Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Cumartesi, 22.Kasım 2008, 08:55:26 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı ve parolanızı
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
  Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
  Mesajları Göster - SUNGUR
Sayfa: [1]
1  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / Ynt: Ortak Tapuların Durumu : Cuma, 04.Nisan 2008, 19:46:44
Sn. İlgili, Veraset ve İntikalden kalan g.menkullerle ilgili işlemlere başlamak için öncelikle ilk kökün (yani dedenin ve eşinin) veraset ilamının alınması gerekir. Bu ilam size en yakın Sulh Hukuk Mahkemesinden de temin edebilirsiniz. Daha sonra bu ilamla birlikte tüm mirasçılar veya tüm mirasçıların ortak bir vekaletle tayin edecekleri avukatı gerekli hisselere ilişkin tapuları çıkartıp alabilir. Ancak; genellikle sizin olayınızda olduğu gibi tüm mirasçıları bir araya getirebilmek mümkün olmuyor. Bir de bu taşınmazların bulunduğu yer köy veya şehir olmasına ve üzerinde imar uygulaması yapılıp yapılmamasına göre farklılık da arz etmektedir. Ancak somut olayınız yönünden evleviyetle veraset ilamının alındıktan sonra mirasçılara birer davet mektubu gönderilmesi yerinde olur. Şayet gelmezlerse ve rızai taksime yanaşmazlarsa izale-i şuyu davası açılarak taşınmazlar satışa arz edilir ve herkes hissesi oranında parasını alır. Sorunuzun genel manada cevabı ve izlenecek yol bu şeki lde olacaktır. Saygılarımla. Av.Metin KÖSE
2  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / "Kanunun ne dediği önemli değil ve fakat hakimin ne dediği önemli." : Perşembe, 19.Temmuz 2007, 13:17:20

Yukarıdaki Alman atasözüne ilave olarak yine büyük Alman Hukukçusu Frederich von KIRCHMANN "İyi kanunlar kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuç verdiği halde, kötü kanunlar iyi uygulayıcıların elinde iyi sonuçlar vermektedir." hükmünü iddia etmiştir.

Ülkemizde halen mer'i (geçerli) olan yasalar AB ülkelerinin çoğunluğunda (İngiltere hariç) uygulanmaktadır. Kaahir ekseriyetle de hükümler arasında fark bulunmamaktadır. Keza çoğunluğu ülkemiz yönünden iktibas şeklinde alınmış olduğu da herkesin bilgisi dahilindedir. Başka ülkelerden Kanunlar iktibas edilirken, yerel örf adet, gelenek, görenek ve hayat tarzı da nazarı dikkate alınması gerektiği esaslı bir prensiptir. Bir başka deyişle kanunların ruhu sosyal hayat ile mütenasip olması (örtüşmesi) gerekir. Belki bunun en güzel ve somut örneğini de Osmanlı İmparatorluğu Sultan Abdulaziz döneminde gündemde olan Fransız Code de Civil'in alınması düşünülürken, o dönemin büyük devlet ricalinden olan Ahmed Cevdet Paşa tarafından oluşturulan Mecelle Komisyonu ile hazırlanmış olan Mecelle-i Ahkamı Adliye adlı kodifikasyondur. Ki Yeni Medeni Kanunun kabulüne kadar çok büyük fayda sağlamış, özlü ve yapıya uygun olan bu tenvin, Avrupa ülkelerince de takdire şayan bir düzenleme olarak kabul görmüştür. Bu ilkeye dikkat edilmediği takdirde alınan iktibas teori açısından fazla bir şey farkettirmezse de uygulamada vahim neticelere sebep olduğunu müşahade etmekteyiz. Nitekim bunun en güzel örneğini ülkemizde 1992 yılında CMUK olarak bildiğimiz Ceza Muhakemeleri Usul Kanununda yapılan bir kısım değişiklikler ki özellikle 135/a maddesi ve 250/II değişikliği tarih olarak, Alman CMUK'unda yapılan değişiklikten sadece bir hafta sonra yapılması calibi dikkattir.Diğer taraftan bunun o zaman aktif olup, şimdi kadük kalan bir siyasimizin 500.gün garabeti olarak ortaya çıktığı da akademisyenlerin kaahir ekseriyetinin ittifakiyle sabittir. Ki bu konuda Fakülteden saygı değer hocam Doç. Dr.Cumhur ŞAHİN, bu değişiklikle, her tarafı bozuk bir köy yoluna son model ferrariyle girme benzetmesini yapmıştır. Nitekim uygulamada aksaklıklara başlayınca, kolluk kuvvetlerinin bu değişiklikler karşısında sahip oldukları hak ve yetkiler ile hazırlık evresi ve soruşturmada izlenilenecek yol ve yöntemler konusunda bir çok meslek içi seminerler ile çözülmeye çalışılmıştır.

