Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Cumartesi, 22.Kasım 2008, 08:15:32 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve parolanızı
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
  Mesajları Göster - FATİH_in_İST.
Sayfa: [1] 2 3
1  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Cuma, 17.Ekim 2008, 13:09:44
Hamurlar Altın oldu
 
Evliyânın büyüklerinden
Ahmet es-Sekkaf hazretlerinin
“rahmetullahi aleyh”
 
hanımı, bir gün hamur yoğuruyordu ki,
şeytan vesvese verdi kendisine.
 
İşi yarım bırakıp, koştu beyinin yanına.
 
Efendi!
 
Buyur hanım.
 
Biliyorsun gelenimiz gidenimiz çok. Hattâ
beylerin, paşaların hanımları bile
geliyor bâzan.
 
Evet, doğru.
 
İyi ama onları hep şu eski elbise ile karşılıyorum.
İkinci bir elbisem yoktur.
 
Evet.
 
Hani diyorum ki, bir tane daha diktirsek.
Arada onu da giyerim ha, ne dersin?
 
Mübarek zat, sevgiyle baktı ona:
 Hanım sen hamur yoğurmuyor muydun?
 
Evet ama cevap vermedin.
 
Sen git bak bakalım, hamur ne vaziyette?
Bunu sonra konuşuruz.
 
Hanım,
 Pekâlâ, deyip mutfağa döndü.
Ancak şaşırıp kaldı birden.
 
Zira hamur teknesi
“Çil çil altınlarla”
doluydu.
 
Kadıncağız bunu görüp anladı hatâsını.
Ağlayarak geri geldi.
 
A efendi, tövbe ettim. Ne olur affet.
Bir daha senden dünyâlık bir şey
istemeyeceğim
dedi.
 
Geri döndüğünde,
tekne yine “Hamur”la doluydu.
2  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Cuma, 26.Eylül 2008, 14:08:03
Başka gömleği yok ki...
 
Ömer bin Abdülaziz hazretleri,
“rahmetullahi aleyh”
öyle âdil idi ki,
 
İkinci Ömer
diye meşhur olmuştu.
 
Onu çekemiyenler, hizmetçisini
kandırarak, Onu zehirlettiler.
 
Zehirin tesiriyle yatağa düştü.
 
Artık son günlerini yaşıyordu ki,
kayınbiraderi geldi
ziyaretine.
 
Halîfenin gömleğini kirlenmiş
görüp, kızkardeşine çıkıştı:
 
- Halîfenin gömleğini görmüyor musun
hemşire?
 
- Ne var gömleğinde abi?
 
- Kirlenmiş, hemen yıka onu.
 
- Peki âbi, yıkıyayım.
 
Ertesi gün geldiğinde, gömleğin yıkanmamış
olduğunu görünce üzülüp sitem etti:
 
- Dediğimi yapmamışsın hemşire.
 
- Evet âbi, yıkayamadım.
 
- Neden?
 
- Başka gömleği yok ki, onu giydireyim de
üstündekini yıkayayım.
 
Kayınbiraderinin getirdiği gömleği giydirip,
Halifenin gömleğini yıkadılar.
 
Evet, koca Halîfe’nin, ikinci
bir gömleği yoktu
 
Halbuki,
teb'asının tamamı zengin
olup, zekât verecek fakir
bulamıyorlardı.
3  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Çarşamba, 24.Eylül 2008, 15:46:19
Sevinçli bekleyiş

Rebî-ül evvel’in
onikinci Pazartesi gecesi, yer yüzü ve
yedi kat gökler, büyük sevinç içinde
 
Peygamber Efendimizin
“sallallahü aleyhi ve sellem”
teşrifini bekliyordu.
 
Sabaha karşı
beklenen “Nur” doğdu”.
 
Hazret-i Âmine
“radıyallahü anha”
anlatıyor:
 
- O Server’e “sallallahü aleyhi ve sellem”
hamile olduğum günlerde hiç acı
ve elem görmedim.
 
Altı aydan sonra bir ses işittim:
- Ey Âmine! Kime hamile olduğunu
biliyor musun?
diyordu.
 
- Bilmiyorum.
dedim.
 
- Peygamberlerin sonuncusuna hamilesin.
O doğunca, ismini Muhammed koy!
dedi.
 
Çok susamıştım.
Bir kâse “Şerbet” verdiler.
İçtim. Bal’dan tatlı ve serin idi.
 
