Mesajları Göster - FATİH_in_İST.
|
|
Sayfa: [1] 2 3
|
|
1
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 17.Ekim 2008, 13:09:44
|
Hamurlar Altın oldu Evliyânın büyüklerinden Ahmet es-Sekkaf hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” hanımı, bir gün hamur yoğuruyordu ki, şeytan vesvese verdi kendisine. İşi yarım bırakıp, koştu beyinin yanına. Efendi! Buyur hanım. Biliyorsun gelenimiz gidenimiz çok. Hattâ beylerin, paşaların hanımları bile geliyor bâzan. Evet, doğru. İyi ama onları hep şu eski elbise ile karşılıyorum. İkinci bir elbisem yoktur. Evet. Hani diyorum ki, bir tane daha diktirsek. Arada onu da giyerim ha, ne dersin? Mübarek zat, sevgiyle baktı ona: Hanım sen hamur yoğurmuyor muydun? Evet ama cevap vermedin. Sen git bak bakalım, hamur ne vaziyette? Bunu sonra konuşuruz. Hanım, Pekâlâ, deyip mutfağa döndü. Ancak şaşırıp kaldı birden. Zira hamur teknesi “Çil çil altınlarla” doluydu. Kadıncağız bunu görüp anladı hatâsını. Ağlayarak geri geldi. A efendi, tövbe ettim. Ne olur affet. Bir daha senden dünyâlık bir şey istemeyeceğim dedi. Geri döndüğünde, tekne yine “Hamur”la doluydu.
|
|
|
|
|
2
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 26.Eylül 2008, 14:08:03
|
Başka gömleği yok ki... Ömer bin Abdülaziz hazretleri, “rahmetullahi aleyh” öyle âdil idi ki, İkinci Ömer diye meşhur olmuştu. Onu çekemiyenler, hizmetçisini kandırarak, Onu zehirlettiler. Zehirin tesiriyle yatağa düştü. Artık son günlerini yaşıyordu ki, kayınbiraderi geldi ziyaretine. Halîfenin gömleğini kirlenmiş görüp, kızkardeşine çıkıştı: - Halîfenin gömleğini görmüyor musun hemşire? - Ne var gömleğinde abi? - Kirlenmiş, hemen yıka onu. - Peki âbi, yıkıyayım. Ertesi gün geldiğinde, gömleğin yıkanmamış olduğunu görünce üzülüp sitem etti: - Dediğimi yapmamışsın hemşire. - Evet âbi, yıkayamadım. - Neden? - Başka gömleği yok ki, onu giydireyim de üstündekini yıkayayım. Kayınbiraderinin getirdiği gömleği giydirip, Halifenin gömleğini yıkadılar. Evet, koca Halîfe’nin, ikinci bir gömleği yoktu Halbuki, teb'asının tamamı zengin olup, zekât verecek fakir bulamıyorlardı.
|
|
|
|
|
3
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 24.Eylül 2008, 15:46:19
|
Sevinçli bekleyiş Rebî-ül evvel’in onikinci Pazartesi gecesi, yer yüzü ve yedi kat gökler, büyük sevinç içinde Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” teşrifini bekliyordu. Sabaha karşı beklenen “Nur” doğdu”. Hazret-i Âmine “radıyallahü anha” anlatıyor: - O Server’e “sallallahü aleyhi ve sellem” hamile olduğum günlerde hiç acı ve elem görmedim. Altı aydan sonra bir ses işittim: - Ey Âmine! Kime hamile olduğunu biliyor musun? diyordu. - Bilmiyorum. dedim. - Peygamberlerin sonuncusuna hamilesin. O doğunca, ismini Muhammed koy! dedi. Çok susamıştım. Bir kâse “Şerbet” verdiler. İçtim. Bal’dan tatlı ve serin idi. Pek çok hanım bana hizmet ediyor, ama onları tanımıyordum. Biri tanıttı kendisini: - Ben, Firavun’un hanımı Âsiye’yim. Sonra diğeri tanıttı: - Ben, Meryem binti İmrân’ım. Bunlar da Cennet hûrileri. Korkudan terlemiştim. Terimden, nefis misk kokusu yayılıyordu. O Server “sallallahü aleyhi ve sellem” doğar doğmaz, mübarek başını secdeye koyup, şehâdet parmağını kaldırdı. Bir ses işittim: - Onu, mağripten meşrika kadar her yerde gezdirin. Tâ ki, cümle âlem, Onu, ismiyle ve cismiyle tanısınlar! diyordu
|
|
|
|
|
4
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 19.Eylül 2008, 15:43:23
|
Niçin ayaktasın?