Bir başka ifadeyle kanun koyucu olmak ayrı, kanun oluşturulduktan sonra uygulayıcı olmak ayrı bir kavram olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Halihazırda, arkadaşımızın değinmiş olduğu somut olay yönünden Orman Kanunu incelendiğinde, orman olarak nitelindirilen alanda sadece nefes almanın serbest olduğunu, geriye kalan tüm fiilerin suç ve cezayı müstelzim olduğu bir hakikattir. Nitekim bu davalara bakmakla görevli olan Yargıtay 9.Ceza Dairesi de aynı sertlikte bu kararları onamış olduğunu görüyoruz. Somut olaylarla sabittir.

Yukarıdaki açıklamalarımızdan çıkan netice şudur ki; sadece kanunlar ile suçun ve/veya olumsuzlukların önü alınamaz. İnsanlar vaz edilen bu kanunlara sahip çıkmak ve mahkemelerde kendilerine taalluk eden hususlarda doğru bilgi vermek ve yönlendirme yapmakla mükelleftir. Bu nedenle herkesin kendi vicdanında var olan yargıcı, savcıyı da uyandırması ve hakkaniyet üzere hareket etmeyi kendisine şiar edinmelidir. Aksi takdirde sadece Hakimler, Savcılar, Avukatların kararları, uygulamaları ve yorumları ile adaletin tam olarak tecellisi ve kısa zamanda neticesinin alınması mümkün olamayacaktır.

Ülkemiz uygulamasında somut durumu; en güzel şekilde  Büyük İtalyan Hukukçu Solon'un sözü resmettiği kanısındayım: "Kanunlar örümcek ağları gibidir; yavaş bir şekilde geçmeye kalkarsan takılır kalırsın, hızlı olarak gidersen deler geçersin."


Saygılarımla.

Av.Metin Köse 

3  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ ÖRNEK KARARI : Pazartesi, 16.Temmuz 2007, 10:50:04

Sn. Faruk Bey,

Tüketici Hakem Heyetince verilmiş olan örnek bir karar var elimde. Faks numarası verdiğiniz takdirde gönderebilirim.

Karar yeni tarihli olup, Bankanın kredi kartı kullanım ücretini ödemesi gerekitğine dair gerekçeli ve 05/07/2007 tarihlidir.

Saygılar.
4  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / BDDK Denetimi, : Pazartesi, 16.Temmuz 2007, 08:47:04

Muhterem Faruk Bey,

Öncelikle iyi haftalar diliyorum. Bu konuda yapılacak bir diğer itiraz yolu olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetlleme Kurumu'na internet ortamından aktardınız mı bilmiyorum. Ancak www.bddk.org.tr adresinden konuyu ve detaylarını aktardığınız takdirde inceleme başlatmaktadır. En azından kredi kartları konusunda Sn.Tevfik BİLGİNİN 5411 sayılı ve daha önceki Bankacılık Kanunları çerçevesinde sıkı takipçisi olduğunu yakinen biliyorum. Sizin olayınızda ifadelerinizden haklılığınız anlaşılmaktadır. Tüketici mahkemesine gitmemiş iseniz başvurmanız yerinde olacağını düşünüyorum.

Muhabbetle kalın.

Av.Metin Köse
5  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / Kredi kartı kullanım ücreti iadesi hk, : Çarşamba, 11.Temmuz 2007, 13:53:57

Sn. Faruk Bey,

Öncelikle mailinizi daha önce okudum ancak şu an cevap verebilme fırsatım oluyor, bu nedenle öncelikle kusura bakmayınız.

Bankalarca dağıtılan kredi kartları kullanım neticesinde vermiş olduğu bu Bankacılık hizmeti sebebiyle kart kullanım ücreti tahakkuk ettirip bunu kullanıcıdan talep etmektedir.

Somut olay yönünden size ilk telefon görüşmesinde bu bedele itirazınızın vaki olduğunu, daha sonra bankaca bunun red edildiğini ifade ettiniz. İkinci telefon görüşmesinde bu ücretin para puanlarınızdan mahsubu talebini de siz kabul etmediğiniz halde, üçüncü telefon görüşmesinde kartınızın talimatınız olmadan kapatıldığını ifade ettiniz.

Kural olarak, kredi kartı sözleşmeleri Bankalarca hazırlanmış olan tip sözleşmelerdir. Ve kaahir ekseriyetle, ihtiva ettiği hükümler  içerisinde bahse konu kart kullanım ücretinin kullanıcıdan tahsil edilebileceğine dair hüküm de mevcuttur. Bu konu ülkemiz uygulamasında bir hayli yer tutması sebebiyle bu kart kullanım ücretlerine karşı genel olarak tüketiciler müteferrik olarak itiraz ve Tüketici Hakem Heyetlerine veya mahkemelere gitmektedir. Bu itirazlar neticesinde de bazen bu ücretler iptal edilebilmektedir.

Somut olayınız değerlendirildiğinde öncelikle oturduğunuz yer İlçe Kaymakamlık veya Valilik binalarında bulunan Tüketici Hakem Heyeti Merkezine dilekçe ile bu durumun bildirilmesi başlangıç için doğru yol haritası olacaktır. Akabinde ilgili heyetçe haklı görülmeniz halinde Tüketici Mahkemesine giderek dava açmanız gerekecektir.

Ancak, ülkemiz uygulamasında genel olarak kart ücretleri konusunda tam bir yeknesaklık bulunmamakla beraber, yapılan itirazlarda da esas dayanağı 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun oluşturmaktadır. Malumunuz olduğu veçhile, taleplerinizi,itirazlarınızı  tevcih etmiş olduğunuz merci Mahkeme olunca, hakimin vereceği kararı şimdiden söylebilmek fiilen imkansızdır.

Kredi kartı kullanım ücretleri, ekstrelerde yer alan ve sizce haksız olarak talep edilen bir kısım ücretlere ilişkin olarak yapılacak itirazlarda yukarıdaki yolun izlenmesi hukuken yerinde olacağı kanısındayım. Genel uygulamada bu şekilde devam etmektedir.

Yukarıda ifade etmiş olduğumuz  müşahhas olay ve sorunlar karşısında kredi kartı kullanıcıları harcama sliplerini, ekstrelerini dikkatli almalı/incelemeli ve iktiza ettiği hallerde itirazlarını ilgili kart merkezlerinin telefonlarına veya fakslarına yazılı olarak/internet ortamından mail yolu ile de ulaştırmaları yerinde olacaktır.

Saygılarımla.

Av.Metin Köse
6  HUKUK / Türkiye'de Hukuk / Serin Yayla akşamlarından taze Merhaba, : Perşembe, 31.Mayıs 2007, 15:51:58

Yazıma; bugüne kadar üzerimizde maddi ve manevi emeği geçmiş büyüklerimize saygı ve hürmetlerimizi, dost ve yâranımıza da muhabbetlerimizi sunarak başlamak istiyorum.

Saniyen, bizlere yakın ilgi ve alaka gösteren, kalbi sıcaklığını soft ortamda dahi bırakmayan kıymettar arkadaşlarımıza da teşekkürü bir borç addediyorum.

Koryanalı olan tüm komşu ve arkadaşlarımızın ittifakıyle sabittir ki; bizler Balıklı Yaylası olmadan bir yarımızın eksik olduğuna inanırız. Bu prensip, bu sahipleniş kadimden beri köyümüze, köyümüzün sınırlarına ve yayla ve meralarına her platformda aksi yöndeki düşüncelere karşı haklı olarak ileri sürülmüş ve savunulagelmiştir. Bir başka deyişle, köyümüz ve köylümüz geçmişten gelen bazı gelenekleri, güzellikleri  bu zamana tevil edebilmiştir.

Köye ve yaylamıza olan bu düşkünlüğün tabii neticesi olarak, yazıma "serin yayla akşamlarından taze merhaba" başlığını uygun buldum. Bu köşede; bilgimiz ve edindiğimiz tecrübelerimizden dost ve arkadaşlarımıza deniz feneri misali faydalı olmaya çalışacağım. Bu sebeple; mesleki ve kıdem anlamında fevkimizde olan değerli üstadlarımızın yüksek hoşgörü ve alicenaplıklarına sığındığımızı da ifade etmek isterim.

"Altın törpü ile eğelenemeyecek pençe yoktur" sözünden hareketle, şahsım olarak da hatalarımızı muhterem okuyucularımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin değerli  eleştiri ve yorumları  tashih edecektir.

Bu vesileyle,bugünlere gelişimizde ilk basamakları çıkarken ellerimizden tutan, üzerimizde emeği geçen kıymetli öğretmenlerime bir kez daha  teşekkürlerimi ve hürmetlerimi arz ediyorum.

"Hakikati güneşe benzetirler; doğrudur.Gözlerimizi yaralar korkusu ile çoğuna bakamayız." Bizler de hakikât yolunun yolcusu olarak dostlarımızın muhabbet meclislerinde bağdaş kuruyoruz.

Selam ve sevgi ile.

Av.Metin Köse 



7  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Din / Tarih-Edebiyat -Din : Cuma, 25.Mayıs 2007, 19:01:52


İnsanlar yaratılışları itibariyle noksanlıkları ile hayata adım atmaktadır. Ta ki, ebevynleri onları belli bir yaşa kadar beslemek, barındırmak, büyütmek gibi zahmetli ve bir o kadar da önemli bir sorumluluğu taşımaktadırlar. Çünkü Allah mükerrem bir varlık olarak yaratmış olduğu insanoğlunu elbisesi olmaksızın ebeveynlerinin korumasına muhtaç bırakmaktadır. Halbuki en yakın misal olan kuzuya baktığımızda kürkü ile beraber ve yürümeye hazır olarak, ihtiyacını nereden karşılayacağını bilecek şekilde yaratıyor. Konumuz insan olması hasebiyle, insanın maddi ve manevi tekemmülünde, eğitimin ve de bilhassa yukarıda başlık olarak kullandığmız din, tarih ve edebiyatın ayrı bir önemi vardır. Forum köşemizde de ayrı bir alt başlık olarak sunulması bu nedenle yerinde olmuştur. İnsan, kainata başı boş olarak gönderilmemiş olduğunu, kendisini ve kainatı zerrattan seyyarata varıncaya kadar her şeyi bir nizam ve intizam içerisinde yaratıp, deveran ettiren bir Halıkın olduğunu imanı sayesinde bilmektedir. İnsan, mensubu olduğu dinin asgari farzlarını bilmek, mensubu olduğu milletin tarihini, geçmişini ve bunların bugüne yansımalarını bilmesi ve bunları ifade edebilecek bir edebiyat bilgisine ulaşmak mecburiyetindedir.Özellikle lisan ayrı bir önem taşımaktadır. Peygamberimizin bir hadisinde "Söz sihirdir" sözü yukarıda arz ettiğimiz konunun hülasası gibidir. Milletçe sahip olduğumuz vasıfların, tekrar ayağa kalkabilmesi, söz safhasından icraai safhaya geçebilmesi için öncelikle kendi dilimiz ve tarihimize gönül saraylarımızda ve kafalarımızda yer açmak mecburiyetindeyiz. Devamı gelecek
8  DİĞER / Diğer Konular / Ynt: “TÜRKiYE’DE GARiP BiR BATI HAYRANLIĞI VAR” : Çarşamba, 23.Mayıs 2007, 14:40:53

Osmanlı İmparatorluğu Sultan Abdülaziz döneminde yapılmış olan ve dönem itibariyle Avrupanın dahi büyük bir şayanı takdir ile karşılamış olduğu Mecelle-i Ahkamı Adliye isimli kodifikasyonda güzel bir hüküm mevcuttur.  "Ezmanın tebeddülü ile ahkamın tegayyürü inkar edilemez." Yani, zamanın değişmesiyle hükümlerin de değişmesi esastır. Bu tüm hukuk sistemlerinin ve düşünce sistematiğinin kabul ettiği bir prensiptir. Bu noktada şu anekdotu da hatırlatmanın yerinde olacağı kanısındayım. Sultan Abdülhamit tarafından Avrupaya gönderilen vezirlerinden bir tanesine gidilen ülkelerin genel durumu ve halkın hali sorulduğunda verilen cevap manidardır. "Yaptıkları işler dinimiz, işlerimiz dinleri gibi."  Kendi öz kültürünü temin bakımından elinde namütenahi bir kaynak bulunan toplumun, bu kaynaklara ulaşmaması kendi yapısında mevcut olan cevherden haberdar olmamasındandır. Şu sorunu da bir realite olarak ortaya koymak gerekir: Tarihi kayıtlara ulaşmak kolay olsa da bunların bugünkü neslin tamamının kusursuz bir şekilde anlayabilmek gibi bir şansı da azdır. Ancak, bu konularda değerli mütefekkirler ve araştırmacıların yapmış oldukları müspet çalışmaların da varolduğunu görmek bizleri ümidvar kılmaktadır. Bu meyanda; kendini Batının ortaya koymuş olduğu fen ve endüstri alanındaki çalışma ve kazanımlarından pay alabilmek, ancak çok ekstern bir örnek olsa da Japonya gibi, kendi öz değerlerini muhafaza ederek kendi iç dinamiklerini de olumlu bir mecraya yönlendirmek herkesin ortak kabul göstereceği bir modeldir. Bu düşünce modelini öncelikle sağlıklı bir eğitim sistemi içerisinde beyinlerde yerleştirdikten sonra gerçekleşebileceğini de unutmamak gerekir. Körü körüne bir batı hayranlığından ziyade hedefe odaklı ve neticesi herkesçe kabul edilebilir fiiller hepimizin kazancı olacağını unutmamak gerekir. Bu nedenle çok genel bir ifade tarzı ile Batı hayranlığını ele almak yanlış olacağı gibi, olmadığını da ispata kalkışmak  abesle iştigaldir. Bu yüzden, Kanuninin dediği gibi, "Cümlenin maksudu bir ve fakat rivayetler muhtelif." 

Konunun geniş bir mahiyet arz etmesi, temel başlıklar altında farklı değerlendirmelere tabi tutulması esas olması hasebiyle öncelikle iç dinamiklerin harekete geçirilmesi ve yönlendirilmesi üzerinde durulmasını maslahata daha muvafık gördüm.

Saygılarımla.

Av.Metin Köse
Sayfa: [1]
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!