Pek çok hanım bana hizmet ediyor,
ama onları tanımıyordum.
 
Biri tanıttı kendisini:
- Ben, Firavun’un hanımı Âsiye’yim.
 
Sonra diğeri tanıttı:
- Ben, Meryem binti İmrân’ım.
Bunlar da Cennet hûrileri.
 
Korkudan terlemiştim. Terimden,
nefis misk kokusu
yayılıyordu.
 
O Server “sallallahü aleyhi ve sellem”
doğar doğmaz, mübarek başını
secdeye koyup, şehâdet
parmağını kaldırdı.
 
Bir ses işittim:
- Onu, mağripten meşrika kadar her yerde
gezdirin. Tâ ki, cümle âlem, Onu,
 ismiyle ve cismiyle
tanısınlar!
diyordu
4  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Cuma, 19.Eylül 2008, 15:43:23
Niçin ayaktasın?

 

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri

“kuddise sirruh”

 

Evliyânın büyüklerindendir.

 

Karlı ve dondurucu bir kış gecesiydi ki,

hasta annesi, seslendi yatağından:

 

- Bâyezid, oğlum!

- Buyur anneciğim!

 

- Biraz su verir misin bana!

- Peki anne, derhal!

 

Ve koştu testiye. Ama testi boştu.

 

Kar, soğuk demeyip, koştu Çeşmeye

Suyu doldurup gelinceye kadar

annesi uyumuştu.

 

Uyandırmaya kıyamadı.

Bekledi başucunda.

 

Ama nasıl?

Elinde buzla kaplı testi

 

ve

Ayakta olarak

 

Nice zaman sonra uyandı annesi.

Onu o hâliyle görüp sordu:

 

- Oğlum niçin ayaktasın?

- Sana su vermek için anneciğim.

 

- İyi de, oturup beklesene yavrum.

- Suyu, geciktirmeden hemen vereyim

diye ayaktayım anneciğim.

 

Soğuğun şiddetinden

parmakları testiye

yapışmıştı.

 

Kadıncağız çok duygulandı.

Oğluna sevgiyle baktı, baktı ve;

 

- Yâ Rabbî, ben oğlumdan râzıyım.

Sen de râzı ol!

diye dua etti.

 

Bâyezid,

işte bu anne duâsı ile

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri

“rahmetullahi aleyh”.

oldu.
5  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Perşembe, 18.Eylül 2008, 08:43:15
Hakkımı alın ondan!

 

Bir gün,

Mekke’ye bir yabancı gelip Ebû Cehil’e

bir deve satmıştı.

 

Ancak parasın alamıyordu.

 

Kâbe yanına gidip, yalvardı müşriklere.

Alaya aldılar adamcağızı.

 

Efendimizin "aleyhisselam" evini gösterip;

- Bak, şu evi görüyor musun. İşte o eve git.

O halleder senin işini.

dediler.

 

Gitti garip, açtı derdini

Peygamber Efendimize

 

Resulullah Efendimiz,

“sallallahü aleyhi ve sellem”

- Peki, bekle geliyorum.

buyurdu.

 

Birlikte Ebu Cehl’in evine gidip

çaldılar kapıyı.

 

Ebû Cehil, karşısında

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

görünce titremeye başladı.

 

- Buyur yâ Muhammed. Bir emrin mi vardı?

- Evet. Ver şu garibin hakkını!

 

- De..derhal. Hemen getiriyorum!

dedi.

 

Ve koşup getirdi parayı.

 

Dönüp giderken, adam teşekkür etti

Resulullah Efendimize

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Sonra gidip, müşriklere de

teşekkür etti.

 

Ancak inanamadılar:

- Ne? Yoksa aldın mı paranı?

 

- Evet. Hem de hiç zahmetsiz aldım.

 

Bir müddet sonra

Ebû Cehil kâfiri

geldi oraya.

 

Merakla ona döndüler:

- Yâ Ebâ Cehil! Gerçekten parayı

verdin mi adama?

 

- Mecbur kaldım arkadaşlar. Yanında

“korkunç bir canavar vardı”

Vermeseydim parçalayacaktı

beni.
6  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Pazartesi, 15.Eylül 2008, 11:28:48
Hazret-i Âişe ağlıyor

 

Bir gece,

Resûlullah Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

mübarek başını,

Hazret-i Âişe'nin “radıyallahü anha”

kucağına koyup, “Yıldızları”

seyre koyuldu

 

Hazret-i Âişe ise

“Dolunayı”

seyrediyordu

 

Fakat

Resûlullah Efendimizin

“nur cemali”

 

“Dolunay”dan

daha parlak ve nurlu göründü

Hazret-i Âişe’ye.

 

Duygulanıp ağladı.

Ve iki damla gözyaşı,

Efendimizin nur yüzüne

damladı.

 

Efendimiz "aleyhisselam" sordular:

- Niçin ağlıyorsun yâ Âişe?

 

- Senin cemalini, dolunay'dan daha parlak

gördüm de onun için.

 

- Şaştın mı buna?

- Evet, şaştım yâ Resûlallah.

 

Hiç şaşma yâ Âişe.

Çünkü “Ay” ve “Güneş”in nûrunu da

benim nûrumdan yarattı

Hak teâlâ.

 

- Siz neye bakıyordunuz yâ Resûlallah?

 

- Yıldızlara bakıyordum. Eshâbımdan biri var ki,

onun ibâdetleri “Yıldızlar” adedince

gök yüzüne yükseliyor. Bunu

düşünüyordum.

 

Hazret-i Âişe;

“Bu kişi, babam olabilir”

 diye geçirdi içinden.

 

Ve sordu:

- O kimdir yâ Resûlallah?

 

Buyurdular ki:

- Ömerdir. Ama onun  sevapları,

babanın sevapları yanında

“denizde damla”

bile değildir.
7  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Cumartesi, 13.Eylül 2008, 09:19:39
Gerçekten Peygambersen…

 

Kureyş müşrikleri,

Peygamber Efendimizin

“sallallahü aleyhi ve sellem”

huzuruna geldiler bir

gece.

 

Aralarında

Ebû Cehil kâfiri de vardı.

 

- Yâ Muhammed! Gerçek Peygambersen,

şu gökteki “Ay”ı ikiye ayırıver.

dediler

 

Ayın ondördüydü ve

Ay, “tepsi” gibi yuvarlaktı.

 

Efendimiz “aleyhisselam”;

- Bunu yaparsam îman eder misiniz?

diye sordu.

 

Hepsi bir ağızdan;

- Evet, tabii, iman ederiz,

dediler.

 

Bunun üzerine,

mübârek parmağını kaldırıp,

“Ay”a işâret etti.

 

Ay ikiye ayrıldı.

Bir parçası doğuya, öbür parçası

batıya gitti.

 

Bir müddet öyle durup, sonra birleştiler.

Bunu, gözleriyle gördü müşrikler.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

O müşriklerin isimlerini tek tek sayıp;

 

- Şâhit ol ey filân! Şâhit ol ey filân!

diye seslendiler.

 

Müşrikler şaşkındı.

 

Dışardan Mekke’ye gelenlere sordular.

Dışarı adamlar gönderip,

sordurdular.

 

Herkes görmüştü bu

büyük mûcizeyi

 

Peki inandılar mı?

Hayır!

 

Eh, büyüklerimiz;

“Îman etmek, nasîb işidir”

buyuruyor ya.

 

İşte misali.

 
8  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Perşembe, 11.Eylül 2008, 12:07:26
Yediğinden bana da ver!

 

Peygamber Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Bir gün Eshâbiyle bir bahçede oturmuş

 yemek yiyorlardı ki, o ara bir

cariye geçti oradan.

 

(Savaşta esir alınan kadın kölelere

Cariye denirdi.)

 

Bu kadın,

Peygamber Efendimizin

“sallallahü aleyhi ve sellem”

önüne geldi.

 

Ve edebsizlik ederek;

- O yediğinden bana da ver!

deyiverdi.

 

Resûlullah Efendimiz

“sallalahü aleyhi ve sellem”

 

önündeki yemekten bir lokma alıp,

uzattılar o kadına.

 

Lâkin o, daha da ileri giderek;

- Onu istemiyorum!

dedi.

 

- Ya ne istiyorsun?

- Ağzında çiğnediğin lokmadan.

 

Verdiler istediğini.

 

Kadın,

Peygamber Efendimizin

“sallalahü aleyhi ve sellem”

 

elinden o lokmayı alıp yediği anda

hâlinde bir değişiklik oldu.

 

O edebsiz hâli gidip,

mahcûbiyet kapladı yüzünü

 

Yaptığına pişman oldu.

Utandı, sıkıldı, terledi.

 

Ve önüne bakarak, süratle

uzaklaştı oradan.

 

O günden sonra

Edeb ve Hayâ timsali

bir hanım oldu.

 

Öyle ki

Edeb ve terbiyesiyle,

parmakla gösteriliyordu o

havalide.
9  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Çarşamba, 10.Eylül 2008, 08:39:45
Ben seni tanımıyorum!

 

Vaktiyle bir şehirde

sâlih bir müslüman

yaşardı.

 

Vakitlerinin çoğunu

İbâdet ve tâatle geçirirdi.

 

Ama

Resûlullaha salevât okumayı

İhmal ederdi.

 

Bu kişi, bir gece

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü aleyhi ve sellem”

gördü rüyâda.

 

Ama 

Efendimiz “aleyhisselam”

mübarek başlarını çevirdiler

ondan.

 

Adam ağlamaya başladı.

 

Gözyaşları içinde;

- Yâ Resûlallah! Niçin yüzüme bakmıyorsunuz?

diye sordu.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

- Ben seni tanımıyorum!

buyurdular.

 

Adamcağız bu cevapla kahroldu

ve başladı dil dökmeye:

 

- Yâ Resûlallah! Ben senin ümmetinden bir müslümanım,

beni nasıl tanımazsınız? Halbuki siz, ümmetinizi,

babanın, oğlunu tanımasından

daha fazla tanırsınız.

 

Efendimiz “aleyhisselam”;

- Evet öyledir. Ama sen, bana hiç salevât

göndermiyorsun. Ben ümmetimi,

“Bana okudukları salevât”

miktarınca tanırım,

buyurdu.

 

Anlamıştı hatâsını.

 

O günden sonra

her gün belli miktar

Salevât-ı şerife okumayı

âdet edinmişti.

 

Birkaç gün sonra, bir gece rüyâda

Resûlullahı “aleyhisselam”

gördü yine.

 

Bu defa

Peygamber Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

ona sevgiyle baktılar.

 

ve;

- Seni şimdi tanıdım!

buyurdular.
10  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Salı, 09.Eylül 2008, 10:18:48
Anneni ziyaret et!

 

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri,

“rahmetullahi aleyh”

 

Hacca gitti bir sene.

Vazîfesi bitince, gâibten bir ses duydu;

 

- Ey Bâyezid, anneni ziyaret et!

diyordu.

 

Bu “îkaz-ı ilâhî”yi alır almaz, annesinin

bulunduğu şehire doğru yola çıktı.

 

Seher vakti vardı o şehre.

 

Annesinin evi önüne geldiğinde,

kadıncağız, seccadesinde;

 

- Yâ Rabbî! Garip oğlumu murâdına kavuştur!

diye, dua ediyordu.

 

İşte tam bu sırada çalındı kapısı.

Yaşlı kadın seslendi içerden:

- Kim o?

 

Dışardan cevap geldi:

- Garip oğlun geldi anneciğim!

 

Sevinçle açtı kapıyı.

 

Ana oğul kucaklaştılar.

Sevinçten bir müddet ağlaştılar.

 

Nurlu kadın, hasretle baktı oğluna ve;

- Özlemiştim oğlum, beni sevindirdin.

Allah da seni sevindirsin ve,

ne murâdın varsa versin!

dedi.

 

Bâyezid Bistâmî hazretleri

“rahmetullahi aleyh”

tasavvufta yükselmişse de, daha yüksek

derecelere bir türlü çıkamıyordu.

 

Sonradan öğrendi niçin

yükselemediğini.

 

Meğer

Anne duâsı lazımmış

bunun için.

 

Annesinin duâsını alır almaz

kavuştu özlediği makamlara.

 

Nitekim kendisi;

 

- Bu yolda ne kazandımsa,

“annemin duâsıyla kazandım”

buyurumuştur.
11  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Pazartesi, 08.Eylül 2008, 08:25:50
Tek başına çarpışıyordu

 

Sevgili Peygamberimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

düşmana karşı çok

cesaretliydi.

 

Hazret-i Alî “radıyalahü anh”

anlatıyor:

 

Bedir Harbi’nde,

 üçyüzsekiz kişiydik.

 

İçimizde en cesurumuz,

Resûlullah Efendimiz’di. 

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Zira müşriklere en yakın O dururdu.

Biz sıkıştığımızda, Ona

sığınırdık.

 

Uhud Harbi’nde de

öyle olmuştu

 

Bir aralık ortalık karıştı.

Mücahidler, iki ateş arasında kalıp,

şaşkınlıktan dağıldılar.

 

Ben de düşman askerinin arasında kaldım.

Etrafımda tek müslüman yoktu.

 

Bir yandan çarpışırken, bir yandan da

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü alayhi ve sellem”

merak ediyordum.

 

Gerilerde olamazdı.

Çünkü O, düşman karşısında

bir adım bile gerilemezdi.

 

Kendi kendime;

“Herhalde bizim günahımızdan dolayı,

Rabbimiz, Onu semâya kaldırdı”

diye düşündüm.

 

“Öyleyse bir an evvel şehit olup,

Ona kavuşmalıyım”

dedim.

 

Kılıcımın kınını kırıp, daldım düşman içine.

Düşmanı kıra kıra ilerlerken, bir ara

Resûlullahı “aleyhisselam”

farkettim”

 

Benden daha ilerde,

düşmanla çarpışıyordu.

 

Hem de tek başına

 

Derhal koşup yetiştim ve

siper oldum kendisine.
12  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Cumartesi, 06.Eylül 2008, 09:20:40
Görülmemiş cömertlik

 

 

Bir gün, Medîne'ye,

bir gayr-i müslim kişi

gelmişti.

 

Lâkin çok fakirdi.

 

Resûlullah Efendimizle

“sallallahü aleyhi ve sellem”

görüşüp;

 

- Bana, bir miktar dünyâlık verir misin,

dedi.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

Ona, vâdiyi göstererek;

 

- Bak, şu vâdide yayılmış sürüyü

görüyor musun?

diye sordular.

 

Adamcağız baktığında,

bir koyun sürüsü gördü ki,

iki dağ arasını doldurmuştu.

 

- Evet, görüyorum,

dedi.

 

Buyurdular ki:

- O sürü senin olsun. Al götür

kabîlene.

 

Adam, şaşırdı.

- Şaka yapıyorsunuz, değil mi?

 

- Hayır şaka değil. O sürüyü sana

verdim, al götür!

 

Bu ihsan karşısında çok

duygulandı ve

 

Kelime-i Şehâdeti

söyleyip, îmanla

şereflendi.

 

Sürüyü alıp döndü kabîlesine.

Ve yüksekçe bir yere çıkıp seslendi:

- Eeey insanlaar!

 

Kabîle halkı toplanıp sordular:

- Hayırdır, ne diyeceksin?

 

- Gidiniz, o ihsan sahibine siz de îman

ediniz. Ben hayatımda Onun gibi

bir cömert görmedim.

dedi.

 

Kabîle halkı Medîne'ye aktı

 

ve

topluca müslüman

oldular.
13  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Perşembe, 04.Eylül 2008, 08:37:42
Komşu hakkı

 

İmâm-ı âzam hazretlerinin

“rahmetullahi aleyh”

 

komşusu bir genç vardı.

İçkici ve ayyaş.

 

Her gece, meyhâneye gider, çıkınca devrile devrile

evine dönerken nâralar atardı etrafa.

 

Eve gelince de sabaha kadar saz çalar,

türküler söylerdi avaz avaz.

 

Komşuları çok rahatsızdı bu hâlinden.

 

Tabii İmâm-ı âzam

hazretleri de

 

Bir gün, yine meyhâneden çıkmış, bağıra çağıra

evine geliyordu ki, bekçiler yakalayıp

hapse attılar bu genci.

 

İmâm-ı âzam hazretleri,

o akşam, gencin mûtad sesini

duymayınca, merak etti.

 

Ve sorup, öğrendi hadiseyi.

Çok üzülüp, vâliye gitti hemen.

 

Vâli, kapıda karşıladı

İmâm-ı âzam hazretlerini

“rahmetullahi aleyh”

 

- Buyurun efendim, bir emriniz mi vardı?

 

- Dün gece, bir genç hapsedilmiş. O benim komşumdur.

Hapisten çıkarmanızı ricâ edecektim.

 

Emretti vali.

Ânında çıkardılar genci hapisten.

