleler de ünlem işaretiyle bitirilir. Bilinmeyen, belirlenemeyen, anlam verilemeyen durumların ifade edildiği cümlelerin sonuna bunu vurgulamak amacıyla yine ünlem işareti konulur.

Sık yapılan bir hata, ya da yanlış anlama nedeniyle başvurulan bir yöntem, bu tür cümlelerde güya anlamı güçlendirmek, vurguyu artırmak amacıyla art arda ünlem işaretinin kullanılması. Oysa art arda iki ya da üç ya da dört ya da daha fazla ünlem işareti Türkçe'nin noktalama işaretleri arasında yer almaz. Ünlem işareti bir kez kullanılır ve istenilen vurguyu yapar. Eğer cümleniz zaten doğuştan vurgusuzsa sizin art arda ünlem işareti koymanız onu ne güçlendirir ne de kurtarır. Olsa olsa zayıflığını iyice ortaya çıkarır. Bir yandan da bu kadar kalabalık "nidâ" bir "nidâ"yı "nâdim" eder. Yani üzer
Moderatöre Bildir   Logged

HALİT ÖZKURT
rabia
VIP
****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 140


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Cuma, 25.Nisan 2008, 18:01:07 »


Çoktan beri bu sayfada yazmak istediğim bir iki şey vardı ve bir yılgınlık düşmüştü üzerime, yazamıyordum. Demek ki okunduğunu farketmek işe yaradı, yazıyorum işte:

Geçenlerde Trabzon'da bir lokale gittik, salonun duvarında bir uyarı yazısı: GAZETELERİ SALON DIŞINA GETİRMEYİNİZ" Şakacı kişiliğimle önce yazıyı yazanı araştırdım, buldum da. Bulduğum kişi buradaki yanlışlığı ne yazık ki hala farkedememiş bir öğretmendi... "Tabii" dedim, "memleketin dışında çalışmayı göze alamazsanız olacağı da budur." "Yaa söylesenize, nesi yanlış bunun" diye yalvarınca, dayanamadım, açıkladım(!)
Getirmek sözcüğünde, "gelmek" eylemi vardır, yani kişi hem gelmektedir, hem bir şeyin gelmesini sağlamaktadır; yani ettirgen çatılı bir eylemdir; söylenişi zaman içinde değişmiş, "geltir"den, -l düşmüş ve "getirmek" şeklinde söylenmektedir.
Götürmekte de giden biri var, görmüyor musun, hem de eli kolu dolu gidiyor? O da aynı açıklamalarla "gitmek" eyleminin, "gittirmek" şeklinden dönüşüp, "götürmek" olmuştur. Yani bir şeyi alıp gidiyorsanız, götürüyor, alıp geliyorsanız, getiriyorsunuz... Ama gözünü seveyim memleketimin, "bunu anana getir" "anandan da ötekini bana götür" dedirtir işte böyle...

Bir dee, bizde "kıyamadıklarımıza kıymak" var kii en ilginci de o. Hani, "vurmaya kıyarız" ya, işte ondan söz ediyorum, hatırladınız mı? Ya da "atmaya kıyarız"... Sonra da genç biri, bir cinayete kurban gidince de, "nasıl kıydılar sana" diye bir ağıt tuttururuz... Yakın çevremi bu konuda bunaltmış durumdayım, onlar "vermeye kıydım" der demez, ben, "kıyamadıııın" diye düzeltmekten bıkmıyoruz.

"Gitme gitti", "alma aldım", "verme verdik"... Hatırladınız mı bu ifade biçimini? Biraz da bu söylemi irdeleyelim: "Gitme gitti" ne demektir? Gitme işi başka nasıl yapılabilir? Ya da, "ölme öldü"... Ölme işini başka türlü yapabilen varsa ne hoş olurdu. Ne yazık ki bu garip ikilemeyi de yıllardır dilimizde yaşatmaktan vazgeçmiyoruz...

Halit'in arkadaşının yazdığı bilgi notuna bir ekleme yapmak istiyorum;

Harf, seslerin işaretidir, ses ise dilin bölünemeyen en küçük parçası. Sesler de çıkaklarına göre ikiye ayrılır:
Hiç bir engele çarpmadan, tek başlarına çıkarabildiğimiz seslere ünlü, ya da sesli diyoruz. Engellerden ve ünlülerle çıkarabildiğimiz seslere de sessiz veya ünsüz diyoruz.