Bâyezid-i Bistâmî hazretleri
“kuddise sirruh”
Evliyânın büyüklerindendir.
Karlı ve dondurucu bir kış gecesiydi ki,
hasta annesi, seslendi yatağından:
- Bâyezid, oğlum!
- Buyur anneciğim!
- Biraz su verir misin bana!
- Peki anne, derhal!
Ve koştu testiye. Ama testi boştu.
Kar, soğuk demeyip, koştu Çeşmeye
Suyu doldurup gelinceye kadar
annesi uyumuştu.
Uyandırmaya kıyamadı.
Bekledi başucunda.
Ama nasıl?
Elinde buzla kaplı testi
ve
Ayakta olarak
Nice zaman sonra uyandı annesi.
Onu o hâliyle görüp sordu:
- Oğlum niçin ayaktasın?
- Sana su vermek için anneciğim.
- İyi de, oturup beklesene yavrum.
- Suyu, geciktirmeden hemen vereyim
diye ayaktayım anneciğim.
Soğuğun şiddetinden
parmakları testiye
yapışmıştı.
Kadıncağız çok duygulandı.
Oğluna sevgiyle baktı, baktı ve;
- Yâ Rabbî, ben oğlumdan râzıyım.
Sen de râzı ol!
diye dua etti.
Bâyezid,
işte bu anne duâsı ile
Bâyezid-i Bistâmî hazretleri
“rahmetullahi aleyh”.
oldu.
|
|
|
|
|
5
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 18.Eylül 2008, 08:43:15
|
Hakkımı alın ondan!
Bir gün,
Mekke’ye bir yabancı gelip Ebû Cehil’e
bir deve satmıştı.
Ancak parasın alamıyordu.
Kâbe yanına gidip, yalvardı müşriklere.
Alaya aldılar adamcağızı.
Efendimizin "aleyhisselam" evini gösterip;
- Bak, şu evi görüyor musun. İşte o eve git.
O halleder senin işini.
dediler.
Gitti garip, açtı derdini
Peygamber Efendimize
Resulullah Efendimiz,
“sallallahü aleyhi ve sellem”
- Peki, bekle geliyorum.
buyurdu.
Birlikte Ebu Cehl’in evine gidip
çaldılar kapıyı.
Ebû Cehil, karşısında
Resûlullah Efendimizi
“sallallahü aleyhi ve sellem”
görünce titremeye başladı.
- Buyur yâ Muhammed. Bir emrin mi vardı?
- Evet. Ver şu garibin hakkını!
- De..derhal. Hemen getiriyorum!
dedi.
Ve koşup getirdi parayı.
Dönüp giderken, adam teşekkür etti
Resulullah Efendimize
“sallallahü aleyhi ve sellem”
Sonra gidip, müşriklere de
teşekkür etti.
Ancak inanamadılar:
- Ne? Yoksa aldın mı paranı?
- Evet. Hem de hiç zahmetsiz aldım.
Bir müddet sonra
Ebû Cehil kâfiri
geldi oraya.
Merakla ona döndüler:
- Yâ Ebâ Cehil! Gerçekten parayı
verdin mi adama?
- Mecbur kaldım arkadaşlar. Yanında
“korkunç bir canavar vardı”
Vermeseydim parçalayacaktı
beni.
|
|
|
|
|
6
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Pazartesi, 15.Eylül 2008, 11:28:48
|
Hazret-i Âişe ağlıyor
Bir gece,
Resûlullah Efendimiz
“sallallahü aleyhi ve sellem”
mübarek başını,
Hazret-i Âişe'nin “radıyallahü anha”
kucağına koyup, “Yıldızları”
seyre koyuldu
Hazret-i Âişe ise
“Dolunayı”
seyrediyordu
Fakat
Resûlullah Efendimizin
“nur cemali”
“Dolunay”dan
daha parlak ve nurlu göründü
Hazret-i Âişe’ye.
Duygulanıp ağladı.
Ve iki damla gözyaşı,
Efendimizin nur yüzüne
damladı.
Efendimiz "aleyhisselam" sordular:
- Niçin ağlıyorsun yâ Âişe?
- Senin cemalini, dolunay'dan daha parlak
gördüm de onun için.
- Şaştın mı buna?
- Evet, şaştım yâ Resûlallah.
Hiç şaşma yâ Âişe.
Çünkü “Ay” ve “Güneş”in nûrunu da
benim nûrumdan yarattı
Hak teâlâ.
- Siz neye bakıyordunuz yâ Resûlallah?
- Yıldızlara bakıyordum. Eshâbımdan biri var ki,
onun ibâdetleri “Yıldızlar” adedince
gök yüzüne yükseliyor. Bunu
düşünüyordum.
Hazret-i Âişe;
“Bu kişi, babam olabilir”
diye geçirdi içinden.
Ve sordu:
- O kimdir yâ Resûlallah?
Buyurdular ki:
- Ömerdir. Ama onun sevapları,
babanın sevapları yanında
“denizde damla”
bile değildir.
|
|
|
|
|
7
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cumartesi, 13.Eylül 2008, 09:19:39
|
Gerçekten Peygambersen…
Kureyş müşrikleri,
Peygamber Efendimizin
“sallallahü aleyhi ve sellem”
huzuruna geldiler bir
gece.
Aralarında
Ebû Cehil kâfiri de vardı.
- Yâ Muhammed! Gerçek Peygambersen,
şu gökteki “Ay”ı ikiye ayırıver.
dediler
Ayın ondördüydü ve
Ay, “tepsi” gibi yuvarlaktı.
Efendimiz “aleyhisselam”;
- Bunu yaparsam îman eder misiniz?
diye sordu.
Hepsi bir ağızdan;
- Evet, tabii, iman ederiz,
dediler.
Bunun üzerine,
mübârek parmağını kaldırıp,
“Ay”a işâret etti.
Ay ikiye ayrıldı.
Bir parçası doğuya, öbür parçası
batıya gitti.
Bir müddet öyle durup, sonra birleştiler.
Bunu, gözleriyle gördü müşrikler.
Efendimiz “aleyhisselam”
O müşriklerin isimlerini tek tek sayıp;
- Şâhit ol ey filân! Şâhit ol ey filân!
diye seslendiler.
Müşrikler şaşkındı.
Dışardan Mekke’ye gelenlere sordular.
Dışarı adamlar gönderip,
sordurdular.
Herkes görmüştü bu
büyük mûcizeyi
Peki inandılar mı?
Hayır!
Eh, büyüklerimiz;
“Îman etmek, nasîb işidir”
buyuruyor ya.
İşte misali.
|
|
|
|
|
8
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 11.Eylül 2008, 12:07:26
|
Yediğinden bana da ver!
Peygamber Efendimiz
“sallallahü aleyhi ve sellem”
Bir gün Eshâbiyle bir bahçede oturmuş
yemek yiyorlardı ki, o ara bir
cariye geçti oradan.
(Savaşta esir alınan kadın kölelere
Cariye denirdi.)
Bu kadın,
Peygamber Efendimizin
“sallallahü aleyhi ve sellem”
önüne geldi.
Ve edebsizlik ederek;
- O yediğinden bana da ver!
deyiverdi.
Resûlullah Efendimiz
“sallalahü aleyhi ve sellem”
önündeki yemekten bir lokma alıp,
uzattılar o kadına.
Lâkin o, daha da ileri giderek;
- Onu istemiyorum!
dedi.
- Ya ne istiyorsun?
- Ağzında çiğnediğin lokmadan.
Verdiler istediğini.
Kadın,
Peygamber Efendimizin
“sallalahü aleyhi ve sellem”
elinden o lokmayı alıp yediği anda
hâlinde bir değişiklik oldu.
O edebsiz hâli gidip,
mahcûbiyet kapladı yüzünü
Yaptığına pişman oldu.
Utandı, sıkıldı, terledi.
Ve önüne bakarak, süratle
uzaklaştı oradan.