 

İmâm hazretleri

gencin koluna girip, ayrıldı oradan.

 

Yolda, gençten özür dileyip;

- Komşu, kusûra bakma. Hâlinize

geç vâkıf olduk,

buyurdu.

 

ve

bir kese para koydu

cebine

 

Genç ne diyeceğini bilemedi.

O gün, tövbe etti.

 

Ve bir daha içki koymadı

ağzına.

 

Üstelik,

Talebesi olmakla

şereflendi
14  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Çarşamba, 03.Eylül 2008, 10:40:50
Sen niçin oynamıyorsun?

 

Zaman-ı saadette

On yaşındaki Abdullah, babası

bir harpte şehit olunca,

yetim kalmıştı

 

Bunun için kederli ve mahzundu.

Gülmüyor, oynamıyor, ancak oynayan

çocuklara uzaktan bakıp,

İçli içli ağlıyordu.

 

Bir gün, yine oynayan çocukları

Gözü yaşlı olarak seyrediyordu ki,

Peygamber Efendimiz “aleyhisselam”,

usulca yanına yaklaşıp,

şefkatle sordu:

 

- Evlâdım, sen niçin oynamıyorsun?

 

Yavrucağın başı yerdeydi:

- Benim babam yok ki, oynayamam.

 

- Kardeşlerin var mı peki?

- Kardeşlerim de yok.

 

Başını okşayıp, sordu tekrar:

- Sen, Hasan ve Hüseyini tanıyor musun?

 

- Evet, tanıyorum.

 

- Pekii, onlara kardeş olmak ister misin?

 

Çocuk, başını kaldırdığında,

Peygamber Efendimizi gördü

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Ve sevinçle cevapladı:

- İsterim yâ Resûlallah.

 

- Peygamberin torunu olmayı da

ister misin?

 

- Hem de çok isterim.

 

- Öyleyse sen benim torunumsun Abdullah.

Haydi tut elimden, bize gidelim.

 

Birlikte eve geldiler.

 

Abdullah çok mutluydu artık.

Yetimliğini unutmuştu.

 

Hâne-i saadette yemeğini yedi ve

 Güzel bir elbise giyip

koşarak geldi oyun

yerine.

 

Ancak şimdi çok

sevinçliydi.

 

Yerinde duramıyor;

Ben, Peygamberimizin torunuyum!

deyip, neş'eyle hopluyordu.

 

Öbürleri, ona gıbta ile bakıp;

- Aaah! Keşke biz de yetim olsaydık da,

senin kavuştuğun şerefe biz

de kavuşsaydık

diyorlardı.
15  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS : Salı, 02.Eylül 2008, 15:01:59
Rüzgâra emret de…

 

Azrâil aleyhisselâm,

Süleymân Peygamber’e zaman zaman,

ederlerdi sohbet.

 

Bir gün yine geldiğinde, bir kimse vardı

Peygamberin yanında.

 

Ona öyle “dikkatle” baktı.

bakışı adamın kalbini yaktı

 

Melek gidince sordu “Süleymân Nebî”ye:

- Kim bu adam diye?

 

- Azrail aleyhisselam.

 

Adam daha çok korkmuştu

 Yalvardı “Süleymân Nebî”ye:

- Ne olur, rüzgâra emret de,

beni götürsün çok uzak bir yere

 

- Neden?

 

- Çok sert baktı bana.

Bir şey diyemedim ona.

 

Süleymân Peygamber;

- Peki olur!

buyurdu.

 

Ve emretti rüzgara:

- Bu kimseyi götür Hindistan’a!

 

Rüzgâr;

- Baş üstüne ya Nebiyyallah!

dedi.

 

Ve adamı alıp, bir anda Hindistan’a iletti .

Birkaç gün sonra, Azrâil aleyhisselâm yine geldi.

 

Sohbet ettiler.

 

Süleymân Peygamber sordu:

- Geçen gelişinde yanımda biri vardı ya,

o senden çok korkmuş.

 

- Neden?

 

- Yüzüne sert bakmışsın da...

Melek arzetti:

- Onun rûhunu Hindistan’da almak için emrolunmuştum.

Ama burada görünce şaşırdım. Şaşkınlıktan öyle baktım

 

- Sonra?

 

- Emir üzere Hindistan’a vardım.

Onu orada görüp rûhunu aldım.
Sayfa: [1] 2 3
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!