Küçük kızımla hastanede yatıyoruz, o dirseğinden ameliyat olmuş. Anasınıfına gidiyor, altı yaşında henüz. Ziyaretçileri de ona hep yiyecek türünden şeyler getiriyorlar (Gagacuk ya da)... Oysa, hemşire teyzesi onu vekil tayin etmiş, koğuşa yiyecek sokmak yasak... Nasıl da ciddiye almış görevini, getirilen yiyecekleri anında eve yollamak istiyor ve getirenlere de adeta yalvarıyor: "Lütfen yiyecek getirmeyin bana, hemşire teyze kızıyo"
Bir arkadaşım da kocaman bir yaş pasta alıp gelmesin mi ziyarete... Yanındaki yatak boş, onun üzerine pastayı koydum, babası gelince eve göndereceğiz.. O da ne, çocuk pasta kutusuna dikmiş gözlerini, kırpmıyor bile... "Kızım, canın çektiyse keseyim sana bir dilim" diyorum, bu arada söylemeyi umuttum, hemşire teyzesine saygısından yemiyor da getirilenleri...Hiç duymuyor sanki beni, gözleri kutuda, öyle bakıyor... Neden sonra, heyecanla adeta haykırıyor: "Anne, neden orda ablamın arkadaşının adı yazıyor?"
"Nasıl yani" diye kekelemiş olacağım ki, "İşte, işte, Gözde yazmıyor mu orda?"
Orda "Gözde" yazıyordu, doğruydu da bu çocuk okumayı ne zaman öğrenmişti?
Sorgulayınca, öğrendik ki, yatarlarken ablasıyla oynadıkları bir oyun varmış. Ablası ona, o da ablasına bir harf verip,  bu harfle başlayan hayvan adı istiyorlarmış. Bir gün çok zor, bulamaz diye ablasına "t"yle başlayan bir hayvan sormuş. Ablası da "tavuk" deyivermiş. Tabii bizimki kabul etmemiş bunu; çünkü "tavuk" "te"yle değil, "ta"yla başlıyormuş... Abla-kardeş girmişler birbirlerine... Ablası ne kadar "t"nin önüne a gelirse, ta, e gelirse te okursun desin, tutmuş ki İmamlı damarı, Nuh peygamber değil sanırsınız...
Bir başka gün de "z"yle başlayan hayvan adıyla başları derde girmiş. Ufaklık, "zebra"yı düşünerek sorunca soruyu, ablası öldüm Allah kabul ettiremiyormuş "zürefayı"... "Abla, o zerafa mı? Zü-refa... Ama ben sana "ze"yle başlayan hayvan dedim, sen de "zebra demedin..." Ablası da yeniden anlatmış ona, "z'nin önüne e koyarsan "ze", ü koyarsan "zü" okursun" diye... İşte, pasta kutusuna gözlerini diken çocuk, "g"nin önündeki ö'yle, "z"eyle boğuşuyor, o anda okumayı söküyormuş meğer...
O günden sonra, ziyaretine gelenlerden kitap istedi, hem de: "Madem ille de bir şey getireceksiniz, bari hemşire teyzeyi zorda bırakmayın, kitap getirin" diyerek...

Moderatöre Bildir   Logged

R.Maltaş
Hasan (karadeniz)
Gedikli
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 83


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Pazar, 27.Nisan 2008, 23:18:29 »

Arkadaslar, bu yastan sonra okulami baslasam ne yapsam.
Foruma yazi yazan dostlar bu onerileri lutfen ciddiye alsinlar... Sizin yuzunuzden bende benim yazdigim hatalari gorur oldum yaa. biggrin
Ornegin, noktalamalarda yan yana konulan noktalarin sayisini bilmeden sallayip gidiyordum. Demek oluyor ki, cumlelerin sonuna yan yana (…) üc tane nokta olmasi en ideal olanmis. “Cunki”degil “cunku” yazmak gerekiyormus. Ama ben onu oyle yazarken dusunmuyorum ki Cunki yazdigimi. “Cunku” dusunup, “Cunki” yaziyormusum meger. Hay Allah. Yani sizin de gozunuzden hic bir sey kacmiyor ha. Wallahi, siz ne derseniz deyin, yinede, Ismail T..ut’ten daha iyi konusup yazdigimizdan eminim.  biggrin
Ben yazarken cogunlukla konulara yogunlastigim icin, kendimi, kelime ve cumlelerdeki noktalama isaretlerine veremiyorum. Turkce’nin iyi yazilmasi ve okunmasi yonunde de iyi bir alt yapim olmadigi icin bir takim sorunlarla karsilasiyoruz haliyle…Sanirim bir cok arkadasda da durum ayni oluyor.
Neyse yahu sizde bizi boyle idare edin, gordugunuz gibi yavas yavas duzeliyoruz istee.  Puzzled
Saka bir yana; bu bilgileri veren arkadaslara tesekkur ederim….
 
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

© Akçaabat-Acısu.Com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM