Mesajları Göster - FATİH_in_İST.
|
|
Sayfa: 1 [2] 3
|
|
16
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 29.Ağustos 2008, 15:59:35
|
Sen Allahtan korkmaz mısın? Bir gece, Hazret-i Ömer “radıyallahü anh”, şehirde dolaşırken, bir evden, bâzı sesler işitip şüphelendi. Evin damına çıkıp, içeri girdi. Bir de ne görsün. Bir adamla, bir kadın, oturmuş, içki içiyorlar Hiddetle bağırdı adama: - Sen Allahtan korkmaz mısın ki, içki içip, günâha giriyorsun? Adam, başını kaldırıp, baktı Halîfe’ye: - Beni dinler misin biraz! - Peki dinliyorum, söyle! - Ben, bir günah işlediysem, sen, üç günah işledin. - Söyle bakalım, neymiş o işlediğim üç günah? - Birincisi, Hak teâlâ Kur'ân-ı kerim’de; "Evlere kapılarından giriniz!" buyuruyor. Sen damdan girdin. İkincisi, Hak teâlâ; "Başkalarının evine, izin alarak ve selâm vererek giriniz!" buyuruyor. Sen, izinsiz ve selâmsız girdin. Üçüncüsü de, Allahü teâlâ; "Kimsenin gizli kusûrunu araştırmayın!" buyuruyor. Sen araştırdın. Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” hak verdi adama. - Doğru söylüyorsun kardeşim, buyurdu. ve adamdan özür dileyip, ağlayarak evine döndü. Ve bunun keffâreti olarak, bir köle âzâd etti o gün.
|
|
|
|
|
17
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 28.Ağustos 2008, 16:33:40
|
Taş koyardı ağzına
Bir gün
Resûlullah Efendimiz “aleyhisselâm” ile
hazret-i Ebû Bekir “radıyallahü anh”
birlikte iken,
yanlarına biri gelir.
Ama hayâsızın tekidir.
Resûlullaha “aleyhisselâm” hakaret eder.
Peygamberimiz sabrederler.
Hazret-i Ebû Bekir de
“radıyallahü anh”
önce sabreder,
Ama sonra kızar birden,
Ve cevap verir adama:
- Ey hayâsız! Utanmıyor musun? Allahın
Resûlü'ne hakâret ediyorsun!
İşte o zaman
Resûlullah Efendimiz
“aleyhisselâm”
oradan ayrılırlar.
Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk
“radıyallahü anh
çok üzülür.
ve koşar
Resûlullahın yanına
“aleyhisselâm”
Ve edeble sorar:
- Niçin ayrıldınız yâ Resûlallah?
Buyururlar ki:
- Ey kardeşim! O bize hakâret ederken, melekler
bizimleydi. Ve ona, “Sen öylesin!” derlerdi.
Ama sen sinirlenip cevap verince,
melekler gitti, şeytan
geldi yerine.
Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık
“radıyallahü anh”
çok üzülür.
O günden sonra,
taş koyardı
ağzına
niye?
Lüzumsuz
konuşmasın
diye
|
|
|
|
|
18
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 27.Ağustos 2008, 08:42:18
|
Gönül Sultanları
İki haberde de şükretti
İmâm-ı âzam hazretleri
“kuddise sirruh”
büyük çapta kumaş ithal eder,
gemiler dolusu ihracat
yapardı.
Zengin olduğu kadar
Cömert’ti de.
Çok zengin olmasına rağmen, zerre
Kadar “Dünya sevgisi” yoktu
kalbinde.
Bir gün, talebeye ders veriyordu ki,
bir kimse edeble girdi içeri.
- Efendim, üzücü bir haberim var.
- Hayırdır inşallah.
- Sizin malı götüren gemi, dün geceki
fırtınada batmış efendim.
Hazret-i İmâm,
“kuddise sirruh”
eğdi başını önüne.
Sonra kaldırıp;
- Elhamdülillâh!
dedi.
Aradan yarım saat geçmemişti ki,
aynı adam girdi içeri. Bu sefer
yüzü gülüyordu:
- Efendim, az önce verdiğim haber yanlışmış.
Batan gemi sizin değil, başkasınınmış.
Hazret-i İmâm,
“rahmetullahi aleyh”
yine eğdi başını önüne.
Sonra kaldırıp;
- Elhamdülillâh!
dedi.
Talebeden biri sordu:
- Hocam, her iki habere de şükrettiniz.
Hikmetini anlayamadık.
Büyük İmâm
“rahmetullahi aleyh”
açıkladı:
- İlkinde kalbime baktım.
Gördüm ki, hiç üzüntü yok,
şükrettim.
İkincisinde yine kalbime baktım.
Gördüm ki, hiç sevinç yok.
Şükrettim yine.
|
|
|
|
|
19
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Pazartesi, 14.Temmuz 2008, 14:17:41
|
Câhil köylünün yaptığı
“Peygamber Efendimiz”,
bir gün Enes bin Mâlik ile
bir yere gidiyorlardı.
Üzerinde Yemen kumaşından
bir paltosu vardı.
Arkadan
“Câhil bir köylü geldi ve”
mübarek yakasından tutup
kuvvetlice çekti.
Öyle ki, paltonun yakası çizip,
“İz yaptı mübarek boynunda”
Meğer,
“Zekât malından bir şeyler”
isteyecekmiş.
Ama “Peygamber Efendimiz”,
bu kaba hareketinden dolayı
ona hiç kızmadı
Azarlamadı da.
Sadece tebessüm edip, birşeyler
verilmesini emretti, o kadar.
İşte,
“Şefkat bu”,
“Merhamet budur”.
Nitekim
“Uhud cenginde de”
öyle olmuştu.
Kâfirler, Onu öldürmek maksadıyla
vurup, bir dişini kırdılar da,
O yine duâ etti onlara.
Ellerini açıp;
“Yâ Rabbî! bilmiyorlar, bilseler yapmazlar.
Sen onları affeyle!”
buyurdu.
|
|
|
|
|
20
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Pazartesi, 30.Haziran 2008, 13:03:00
|
Sen bunun için yaratılmadın!
Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri
küçükken, tarlaya, çift sürmeye gitti bir gün.
Öküzün kuyruğundan tutunmuş gidiyordu ki,
hayvan dile gelip seslendi ona:
- Ey Abdülkâdir! Sen bunun için
yaratılmadın!
Korktu ve koşarak eve geldi:.
- Anneciğim! İzin verirsen, Bağdat'a
İlim tahsil etmeye gideceğim.
Annesi;
- Peki evlâdım. Çok iyi olur.
dedi.
Koltuğunun altına
"Kırk altın” dikti ve
- Haydi yolun açık olsun. Allaha emânet ol.
Sakın yalan söyleme!
dedi.
Abdülkadir,
“Peki anneciğim!” dedi.
Elini öpüp, Çıktı yola.
Kervan “Hemedan”ı yeni geçmişti ki,
eşkıyâlar kestiler önlerini.
Ve kimin nesi varsa, gasbettiler.
Sıra “Abdülkadir”e gelmişti ki eşkıyâ
reisi sordu:
- Senin neyin var çocuk?
- “Kırk altın”ım var efendim.
- Yâ, nerde peki?
- Koltuğumun altında dikili.
Söylediği yeri söküp, buldu altınları.
- Çocuk, niçin doğruyu söyledin? Demeseydin,
biz bulamazdık bunları.
- Ben, anneme,
“Hiç yalan söylemiyeceğim!”
diye söz vermiştim.
- İyi ama, altınlarından oldun.
- Olsun efendim. Birkaç altın için anneme
verdiğim sözden dönmeye değer mi?
Reis başladı ağlamaya:
- “Eyvah! Ben de Rabbime söz vermiştim”.
O'na hep “Kulluk” yapacaktım.
Ama “Eşkıyâlık” yaptım.
dedi.
Ve oracıkta
“Tövbe etti”
Adamları da onu görüp tövbe ettiler.
Aldıkları malları iâde edip,
eşkıyâlığı terkettiler.
|
|
|
|
|
21
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cumartesi, 21.Haziran 2008, 08:55:03
|
En büyük şeref
Uşak Evliyâsından
“Hasan Hüsâmeddin Uşâkî hazretleri”
bir gün sevdiklerine;
- Kardeşlerim, kul için en büyük şeref,
“Sahibinin emirlerini yapmak”
“O'na itâat etmektir”
buyurdu.
Sonra şunu anlattı onlara:
“Cebrâil aleyhisselâm”
iki rekât namaz kıldı.
Bu namazını
“Dört bin senede tamamladı” ve;
“Benim bu kıldığım namaz gibi bir
namaz kılan daha var mı?”
diye geçirdi içinden.
Cenâb-ı Hak;
- Ya Cebrâil!
“Muhammed ümmetinin”
“Her türlü kusur ve noksanla” ve
“dünyâ düşüncesiyle kıldıkları iki rekat namaz”,
benim indimde, senin bu namazından, çok daha
“kıymetli ve makbuldür”
buyurdu.
Cebrâil aleyhisselam sordu:
- Hikmeti nedir yâ Rabbî?
Hak teâlâ cevabında;
- Çünkü onlar,
“Nefis ve şeytanın gösterdiği mânilere rağmen”
ve
“türlü türlü dünyâ işleri arasında”
benim emrimi düşünüp
kılıyorlar.
Seninse böyle mânilerin yoktur
buyurdu.
Ve buyurdu ki:
- Benim nazarımda,
“Mâniler arasında yapılan ibâdet”,
“hiç mâni olmadan yapılan ibâdetten”
“çok daha Kıymetlidir”.
|
|
|
|
|
22
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 20.Haziran 2008, 08:28:21
|
Üç altın'ın hesabı
Hazret-i Alî,
bir gazâdan zaferle dönmüş,
ganîmet olarak aldığı
“birkaç çuval “Altın ile”
Resûlullaha geldi ve;
- Duanızla zafer müyesser oldu ya Resulallah!
dedi.
Peygamber Efendimiz
duâ buyurdular ve
o altınları bitirinceye kadar,
“avuç avuç gazilere dağıttılar”
Hazret-i Alî’ye,
“Sadece “Üç altın”
verdiler.
Diğer gâzilere beşer onar avuç verirken,
“kendisine sadece “üç altın”
vermesinin sebebini merak etti.
Ama
“Elbet bir hikmeti vardır”
diye düşündü.
O gece rüyasında,
“Mahşer meydanını gördü”
Herkesten, dünyâda kazandığı malın
hesabı soruluyordu ince ince.
Nihayet sıra Ona gelince;
- Yâ Alî! Sen de şu üç altının
Hesâbını ver bakalım!
dediler.
Hazret-i Alî
sıkıldı, bunaldı. Ve kan ter içerisinde
uyanınca;
- "Çok şükür Rüyâymış!"
dedi kendi kendine.
Sevinmişti.
Sabah erkenden koştu
Resûlullah’ın
huzuruna.
Efendimiz
Onu görünce, sordular:
- Yâ Alî! Ben mi anlatayım, sen mi
anlatacaksın?
- Allah ve Resûlü daha iyi bilir.
- Yâ Alî! Üç altının hesâbını veremedin
değil mi?
- Evet yâ Resûlallah.
- Ya daha çok olsaydı ne yapacaktın?
- Senin her yaptığın güzel, her işin hikmetlidir
yâ Resûlallah. Canım sana fedâ olsun!
dedi, ve
“Sevinç içerisinde”
ayrıldı huzurdan.
|
|
|
|
|
23
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 19.Haziran 2008, 08:40:47
|
Hac sevabı kazandı
Allah dostlarından Abdullah bin Mübârek, Hacca gider.
Hac bitince, bir rüyâ görür.
Şöyle ki; Gökten “iki melek” inmiş, hasbihâl ediyorlar:
- Bu sene, kaç kişi Hacca geldi?
- Altıyüz bin kişi.
- Kaçının Haccı kabul oldu?
- Hiçbirinin.
Ama Şam'da, “Ali bin Muvaffak” diye biri var ki,
o, gitmeden “Hac sevabı”nı kazandı.
İbni Mübarek, rüyânın burasında uyanır.
Doğruca Şam’a gidip, çalar bu zatın kapısını
ve rüyâsını anlatıp sorar:
- Arkadaş, sana Hac sevabı kazandıran iş nedir?
O anlatır:
- Ayakkabı tâmircisiyim. Otuz yıldır Hacca gitmek istiyordum.
Bu sene yol parasını tedârik ettim, ama gidemedim.
- Neden?
- Çünkü çok fakir bir komşum vardı.
Bir gün evine gittim.
Odada “Et kokusu” duydum ve şaka yollu;
- Et pişiyor galiba. İkram et de yiyelim!
Deyiverdim.
Âaah! Demez olaydım.
Garip, başladı ağlamaya.
Ve anlattı:
- Çocuklar üç gündür aç. Günlerce iş aradım, bulamadım.
Yol kenarında, bir “Ölü hayvan” gördüm.
Zarûret kadar kesip eve getirdim. Pişen, o ettir.
Bunu öğrenince yüreğim sızladı.
Büyüklerimizin;
“Bir muhtâca yardım etmek, nafile ibâdetten daha sevaptır”
sözünü hatırladım.
Yol parasını verdim ona.
“Abdullah bin Mübarek” bunları dinler.
- Çok iyi yapmışsın,
der.
Ve “ağlayarak” çıkıp gider.
|
|
|
|
|
24
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 18.Haziran 2008, 08:32:18
|
Hem ağladı, hem güldü
Peygamber Efendimiz,
ölüm hastalığında iken,
“Hazret-i Fâtıma'yı
huzuruna çağırdı
bir gün.
Gelince, Onu sînesine çekip, gizlice
birşeyler söyledi kulağına.
Hazret-i Fâtıma çok üzüldü.
Ve ağlamaya başladı
kederinden.
Sonra da başka birşey söyledi.
Bu defa da sevinip, güldü.
Âişe vâlidemiz de oradaydı.
ve gördü Onun bu halini.
Garibine gitmişti.
Sordu hemen:
- Aynı anda hem ağlamak hem gülmek
olur mu yâ Fâtıma?
- Neden ağladım, biliyor musun yâ Âişe?
- Hayır, neden ağladın?
- Babam, önce;
“Ben vefat edeceğim” dedi.
Ona üzülüp, ağladım.
- Peki niye güldün?
- Sonra da bir “Müjde” verdi bana,
- Ne müjdesi yâ Fâtıma?
- “Ehl-i beytimden, bana ilk gelen
sen olacaksın!” dedi.
Ona güldüm.
|
|
|
|
|
25
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Salı, 17.Haziran 2008, 08:11:59
|
Hızır’ı gördü, ama…
Ebû Bekr-i Verrak rahmetullahi aleyh,
“âlim” ve “Veli” bir zattı.
Gençliğinde çok istediği bir şey vardı:
“Hızır aleyhisselâm”ı görmek.
Ayrıca bir âdeti vardı Onun.
Şöyle ki, her gün “Evliyâ kabirleri”ni
ziyaret için kabristana gider ve
her gidip gelişte, bir cüz
“Kur'ân-ı kerîm”
okurdu.
Bir gün, yine bu niyetle çıkmıştı ki,
nur yüzlü “bir ihtiyar” yaklaşıp sordu:
- Evlat! Nereye gidiyorsun?
- Kabristana gidiyorum efendim.
- Ben de o tarafa gidiyorum. İstersen
beraber gidelim.
- Olur efendim, gidelim!
Ve başladılar birlikte yürümeye.
Zîra çok sevmişti “bu ihtiyar”ı.
Sohbet ederek gittiler. Kabir ziyaretini
yapıp, yine sohbet ederek döndüler.
O “ihtiyar”, ayrılırken;
- Çok görmek istediğin "Hızır" benim.
Beni gördün. Ama ben meşgûl ettim seni.
Her gün okuduğun cüzü, bu gün okuyamadın.
dedi.
Ve ekledi:
- “Hızır” ile sohbetin zararı bu olursa,
“Kötü arkadaş”larla konuşmanın,
“Kötü kitaplar”ı okumanın zararını
düşün artık!
Bir şeyler söyleyecekti ki, göremedi
Onu bir daha.
Kaybolmuştu gözden.
|
|
|
|
|
26
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Pazartesi, 16.Haziran 2008, 09:51:43
|
Ümmetini hesaba getir!
Kitaplarda anlatılır ki:
Kıyâmet günü,
Fahr-i âlem Efendimiz
şefâat iznini eline almış,
kerâmet tâcını başına takmış,
yavrusunu arayan şefkatli bir anne gibi
“Ümmetî! Ümmetî!”
diyerek mahşer yerini
dolaşır.
Hak teâlâdan bir ferman gelir ki:
- Yâ Muhammed, ümmetini hesaba getir!
Efendimiz, önce
“Muhâcir” ve “Ensârı”
gönderir.
Ardından
“Şehit” ve “Sıddîklar”ı.
Nihayet
“Âlim” ve “Velîler”i
ileri sürer.
Hak teâlâ buyurur:
Ey Habîbim! İtâat edenleri getirdin, âsiler hani?
Muhlisleri getirdin, müflisler nerede?
Âlimler burada, zâlimler hani?
İyileri getirdin, kötüler nerede?
Efendimiz;
Yâ Rabbî! Buyurduğun gibidir. Lâkin bunlar, puta tapmadı,
sana şirk koşmadılar. Kabahatleri olsa da,
“Sana doğru îman etmişlerdir”
diye arzeder.
Ve yalvarır:
Sen onları,
“bu hâlis îmanlarına bağışla yâ Rabbî!”
Hak teâlâ buyurur ki:
Ey Habîbim!
“Benim onlara şefkat ve merhametim”
seninkinden kat kat çoktur.
Onları hesaba çekmekten maksadım,
“onlarla bizzat söyleşmektir”
Böyle olmasaydı hiç hesaba
çekmezdim.
Ayrıca;
- Ey Habîbim!
Onların neler yaptıklarını inceden inceye sorarım ki,
“Neler işlediklerini sen de bilesin”.
“Dağlar gibi günahlarını
nasıl affediyorum”
sen de göresin,
buyurur.
|
|
|
|
|
27
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cumartesi, 14.Haziran 2008, 09:05:01
|
Köleden alınan ders
Şakîk-i Belhî rahmetullahi aleyh,
gençlik senelerinde tüccarlık yapıyordu.
Bir ara,
“şiddetli bir kıtlık"
baş gösterdi Belh şehrinde.
Bu yüzden, suratları asıktı herkesin.
Açlıktan hiç kimsenin yüzü gülmüyordu.
O da üzülüyordu haliyle.
O günlerde
“çok neşeli bir köleye”
rastladı.
Dikkatini çekti onun bu hali.
Hatta merak etti.
Kendi kendine;
"Bu köle, nasıl böyle neş'eli olabiliyor?"
diye düşündü.
Ve yanına yaklaşıp;
- Bu kıtlıkta, herkes üzüntülüyken, sen
neş'elisin. Hikmeti nedir acabâ?
diye sordu.
Cevabı hazırdı kölenin.
- Niçin üzüleyim ki? Çok varlıklı ve zengin bir
efendim var benim. Hem şefkatli, merhametli, çok da
cömerttir. Böyle iken kıtlığı niye dert edeyim?
deyiverdi.
Şakîk,
bu cevabı işitince;
- Aman yâ Rabbî! Ben ömrümde böyle güzel
söz duymadım. O köle,
“aciz bir kula güvenip, neşeli oluyor"
Benimse, Rabbime karşı,
"Onunki kadar güvenim yok"
dedi.
Ve çok ağladı.
Öyle ki,
“akan gözyaşlarından”
ıslandı sakalları.
|
|
|
|
|
28
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Cuma, 13.Haziran 2008, 09:18:12
|
Cennete kolay girer
Bir gün, “Alî bin Heytî” hazretlerine;
- Efendim, beyini üzen bir hanım
hakkında ne dersiniz?
diye sordular.
Cevabında;
- Onun hali hiç de iyi değildir,
buyurdu.
Sordular:
- Nasıl iyi değildir efendim?
Buyurdu ki:
“Beyinin hukûkunu”
gözetmiyen bir kadın,
“Allahü teâlânın hakkını da”
gözetmemiş sayılır.
Sordular yine:
- Ya beyinin rızâsını kazanırsa hocam?
Böyle kadın,
“Cennete kolay girer”
buyurdu.
Ve sordu onlara:
Bu konuda,
“Peygamberimiz ne buyuruyor”
biliyor musunuz?
- Ne buyuruyor hocam?