O günden sonra
Edeb ve Hayâ timsali
bir hanım oldu.
Öyle ki
Edeb ve terbiyesiyle,
parmakla gösteriliyordu o
havalide.
|
|
|
|
|
9
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 10.Eylül 2008, 08:39:45
|
Ben seni tanımıyorum!
Vaktiyle bir şehirde
sâlih bir müslüman
yaşardı.
Vakitlerinin çoğunu
İbâdet ve tâatle geçirirdi.
Ama
Resûlullaha salevât okumayı
İhmal ederdi.
Bu kişi, bir gece
Resûlullah Efendimizi
“sallallahü aleyhi ve sellem”
gördü rüyâda.
Ama
Efendimiz “aleyhisselam”
mübarek başlarını çevirdiler
ondan.
Adam ağlamaya başladı.
Gözyaşları içinde;
- Yâ Resûlallah! Niçin yüzüme bakmıyorsunuz?
diye sordu.
Efendimiz “aleyhisselam”
- Ben seni tanımıyorum!
buyurdular.
Adamcağız bu cevapla kahroldu
ve başladı dil dökmeye:
- Yâ Resûlallah! Ben senin ümmetinden bir müslümanım,
beni nasıl tanımazsınız? Halbuki siz, ümmetinizi,
babanın, oğlunu tanımasından
daha fazla tanırsınız.
Efendimiz “aleyhisselam”;
- Evet öyledir. Ama sen, bana hiç salevât
göndermiyorsun. Ben ümmetimi,
“Bana okudukları salevât”
miktarınca tanırım,
buyurdu.
Anlamıştı hatâsını.
O günden sonra
her gün belli miktar
Salevât-ı şerife okumayı
âdet edinmişti.
Birkaç gün sonra, bir gece rüyâda
Resûlullahı “aleyhisselam”
gördü yine.
Bu defa
Peygamber Efendimiz
“sallallahü aleyhi ve sellem”
ona sevgiyle baktılar.
ve;
- Seni şimdi tanıdım!
buyurdular.
|
|
|
|
|
10
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Salı, 09.Eylül 2008, 10:18:48
|
Anneni ziyaret et!
Bâyezid-i Bistâmî hazretleri,
“rahmetullahi aleyh”
Hacca gitti bir sene.
Vazîfesi bitince, gâibten bir ses duydu;
- Ey Bâyezid, anneni ziyaret et!
diyordu.
Bu “îkaz-ı ilâhî”yi alır almaz, annesinin
bulunduğu şehire doğru yola çıktı.
Seher vakti vardı o şehre.
Annesinin evi önüne geldiğinde,
kadıncağız, seccadesinde;
- Yâ Rabbî! Garip oğlumu murâdına kavuştur!
diye, dua ediyordu.
İşte tam bu sırada çalındı kapısı.
Yaşlı kadın seslendi içerden:
- Kim o?
Dışardan cevap geldi:
- Garip oğlun geldi anneciğim!
Sevinçle açtı kapıyı.
Ana oğul kucaklaştılar.
Sevinçten bir müddet ağlaştılar.
Nurlu kadın, hasretle baktı oğluna ve;
- Özlemiştim oğlum, beni sevindirdin.
Allah da seni sevindirsin ve,
ne murâdın varsa versin!
dedi.
Bâyezid Bistâmî hazretleri
“rahmetullahi aleyh”
tasavvufta yükselmişse de, daha yüksek
derecelere bir türlü çıkamıyordu.
Sonradan öğrendi niçin
yükselemediğini.
Meğer
Anne duâsı lazımmış
bunun için.
Annesinin duâsını alır almaz
kavuştu özlediği makamlara.
Nitekim kendisi;
- Bu yolda ne kazandımsa,
“annemin duâsıyla kazandım”
buyurumuştur.
|
|
|
|
|
11
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Pazartesi, 08.Eylül 2008, 08:25:50
|
Tek başına çarpışıyordu
Sevgili Peygamberimiz
“sallallahü aleyhi ve sellem”
düşmana karşı çok
cesaretliydi.
Hazret-i Alî “radıyalahü anh”
anlatıyor:
Bedir Harbi’nde,
üçyüzsekiz kişiydik.
İçimizde en cesurumuz,
Resûlullah Efendimiz’di.
“sallallahü aleyhi ve sellem”
Zira müşriklere en yakın O dururdu.
Biz sıkıştığımızda, Ona
sığınırdık.
Uhud Harbi’nde de
öyle olmuştu
Bir aralık ortalık karıştı.
Mücahidler, iki ateş arasında kalıp,
şaşkınlıktan dağıldılar.
Ben de düşman askerinin arasında kaldım.
Etrafımda tek müslüman yoktu.
Bir yandan çarpışırken, bir yandan da
Resûlullah Efendimizi
“sallallahü alayhi ve sellem”
merak ediyordum.
Gerilerde olamazdı.
Çünkü O, düşman karşısında
bir adım bile gerilemezdi.
Kendi kendime;
“Herhalde bizim günahımızdan dolayı,
Rabbimiz, Onu semâya kaldırdı”
diye düşündüm.
“Öyleyse bir an evvel şehit olup,
Ona kavuşmalıyım”
dedim.
Kılıcımın kınını kırıp, daldım düşman içine.
Düşmanı kıra kıra ilerlerken, bir ara
Resûlullahı “aleyhisselam”
farkettim”
Benden daha ilerde,
düşmanla çarpışıyordu.
Hem de tek başına
Derhal koşup yetiştim ve
siper oldum kendisine.
|
|
|
|
|
12
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cumartesi, 06.Eylül 2008, 09:20:40
|
Görülmemiş cömertlik
Bir gün, Medîne'ye,
bir gayr-i müslim kişi
gelmişti.
Lâkin çok fakirdi.
Resûlullah Efendimizle
“sallallahü aleyhi ve sellem”
görüşüp;
- Bana, bir miktar dünyâlık verir misin,
dedi.
Efendimiz “aleyhisselam”
Ona, vâdiyi göstererek;
- Bak, şu vâdide yayılmış sürüyü
görüyor musun?
diye sordular.
Adamcağız baktığında,
bir koyun sürüsü gördü ki,
iki dağ arasını doldurmuştu.
- Evet, görüyorum,
dedi.
Buyurdular ki:
- O sürü senin olsun. Al götür
kabîlene.
Adam, şaşırdı.
- Şaka yapıyorsunuz, değil mi?
- Hayır şaka değil. O sürüyü sana
verdim, al götür!
Bu ihsan karşısında çok
duygulandı ve
Kelime-i Şehâdeti
söyleyip, îmanla
şereflendi.
Sürüyü alıp döndü kabîlesine.
Ve yüksekçe bir yere çıkıp seslendi:
- Eeey insanlaar!
Kabîle halkı toplanıp sordular:
- Hayırdır, ne diyeceksin?
- Gidiniz, o ihsan sahibine siz de îman
ediniz. Ben hayatımda Onun gibi
bir cömert görmedim.
dedi.
Kabîle halkı Medîne'ye aktı
ve
topluca müslüman
oldular.
|
|
|
|
|
13
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 04.Eylül 2008, 08:37:42
|
Komşu hakkı
İmâm-ı âzam hazretlerinin
“rahmetullahi aleyh”
komşusu bir genç vardı.
İçkici ve ayyaş.
Her gece, meyhâneye gider, çıkınca devrile devrile
evine dönerken nâralar atardı etrafa.
Eve gelince de sabaha kadar saz çalar,
türküler söylerdi avaz avaz.
Komşuları çok rahatsızdı bu hâlinden.
Tabii İmâm-ı âzam
hazretleri de
Bir gün, yine meyhâneden çıkmış, bağıra çağıra
evine geliyordu ki, bekçiler yakalayıp
hapse attılar bu genci.
İmâm-ı âzam hazretleri,
o akşam, gencin mûtad sesini
duymayınca, merak etti.
Ve sorup, öğrendi hadiseyi.
Çok üzülüp, vâliye gitti hemen.
Vâli, kapıda karşıladı
İmâm-ı âzam hazretlerini
“rahmetullahi aleyh”
- Buyurun efendim, bir emriniz mi vardı?
- Dün gece, bir genç hapsedilmiş. O benim komşumdur.
Hapisten çıkarmanızı ricâ edecektim.
Emretti vali.
Ânında çıkardılar genci hapisten.
