Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Cumartesi, 22.Kasım 2008, 09:10:41 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve parolanızı
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
  Mesajları Göster - rabia
Sayfa: [1] 2 3 ... 9
1  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Mizah / Ynt: Sınavalara verilmiş süper cevaplar!!!!hadi gülün ?? : Pazar, 16.Kasım 2008, 23:38:46
Evet, oldukça eğlenceli cevaplar, sorular da öyle aslında... Ben bir öğretmen olarak yaşadığım birkaç ilginç cevapla konuya katkıda bulunayım:
"Yukardaki dörtlüğü açıklayınız" (Dörtlük de İstiklal Marşından, "Garbın afakını sarmışsa çelik zıhlı duvar" diye başlayıp, "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar "diye biten dörtlük...) Sınıf lise bir, Cevap kısaca şöyle olmalıyken bakın nasıl olmuş: "Batının çevresi çok güçl bir şekilde korunuyorsa da, benim ülkemi de iman dolu göğüslerini siper ederek koruyan kahramanlarım var. Tek dişi kalmış canavarı bırak, ulusun dursun, bu güçlü korunağı aşamaz... gibi" "Garbini, amanini sarmisa"... Yemin edeyim mi? Ama üzerinden otuz sene geçmiş nerdeyse ezberimde aynen duruyor bu cevap...
Soru "Eski Türk edebiyatına ait nazım şekillerinden üçünün adını yazınız" ( Tek başıma hazırladığım bir soru değildir bu; sevmem ezber soruları... Komisyon böyle uygun bulunca da, mecbursun, kabul edersin.) Sınıf lise üç ama okul dışı... Hani, kıyak geçiliyor onlara, geçsin gitsinler: Biri yazmış cevabı, "Koşuk, sagu, destan". Arkasındaki bakmış, ikisini seçebilmiş, yazmış: "Koşuk, sagu"... Onun arkasındaki de bozuk bir yazıyla yazmış olmalı ki koşukla saguyu, onun arkasındaki aynen şunu yazmış: "Kaşuk sapi" Evet, yanılmadınız, hemşehrilerden biri, yer Adapzarı çünkü...
2  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / YOLLARDAN : Cumartesi, 11.Ekim 2008, 01:26:30