- “İnsanın insana secde etmesi câiz olsaydı,
hanımların beylerine secde etmelerini
emrederdim”
buyuruyor.
|
|
|
|
|
29
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Perşembe, 12.Haziran 2008, 08:26:17
|
Öldürmek istedi, ama…
Asr-ı saadette, "Füdâle bin Amr" adında biri vardı ki, îman etmeden önce fenâ halde kin besliyordu Sevgili Peygamberimiz'e.
Tek gâyesi Onu öldürmekti.
Kılıcını eteğinin altına gizleyip, dolaşıyordu peşinde. Tenha yerleri kolluyordu hep.
Bir gün, erken saatte Peygamber Efendimiz Kâbe-yi şerîfi tavaf ediyordu ki, Füdâle gördü Onu.
- "Tam fırsat!" dedi kendi kendine.
Zîra yalnızdı Efendimiz.
Arkasından sessizce yaklaştı. Birkaç adım kalmıştı ki, Resûlullah birden geri dönüp sordular:
- Sen Füdâle misin?
- Evet!
- Doğru söyle, ne yapmak istiyordun?
Füdâle ne diyeceğini şaşırdı. Umursamaz bir tavırla;
- Hiiiç! dedi.
Gûyâ gizliyordu niyetini.
Ama Âlemlerin Efendisi görüyordu onun kalbini.
Biliyordu niyetini.
Tatlı tatlı gülümsediler:
- Vazgeç bu işten. Muvaffak olamazsın!
Sonra hidâyeti için duâ ettiler.
O anda Füdâle'nin kalbi değişti. "Resûlullah"ın sevgisi doldu gönlüne. Az önce öldürmek isterken, şimdi Onun için canını verirdi seve seve.
Ve haykırdı "Şehâdet"i
"Hazret-i Füdâle" oldu.
"radıyallahü anh".
|
|
|
|
|
30
|
KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / HER GÜN YENİ BİR HADİS
|
: Çarşamba, 11.Haziran 2008, 12:58:45
|
Yiyecek birşey var mı?
Peygamber Efendimiz, bir sabah "Hazret-i Âişe"nin odasına teşrif edip sordular:
- Yiyecek bir şey var mı yâ Âişe?
O da şaka yollu cevap verdi:
- Bu gece kaldığınız evde, yemek çıkarmadılar mı?
Şaka da olsa, üzüldü Efendimiz. Hazırlanıp dışarı çıkarken, Âişe vâlidemiz pişmanlıkla tuttu eteğinden.
- Özür dilerim, lütfen gitmeyin!
Efendimiz, mübarek eteğini çekip çıktı. Hazret-i Âişe perîşandı. Yüzünü yere koyup, gözyaşları içinde yalvardı:
- Yâ Rabbî, Habîbini üzdüm, affet beni!
Server-i âlem tam mescide giriyordu ki, Cebrâil
aleyhisselâm Hak teâlâ emriyle geldi yanına:
- Girmeyin yâ Resûlullah!
- Niçin yâ Cebrâil kardeşim?
- Rabbimiz, eve dönüp Âişe'yi tesellî etmenizi emrediyor!
Efendimiz eve döndü. Âişe vâlidemiz çok sevinip tekrar özür diledi. Resûlullah özrünü kabul buyurdu. İkisi de mesrur olmuşlardı.
O anda emretti Hak teâlâ:
- Ey Cebrâil, iki sevgiliyi barıştırdık. Şimdi Cennet nîmetlerinden götürüp ikram et onlara!
Cebrâil aleyhisselâm emri îfa etti.
Âişe vâlidemiz, bir lokma Resûlullah'a verir, ikinci lokmayı kendisi alırdı. İki lokma kalınca;
- Yâ Âişe, bunlar da babana kalsın!
buyurdular.
O anda kapı çalındı ve Hazret-i Ebû Bekir girdi içeri. Resûlullah, sevgiyle baktı arkadaşına:
- Bunlar Cennet nîmeti yâ Ebâ Bekr! Senin için ayırdık.
O da, o lokmaların birini Resûlullah'a ikram etti,
öbürünü kızına.
Efendimiz sordular:
- Niçin böyle edersin yâ Ebâ Bekr?
Edeb ve muhabbetle arzetti:
- Sizin yemeniz, benim yememden bin kat daha hayırlıdır yâ Resûlallah!
|
|
|
|
|