İmâm hazretleri
gencin koluna girip, ayrıldı oradan.
Yolda, gençten özür dileyip;
- Komşu, kusûra bakma. Hâlinize
geç vâkıf olduk,
buyurdu.
ve
bir kese para koydu
cebine
Genç ne diyeceğini bilemedi.
O gün, tövbe etti.
Ve bir daha içki koymadı
ağzına.
Üstelik,
Talebesi olmakla
şereflendi
|
|
|
|
|
14
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 03.Eylül 2008, 10:40:50
|
Sen niçin oynamıyorsun?
Zaman-ı saadette
On yaşındaki Abdullah, babası
bir harpte şehit olunca,
yetim kalmıştı
Bunun için kederli ve mahzundu.
Gülmüyor, oynamıyor, ancak oynayan
çocuklara uzaktan bakıp,
İçli içli ağlıyordu.
Bir gün, yine oynayan çocukları
Gözü yaşlı olarak seyrediyordu ki,
Peygamber Efendimiz “aleyhisselam”,
usulca yanına yaklaşıp,
şefkatle sordu:
- Evlâdım, sen niçin oynamıyorsun?
Yavrucağın başı yerdeydi:
- Benim babam yok ki, oynayamam.
- Kardeşlerin var mı peki?
- Kardeşlerim de yok.
Başını okşayıp, sordu tekrar:
- Sen, Hasan ve Hüseyini tanıyor musun?
- Evet, tanıyorum.
- Pekii, onlara kardeş olmak ister misin?
Çocuk, başını kaldırdığında,
Peygamber Efendimizi gördü
“sallallahü aleyhi ve sellem”
Ve sevinçle cevapladı:
- İsterim yâ Resûlallah.
- Peygamberin torunu olmayı da
ister misin?
- Hem de çok isterim.
- Öyleyse sen benim torunumsun Abdullah.
Haydi tut elimden, bize gidelim.
Birlikte eve geldiler.
Abdullah çok mutluydu artık.
Yetimliğini unutmuştu.
Hâne-i saadette yemeğini yedi ve
Güzel bir elbise giyip
koşarak geldi oyun
yerine.
Ancak şimdi çok
sevinçliydi.
Yerinde duramıyor;
Ben, Peygamberimizin torunuyum!
deyip, neş'eyle hopluyordu.
Öbürleri, ona gıbta ile bakıp;
- Aaah! Keşke biz de yetim olsaydık da,
senin kavuştuğun şerefe biz
de kavuşsaydık
diyorlardı.
|
|
|
|
|
15
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Salı, 02.Eylül 2008, 15:01:59
|
Rüzgâra emret de…
Azrâil aleyhisselâm,
Süleymân Peygamber’e zaman zaman,
ederlerdi sohbet.
Bir gün yine geldiğinde, bir kimse vardı
Peygamberin yanında.
Ona öyle “dikkatle” baktı.
bakışı adamın kalbini yaktı
Melek gidince sordu “Süleymân Nebî”ye:
- Kim bu adam diye?
- Azrail aleyhisselam.
Adam daha çok korkmuştu
Yalvardı “Süleymân Nebî”ye:
- Ne olur, rüzgâra emret de,
beni götürsün çok uzak bir yere
- Neden?
- Çok sert baktı bana.
Bir şey diyemedim ona.
Süleymân Peygamber;
- Peki olur!
buyurdu.
Ve emretti rüzgara:
- Bu kimseyi götür Hindistan’a!
Rüzgâr;
- Baş üstüne ya Nebiyyallah!
dedi.
Ve adamı alıp, bir anda Hindistan’a iletti .
Birkaç gün sonra, Azrâil aleyhisselâm yine geldi.
Sohbet ettiler.
Süleymân Peygamber sordu:
- Geçen gelişinde yanımda biri vardı ya,
o senden çok korkmuş.
- Neden?
- Yüzüne sert bakmışsın da...
Melek arzetti:
- Onun rûhunu Hindistan’da almak için emrolunmuştum.
Ama burada görünce şaşırdım. Şaşkınlıktan öyle baktım
- Sonra?
- Emir üzere Hindistan’a vardım.
Onu orada görüp rûhunu aldım.
|
|
|
|
|