Bilmem "dirgeni yiyen sıpa"dan haberi olmayan var mı? Sözün tamamı, "dirgeni yiyen sıpa bir daha yanaşmaz sapa" şeklindedir ya hani... Ya da, "sütten ağzı yanan"ın neler yapacağını bilmeyen var mı? Bende bir öykü oluştu, tam da bu sözlere örnek, paylaşmak istiyorum.
Bayramda yollardaydık. Ama geçen altı ay içinde üç okkalı trafik cezalısı olarak... yollardaydık işte. Cezalardan ikisi hızdan olunca, daha bi dikkat kesiliyor insan... Bir üçüncüye dayanacak ne bütçemiz var ne de sinirlerimiz...
Fethiye'den İzmir'e, İzmir'den Manisa'ya, oradan Ankara'ya aşırı bir dikkatle yol aldık... Ben size, Manisa Ankara arasındaki yolun nasıl işkenceye döndüğünü anlatacağım...
Bayram tatili bitmiş, vatandaş okuluna, işine dönüyor, biz de çocuğumuzu okuluna kavuşturacağız, ama acelemiz yok. Önümüzde koskoca bir gün ve gece var... Ve sağımızdan solumuzdan "vınnnn" "zzzzııttt" diye geçen sürücülere ceza kesilirken onların yanından gururla geçme özlemi... "50km. RADAR KONTROL" tabelasını biz mi kapattık da bu sürücüler göremedi, hay allah... Değişen bir hız yok... O kadar çok "RADAR"  tabelası var ki yollarda... İpleyen yok bizden başka... Nal topluyoruz adeta! Arabalara bu kadar dikkat ettiğimi hatırlamıyorum, bu trafik içindeki araçları gören bu ülkenin ekonomisinin kötü olduğunu asla düşünemez... Bir özel üniversitenin otoparkına Tofaş serisi kastedilerek "kuşlar giremez" yazıldığı söylenir, İzmir Ankara yolunda da böyle bir yazı mı vardı acaba diye düşündüm bir ara...
Kesinlikle trafik işaretlerine uyuyoruz. (Sağlı sollu geçilmekten çok, bırak beni, ben de gideyim onlar gibi, diyen arabamıza üzülüyoruz; gerçi garibim onlarla yarışamayacağını ne bilsin!) Yollar güzel,düzgün, geniş...Yer yer hız limiti yükseliyor, "100 km." oluyor. Eşim, "inat değil mi, gitmiyorum yüzle" diyor ama dayanamıyor, ara sıra yüzü aştığı da oluyor. Ama, sağımızdan solumuzdan sadece sesini duyabildiğimiz rengarenk şimşeklerin geçişi eksik olmuyor. Dayanamıyorum, eşime, "Bas gaza aşkım yaa, yak şu adamları, bir ceza daha öldürmez ya" diyorum. mad Hani, aksilik bizde ya, biz dikkat ediyoruz diye RADARlar hep blöften ibaret... Hatta o kadar içerliyorum ki, Ankara girişinde yol kenarında trafiği seyreden polislere gidip, "Neden radarınızı kurmadınız, yarım saatte dış borcumuz kalmaz, ödenirdi" demek istedim ama diyemedim. Desem ne derlerdi acaba? Ben şöyle diyeceklerini hayal ettim, "  O kadarına izin yok, biz sadece fakire fukaraya dağıtılan iftariyeliklerle, kömürlerin parasını toplamakla görevliyiz. Hem bu muhteremlere ceza kesmek kimin haddine, sen onların kim olduğunu biliyor musun?"
3  ACISU KÖYÜ ve ACISULULAR / Acısulular (Koryanalılar) Genel / Ynt: Eleştiri-Özeleştiri : Salı, 07.Ekim 2008, 23:14:49
Sevgili Liberal kardeşim sanırım konuyu yanlış anlamışsın. Burada bizzat kendimizi, ortak zaaflarımızı veya hoş yanlarımızı değerlendirecektik... Sonra da dönüp karşımızdakileri eleştirecektik. Yani, iğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldızı karşımızdakine yöneltecektik...
Liberal kardeşin yaptığı değerlendirmeyi başka bir başlıkta sunarsa yöneticilerimiz sanırım isabetli olur.
4  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / SEBZELERİMİZ : Çarşamba, 11.Haziran 2008, 12:46:39
Son günlerde en çok takıldığım konulardan biri de Rusya'nın iade ettiği sebzelerimiz...
Rusya, sağlığa zarar verecek kadar zirai ilaç kalıntısı var, diyerek sebzelerimizi almama, hatta anlaşma yaptıklarını iade etme kararı aldı. Bu, hem biz tüketiciler, hem de çiftçi açısından büyük bir tehlikenin işareti bana göre: Çiftçi, önemli bir gelirinden oldu... İade edilen bu ürünler, yetkili birinin çıkıp, "Ahan da ben yiyorum, bir şey olmuyor" diyerek, yiyerek özendirerek ( Sahi yaa, onlar yeyip içtikçe, hakkaten zararı yokmuş diyerek kanaat edenler var mıdır hala?) iç pazara sürüleceği anlamına da gelmiyor mu? Nitekim, yapılan açıklamalar, ilaç kalıntısının abartıldığı yönünde...
Şimdiiii, ben yeni yeni "sebze ve meyvelerde vitamin hemen kabuğun altındadır" açıklamaları yapıldıktan sonra, onları soymadan, ama yıkayarak yemeyi alışkanlık haline getirmeye çalışırken bu olacak şey mi? Bırakın soymayı, derin derin soymaktan söz ediyor birileri... Hatta daha da ileri gidilerek, "herkes kendi sebzesini kendi yetiştirsin" sloganları atılıyor... Yani, bir çözümsüzlüktür gidiyor almış başını... Öyle ya, herkes kendi sebzesini nerede, nasıl üretecek? Çiftçilerimiz geçimlerini nasıl sağlayacak? Ben kendi adıma, çok da sevmeme rağmen bu hafta domatesi alış listemden çıkardım, yerine marul aldım bol miktarda... Patlıcanı ise yarım kiloyla sınırlandırdım; malum benim gibi tiryaki ya, ondan vazgeçemedim... Derkeen, az önce yine bu konunun işlendiği bir haberde, gelişmiş ülkelerde, zirai ilaçların ziraatçilere reçeteyle satıldığını duyuyorum ve aklımdan geçene bakın: "Bizimkiler nasıl intihar edecek o zaman?" (Aman abarttığım sanılmasın, Fethiye'de neredeyse tek intihar aracıdır zirai ilaçlar!)
Evet, Ziraatçi arkadaşımız bu konuda bizi aydınlatırlarsa çok sevinirim.
5  ACISU KÖYÜ ve ACISULULAR / Acısu Köyü / Ynt: AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM : Çarşamba, 04.Haziran 2008, 11:45:33
Ayazma'yla ilgili yine kendim yazıyorum: Çünkü bir hayli ilginç geldi bana.
Şişeleri doldurduğumuzda, su son derece berraktı, içiminde ağır basan bir metal kokusu ve tadı vardı o başka!
Eve geldiğimizde su durdukça sarıya, sarıdan turuncuya dönüştü. Derken bulunduğu portakal içeceği şişesindeki portakal suyuna dönüştü. Adeta su giderek paslandı, derken final: Suyun dibinde paslı bir çökelti ve su yine berraklaştı. İçimi de daha rahatladı.
Demem o ki, bu su, iyi bir araştırmayı hak ediyor bence!

Sahi, bu konuda ilgisi, bilgisi olan kimse yok muuuuuuu?
6  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Mizah / Yaşlarına göre Erkekler : Pazar, 01.Haziran 2008, 23:17:48
20 yaşında erkek banliyö trenine benzer
    her istasyonda durur.
30 yaşında erkek posta treni gibidir,
    önemli istasyonlarda durur.
40 yaşında erkek ekspres gibidir
    büyük şehirlerde durur.
50 yaşında erkek marşandiz gibidir,
   ancak su almak için durur.
60 yaşında erkek manevra yapan lokomotif gibidir
   yol almaz, boşuna gider gelir.
70 yaşında erkek kaza geçirmiş tren gibidir,
    depoya çekilir.

Bu yazının kime ait olduğunu bilmiyorum; yıllar önce bir arkadaşımda görüp, defterime almışım; sadece gülelim diye paylaştım!
7  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Dil ve Edebiyat / Hint Mitolojisinde Kadın ve Erkeğin Yaradılışı : Pazar, 01.Haziran 2008, 22:30:24
HİNT MİTOLOJİSİNDE KADININ YARATILIŞI

Tanrı, yaprağın hafifliğini
 ceylanın bakışını
 güneş ışığının kıvancını
 sisin gözyaşını aldı
 rüzgarın kararsızlığını
 tavşanın ürkekliğini buna ekledi
 onların üzerine taşların sertliğini
 balın tadını

kaplanın yırtıcılığını
 ateşin yakıcılığını
 kışın soğuğunu
 saksağanın gevezeliğini
 kumrunun sevgisini kattı
 bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yarattı!


 YARATTIĞI KADINI ,ERKEĞE ARMAĞAN ETTİ

 

HİNT MİTOLOJİSİNDE
ERKEĞİN YARATILIŞI

 Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını
 boğanın bakışını
 fırtına bulutlarının kasvetini
tilkinin kurnazlığını
boranın şiddetini aldı
sülüğün yapışkanlığını
kedinin nankörlüğünü
hindinin kabarışını
gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi
bunların üzerine ayının kabalığını
bukalemunun şıpsevdiliğini
sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı


YARATTIĞI ERKEĞİ,
ADAM ETSİN DİYE
KADINA VERDİ



8  ACISU KÖYÜ ve ACISULULAR / Acısu Köyü / Ynt: AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM : Pazar, 01.Haziran 2008, 21:28:19
En nihayet....
Havalar güzelleşti ve bir fırsat daha yaratıldı ve Ayazma'ya ulaşıldı, şükürler olsun... Hem de ne kadar kolayca! Yaşadığımız o riskli deneyimin ardından, bu pek bir rahat oldu...
Keşke o insanlara yol sormasaymışız derdirtti yani...
Tabela falan yoktu gene, akrabalardan birini aldık yanımıza! Oraya ulaşınca, gerek de yokmuş diye düşünmedik değil... Elimizle koymuş gibi bulurmuşuz yani.
Gelelim suyla ilgili düşüncemize: Araklı'daki sudan keskin ama içimi onun kadar hoş değil. Çünkü demir kokusu aşırı... Orada fark edemediğimiz renk değişikliği eve gelince iyice ortaya çıktı.
Suyla ilgili bir analizin yapıldığını söylüyor herkes ama sanırım gören yok bu raporu. Ya da böyle bir araştırmadan haberi olanlar veya suyun şifa olduğu rahatsızlıklarla ilgili bilgisi olanlar varsa, buraya yazabilirler... Ne güzel olur o zaman, paylaşır, yararlanırız öyle değil mi?
9  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: Sigara Yasagi : Çarşamba, 28.Mayıs 2008, 11:26:33
Ne kadar değişik bir yaklaşım, canım kardeşim... Sana katılırdım da, bu yasayı çıkaran milletvekillerinin tedavi giderleri detaylandırılıp, işlenmişti bir programda, gördünüz mü onu? Özel olarak onlara bakan klinik de olmasına rağmen, ne korkunç rakamlar ödetmişler Türk toplumuna... Hatta daha önceden, karıları prostat ameliyatı olmuş vekiller gördü bu millet! Ankara'dan, uçarak, İstanbul'a göz doktoruna giden bir başbakanımız var! Sanırsın Ankara mahrumiyet bölgesi...
Bu bakış açısından bakıldığında neleri daha görürüz diye şöyle bir taradım; çocuğu olmayanlar da tedavi giderlerini kendileri ödesin, çünkü benim çocuğum oluyor! Trafikte hatalı olan kişi tedavi masrafını kendi ödemeli öyle değil mi? Ya şahıs intihardan dönmüşse? Hele o, asla sigortadan yararlanmamalı bu durumda. Hatta genetik bir rahatsızlığı olmalarına rağmen akraba evliliği yaparak, sonrasında aynı dertten mustarip birden çok çocuk yapmışlarsa, bu artı çocukların tedavi giderleri asla ve kat'a ödenmemeli...(En çok buna katılırım, benim tanıdığım bir öğretmen vardı, hala kızıyla evlenmişti ve aynı dertten sorun yaşayıp, her yıl ameliyat olan dört çocuğu vardı mesela) Hatta hatta perhiz yapılması gereken hastalıklarda, perhizini bozup, hastalığı azdıranlar da tedavi giderlerini ödemeli... Hiç az değilller haa... Mesela benim anama tuz, kızartma kesinlikle yasaktı, eczaneden alınan bir tuzu vardı onun ama o hamsiyi kızartarak yemek isterdi, bari tuz atmasa ya... Tadına varamıyormuş...
İyi de sigorta niye var? Adı üstünde, sigorta... Aaa, o da "si" ile başlayıp, -g ile devam ediyor... Bak, gerisi de -ara ve -orta... (Sig-ara, sig-orta) Aradım ve ortaladım... Nasıl, uydu mu?
Tekrar ediyorum, sigara bağımlılığı, tüm diğer bağımlılıklar gidi kö-tü-dür... Kimse, kendi keyf için kimseyi rahatsız etmemelidir. Ama, dayatma da kötüdür! Hele, devlet eliyle yapılıyorsa bu, daha da kötüdür. Eğer dayatmayla, insanlar caydırılabilecek idiyse, 4. Murat bizim atamız değil mi? O devirde yasaklananlar, nasıl oldu da bugünlere gelebildi?
10  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: Sigara Yasagi : Pazartesi, 26.Mayıs 2008, 18:42:22
KESİNLİKLE sigaraya HAYIR! Bir önceki yazımda da belirttim, yazmakta kararsızdım, çünkü sigaranın sağlığa zararını bilmeyen kalmadı. Eleştirilen aslında başka bir şey...
Vatandaşın özgür iradesiyle alması gereken kararı devletin alması mesela. Yapılması gereken tonla çalışma varken bu konuda yoğunlaşılması... Çünkü toplu bulunulan yerlerde, toplu taşım araçlarında zaten yasaklanmıştı, çok da isabetli olmuştu. (Akçaabat-Trabzon hattında çocukluğumuzda az pasif içici olmadık, hem de kaçak, hem de aç karına... Mide bulantıları içinde... On dakikalık yol, çileye dönüşürdü... Hele hastane koridorları... Kum dolu, sümkürülen, tükürülen o iğrenç izmaritlikler... Hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor...) Ama şimdi, eğlence yerlerinde de yasaklanması var... Ayrılmış odaların iptali söz konusu... Ve bu iş kaybına, performans düşüklüğüne neden olacak diyorum. Eskiden, ana-babalarının yanında sigara tellendiremeyenler, ikide bir işi bırakıp, arazi olurlardı da ana-babaları, "ben bakmam ondan yana, işi bırakıp da gitmesin, burda içsin zıkkımı" derlerdi. Yoksa, gençlerde sigara içenleri görünce en çok üzülenlerden biriyim ben. Keşke hiç bulaşılmasa ama bulaşılmışsa, başkalarına zararı önlenmişse gerisi zamanla ve eğitimle halledilebilirdi diye düşünüyorum...
11  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: Sigara Yasagi : Pazar, 25.Mayıs 2008, 23:39:12
Resmen bu konuya biri değinsin diye bekliyormuşum... Öylesine rahatladım okudukça. Gerçi başlarda hayal kırıklığına uğramadım dersem olmaz... Sadece destekleyen bir yazı gibi başlamış Hasan Bey kardeşim...
Bu konuyu bunca yazmak istememe rağmen neden konuyu ben açmadım da bekledim, değil mi. Çünkü, bu yasak aslında belki gelmesi gereken bir yasak, ama ucu bana dokunuyor ya... Tam bir kararsızdım anlayacağınız...
İyi de, zaten belli yerlerde içilmesi yasaktı, belli yerlerde odalar ayrılmıştı; neden şimdi bıçakla kesilir gibi geldi bu yasak? Ve nadir sevinmelerimden birini yaşadım: İyi ki emekli olmuşum... Erkek arkadaşlar kesin Eski Caminin oraya koşturuyorlardır tenefüste, ben ne yapacaktım bir bayan olarak? Bırakmak? Hayır, daha bu düşünce alanımda beliren bir şafak değil... Hasan Beyin saydığı tüm gerekçeler benim için de geçerli ve ben onlere çok daha fazlasını ekliyorum. Benim sağlığımı etkileyen asgari ücret var mesela; bu parayla insanların nasıl yaşadıklarına hayret ederek bakıyorum yıllardır... Mucize diye ben buna derim işte... Bir Fatih hocanın maaşını düşünüyorum, bir asgari ücreti ve sağlığım müthiş bozuluyor. Üstüne milletvekili maaşlarını ve yaşam koşullarını koyuyorum, kalbim sıkışıyor! Bu maaşları alan üç grup insan da bu ülkede yaşayıp, ailesini geçindiriyor. Ben, yüksek öğrenim de görmüş bir devlet memuru, bir öğretmen olarak bu ülkeye yirmi dört yıl hizmet verdikten sonra emekliye ayrılırken aldığım ikramiye, yirmi yedi milyardı... (Ytl olarak söyleyemem, hem beceremiyorum, hem de hepten küçülür...) Sahi Fatih hoca ne kadar maaş alıyorduuu?
İşsizlik, evet ülke gençlerinin kabusu... Sekiz, on iki, beş yıldır iş bekleyen üniversite mezunu yeğenlerim var, onların da sağlığı risk altında, benim de... Anne babalarını söylemiyorum bile... Abim yıllardır yalvarıyordu sigara içen kardeşlerine, ki biri de ben oluyorum: Şu zıkkımı bırakın da parasını yeğeninize (oğlu oluyor bu yeğen) yollayın... Ben de, "İstersen ayakkabı paralarını da ekleyelim" diye dalga geçiyordum. Kısacası, gerçekten yaşadığım bu çevrede elimde olmayan, hükmedemediğim bir çok olayla zaten benim sağlığım bozuluyor, keyif aldığım bir şey sağlığımı bozuyormuş, ne dert... (Aslında sağlığa zararı olmasa çok daha iyi olur ya, neyse. Bu benim sorunumdur.)
Kimseyi zehirlemek gibi bir sorumsuzluk içinde olamayız... Dedim ya, yıllardır odalarımız ayrılmıştı, kimse pasif içici konumunda değildi zorunlu olarak. Ama ben pek çok arkadaşımın gönüllü pasif içici olduklarını bilirim. "Siz belki ölüyorsunuz ama onlar çoktan ölmüşler de haberleri yok" diyerek, muhabbetsizlikten yakınarak "gaz odası"na konuk olan dostlar... Temiz havalı odalarda can sıkıntısından ölmeyi, bizim yanımızda pasif içici olmaya yeğlerlerdi, kulakları çınlasın...
Hükümetimiz, sanki üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmiş, vatandaşın maduriyetlerini gidermiş gibi, sigara mahkumlarının derdine el attı. Hükümetin başı da kadınlardan kocalarının son sigara paketlerini istedi...( Galiba beyefendi bayanların da sigara içebildiğinin ayırdında değil, çünkü kocalardan böyle bir talebi olmadı) Kolaksiyon yapacakmış... Bak bak baaakkk... Hepsinin üstesinden gelmişti beyefendi, bir bu kalmıştı, bunu da halletti mi, tamam, gönül rahatlığıyla köşesine çekilecek... Çekilecekse köşesine, söz, sigarayı bırakacağım... Milletim için ancak yaparım bu fedakarlığı, ama önce söz versin!
12  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Dil ve Edebiyat / Ynt: şiirlerle trabzon... akçaabat... acısu... koryana... : Salı, 20.Mayıs 2008, 23:06:21
MEMLEKETİM TRABZON
memleketim memleketim memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
sen şimdi saçımın akında,
en farkında yüreğimin,
ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
memleketim memleketim

yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
ganita'nın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbul'una inat
anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbul'una inat
varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne
ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sana ne
yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
vakit de akşamlardan bir akşammış sana ne
kalkanoğlu'nun pilavını
mehmet salih'in çayını
bodos'un meyhanesini
gülbahçe'nin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor canım
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbul'una inat
yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
istanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköy'deyiz
konakoğlu'nda oturur başbaşa sütlaç yeriz
naraburnu'ndan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz.
                               volkan konak

 
 

13  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Dil ve Edebiyat / Ynt: şiirlerle trabzon... akçaabat... acısu... koryana... : Pazar, 18.Mayıs 2008, 00:43:19

Bak bunu düşünmen harika Zafer, yeni bir arayış, yenilenme oldu da monotonluğu aştı bende... Güzel bir şiir buldum bu arayış sonucu ve tabii benim için yeni bir şair:

TRABZON YALNIZLIKLARI

Hiç unutur muyum
Siyah önlüğümü giydiğim o ilk günü
Yağmur çamur vız gelir
Her gün tırmanırdık Çömlekçi’den Arafilboy’a
Ah benim parçası kalmayan tahta çantam
Buz tutan yokuşlarda kızağımdın
Hey gidi günler hey
Belleğimin karanlık bir köşesinde sınıfta kalmış
Çektiği sıra dayaklarında
Hep iki çubuk kullanırdı Sedat Bey

Hiç unutmadık seni
Horozşekerci amca
Ne tatlı horozların vardı
İlk resim öğretmenimiz sendin
Çizdiğimiz horozlar
Bir güzel ötmeye başladı senden sonra

Ortahisar Trabzon’un ortası
İki kardeştiler Bekir’le Ziya
Bir yaramaza karşı
Ertan Ağabey’in Kertenkele’si
Şahap Bey’in Tilki’si bendim
Rahmetli Safiye Hanım Teyze’nin
Hakkı var üzerimde
O güzelim mahallede ele avuca sığmaz
“Ali kıran baş kesen”dim

“Dayak Cennet’ten çıkmadır” derdi babam
Kaç kez hapsetmiştir beni aç susuz
Kaç kez sorgulanmadan atılmışım soğuk odaya
Bir hüzün anıtıdır ablam
Yaşlandıkça düşlerimde büyüyen
Boncuk boncuk yaş o güzelim gözlerinde
Nerede bir oda görsem şimdi
Hep içeri ablam girer
Bir dolu tepsi ellerinde

Yorganımın altında dünya küçülürdü geceleri
Mavi renkli bir cip’im olurdu üstü açık
Buyur ederdim de hiç kırmazdı beni
Nazlanmazdı mahallenin en güzeli
Tüm arkadaşlarımı hem Bekir’i de
Tek tek toplardım da evlerinden
Neden mi Kadir’i almazdım aramıza
Onların pleymut’u vardı kuyruklu
Çocukluk bu ya

Koltuğumda Hakimiyet gazeteleri
Uzun Sokak’tan Atapark
Taksim Parkı’ndan Çömlekçi
Düşlerimde yarım kalmış dünyalar
Kalepark’ta sakız satan çocuk ben
          – Golden ciklet var abiler
             Lion-Melba var
Ortahisar’da şansını sına tablam
          – Boş yok boşa para yok
             Beş kuruşa şansını sına
             Çengelli iğne
             Cüzdan
             Siyah toka

Sonra lise yılları
Pantolonlar ütülü saçlar taralı
Derken İstanbul Üniversitesi
Dünkü uçarı çocuk bugün artık öğretmen

Yıllar yılları kovalıyor biliyorum
Yalnızlıkların hüzündür sonu
Çocukluğumu verin bana n’olur
Yeniden yaşamak istiyorum Trabzon’u

Gurbette Trabzonsuz donuk yıllarım
Yıl mıydınız takvim yaprakları mı
Artık sığmaz oldum düşlerime
Irmak ırmak özlemim aşar dağları
Her gün dökülürüm
Boztepe sırtlarından Karadeniz’e

İhsan TOPÇU















14  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Mizah / Ynt: GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE : Çarşamba, 14.Mayıs 2008, 23:11:43
ANNEM DOLANDIRILDI

Yıllar, yıllar öncesi bir gün, okuldan döndüğümde, annemi mutfak penceresinde kara kara düşünüp, cıkcıklarken buldum. Ne olduğunu sorduğumdaysa babama söylenmeye başladı: "Ula Haci, ula Haci sen eve gel da ben sana sorarım"... Anladım, lafa neresinden başlayacağını tasarlıyor. Belli ki canını sıkan meselede babam da var.
Anlatıyor sonra; öğlene doğru bir genç gelmiş ve babasının babamdan borç para istediğini, babamın da onu bizim eve gönderip, evdeki paradan bilmem ne kadar parayı ona vermesini istediğini, annemin de getirip, istediği parayı ona verdiğini öğreniyoruz. "Eee, ne var bunda" diyorum, bu durum bana göre çok normal ve kadıncağızla dalga geçiyorum:  Çünkü bu bizim ilk dolandırıcı ve hırsızlık deneyimimiz, öncesi yok: "Ne yani, gönderdiğim uşağa şu kadar para ver diye not mu gönderecekti sana" diyorum. Anam rahatlamıyor, söylenmeyi sürdürüyor kendi halinde... "Ya kadın gelip alacağını alsaydı ben nerden bulu da vereceğdım ona para... E Haci, e Haci, sen haburiye gel da..." Meğer, babamın borçlandığı biri varmış, ona verilmek üzere eve bir miktar para bırakmışmış, yoksa anamda pek para olmazmış... "Eee tamam işte, adam ondan yollamıştır uşağı bize..."
Anam çektikçe, gün uzamış adeta ama sonunda akşam da olmuş. Babam kapıdan girer girmez anam saldırıya geçiyor: "E Haci, sen niye eve adam yollayıp da para isteysın?"
Babam, gözlerini kırpıştıra kırpıştıra bakınıyor, en çok da anama bakarak şaşkınlığını dile getiriyor. "Ben ne zaman eve adam yollayıp da para istedim? Ole bişe olsa, not yazı da yollamam mı?"... Eyvahlar olsun... Ben dalga geçmiştim oysa..
Öğreniyoruz ki anam dolandırılmış. Tabii, adam babamı nerden tanıyor, evi nerden biliyor, anlatıyor babam: Çalıştığı inşaatta yanına gelen genç (Tarifler uyuyor) bir inşaatları olduğunu, elektrik tesisatını döşetecek bir usta aradıklarını, babamın yapıp yapamayacağını sormuş. Babam da şu sıralar sıkışık olduğunu ama bir iki hafta sonra işlerinin hafifleyeceğini, usta bulamazlarsa o vakit yapabileceğini söylemiş. Genç de doğal olarak, "Size nasıl ulaşırız" diye sormuş. Babam da adresi vermiş ona haliyle. Yani, dolandırıcının eline adresi vererek eve yollayan kendisi olmuş. Tesadüfe bakın ki, alacaklı da gelip parasını almayıncaaa...
15  ACISU KÖYÜ ve ACISULULAR / Acısu Köyü / AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM : Salı, 13.Mayıs 2008, 23:58:22
 Anneler gününde kendim için, evet, sadece kendim için bir şey yapmak istedim. İtiraz eden de olmayınca, sorun yoktu, yapabilirdim.
Çocukluğumdan beri adını duyup çokça merak ettiğim Ayazma'ya gidecektim, çünkü artık oraya kadar giden bir araba yolu vardı. Eskiden bu isteğim hep "sen oraya çıkamazsın" denerek reddediliyordu.
Köyün kahvesinde verdiğimiz ilk molada oraya ulaşmamızda bir sorun çıkmayacağını öğrenmemiz de içimize su serpti. "Eee, hangi yolu takip edeceğiz, nereden sapacağız" sorumuz ise öyle kolay yanıt bulacak bir soru değildi köy yerinde. Çünkü işaret alınabilecek adres belirleyiciler yoktu oralarda. Horeften'e kadar sorun yoktu, oradaki sapakta ise tabii ki sorun vardı, sonrası bizim için hep sorundu. Ahmet Ziya abi yanımıza bir bilen ekleyecek oldu, arabamızda bu bilene yer olmayınca bundan da mahrum kaldık. O sırada sapağa kadar yolu bilen amcamın küçük torunu bize eşlik etti, arabaya onu sığdırabildik yani. Ama çocuk da gerçekten sadece sapağa kadar yolu biliyordu. Neye güvendik de bu şekilde yola çıktık biliyor musunuz peki? Ayazma, bu köyeadını veren, bizden öncekilerin bulup bellediği "KUTSAL SU" için yola bir tabela konmuştur diye düşünmüştük... Heyhat...
Neyse, yolun genişleyen bir yerinde iki kafadar, ıslak havaya rağmen mangal yakmak için oradalar, "oh be" deyip rahatlıyoruz, "onlar mutlaka suyun yerini bize gösterirler..."
"Biz şu acısuyu arıyoruz" dedi onlara eşim, uyanmadılar, ne de olsa, konuşmada özel isim, cins isim ayırd edilemiyor ya..."Ohoo, aşağıda kaldı Acısu, geçip geldiniz" dedi biri. "Yok, biz köy olan Acısu'yu değil, buralardaki o suyu arıyoruz" dedi eşim tekrar, ben daha fazla dayanamadım, "yaa biz Ayazma'yı arıyoruz" dedim. Diğer arkadaş söz aldı, "Hep buralar Ayazma işte" dedi ve de eliyle çevreyi işaret etti.Kendimizi bir an komedi bir filmin setindeymişiz gibi hissettim, ardından gelecek trajediyi ise hiç kestirememişim, hem de trajedinin baş kahramanı olacağımı asla düşünememişim...
Aradığımız suyu sonunda anlatabildik, anlatamasaydık daha hayırlı olacağını düşünemezdik o anda, sadece anlatabilmenin rahatlığıydı yaşadığımız... Koryanalıydılar ama suyun yerini kesin olarak bilmiyorlardı; su oralarda bir yerlerdeydi. Bunu anlatırlarken, yolun alt tarafını, dere yatağına doğru olan kısmını işaret ediyorlardı. İşaret edilen tarafa baktığımızda ise, bir koca uçurum görüyorduk... "Oraya inilir mi yaa" şaşkınlığımıza genç olanı, "inilmez mi, ormanın işi temizdir, diken miken yoktur, rahatça inilir" demez mi... Ve biz çocukları yukarda bırakarak, benim tabirimle, "deli karıyla deli kocası" işaret edilen uçurumu, kaya, sendeleye, ısırganlara ısırıla, köklere asıla, çamura saplana iniyoruz. "Bu inişin çıkışı" ise "su orda ya, oraya ulaştığımızda, mutlaka bir patikası vardır" diye düşündüğümüzden, tarafımızdan sorun edilmiyor pek. Yine Heyhaaatttt!
Suyu aramak için dere boyunca yaptığımız tüm arayışlar hüsranla sonuçlanıyor... Suyu bulamıyoruz... Eşimin elindeki su bidonunu da yamacın bir yerinde terk ederek, hayatımda yaptığım en büyük hata, en zorlu tırmanışla, tam üç kere, "Burası Ayazma, burdan çıkış yok" kaygısıyla, pilimin bitme noktasında son bir gayretle yola ulaşarak tırmanışımız zaferle sonuçlanıyor. Bu tırmanıştaki güçlükleri tam anlamıyla anlatmaya kalksam sayfalarca yazmam gerekir, o kadar yani...
Yoldakiler: Bizim piknikçiler, ateşi yakmış, etlerini pişirmiş, yemiş, muhabbete durmuşlar.
Çocuklar, arabanın anahtarı da bizimle aşağı indiğinden soğuktan donmak üzere... Piknikçilerin ikram ettikleri çerezi çitleyerek ve de meraktan ölerek beklemedeler... (Et de ikram etmişler ama çocuklar istememişler..)
Yola ulaştığımızda, belden aşağımız çamur içinde, maymun gibi dört elle tırmandığımız için kollarımız ve bacaklarımız kıpırdanacak halden çok uzak... Isırgan zonklamaları ve sıyrıklar da cabası...
Doğruca yol göstericilerin yanına gidiyorum ve genç olanına: "Sakın kimseye yol gösterme bir daha" diyorum. "Oraya inilmez, oradan çıkılmaz, hem orada su sadece derede var"...
Korkunç yorgun, acıkmış, susamış, çamura belenmiş olarak sonuçlanıyor kendim için yaptığım gezi...
Köye inince, suyun oralarda ama yolun alt tarafında değil üst tarafında olduğunu, üstelik yola da çok yakın olduğunu öğrenip, hüzünleniyorum... Ama olsun, bu benim için unutulmaz bir anneler günü armağanı oluyor kendime ettiğim... Sadece sonuca ulaşmamış... En kısa zamanda yeniden oraya gideceğim, kimseye yolu sormayacağım, Ayazma kurumadan tadına bakacağım... Bu gezimi de, sizlere anlatacağım...
Amaaa, Muhtar Beyden de yola, suyu işaret eden bir tabela koymasını acilen rica edeceğim!
Sayfa: [1] 2 3 ... 9
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!