Akçaabat-Acısu Köyü Forumu
Duyurular: Akçaabat-Acısu.Com Forumuna Hoşgeldiniz!
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Salı, 06.Ocak 2009, 06:51:09


Kullanıcı adınızı ve parolanızı


  Mesajları Göster - cagatay_61
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 14
31  ACISU KÖYÜ ve ACISULULAR / Acısulular (Koryanalılar) Genel / Ynt: Eleştiri-Özeleştiri : Cuma, 16.Mayıs 2008, 02:30:39
Yanlızca çok sevip, değer verdiğim insanlar beni üzerse küserim, alınırım, moralim bozulur.. Onun haricinde küsmem, çünkü takmam... Öz eleştiriyi severim, bir çok zamadna kendi kendime yaparım, bu saaatte ayakta durmamaı bile sorgularım, "Acaba şimdi buraya yorum ayzacağıma ders mi çalışmalıyım?" diye kendi vicdanımda oyalanırım.

Arkadaşlarımın eksik yönlerimi söylemeleri hoşuma gider, tabi bunu yeri ve zamanında aynı anda uslubuna göre yapmalı... bazı eleştiriler tozunu kaçırıp, ahtta içine nefis karışıp vur vurabildiğin kadar, fırsat bu fırsat diye insanın üstüne gelinmez.. eleştiri de öz eleştiride bilinçli ve akıl ve mantığa uygun yapılmalı.

Belkide ani kızgınlığım, gelip geçici olması bir artı sayılabilir, arkadaşlarıma çok güvenmem olumsuzlukalrım arasında gösterilebilir, malumunuz bu devirde "babana bile güvenme" derler ya...

Öz eleştiriyi yapabilmek bence bir marifettir..
32  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: ERGENEKON-PSİKOLOJİK SAVAŞ : Perşembe, 15.Mayıs 2008, 19:22:33
Bir başka açıyla, Destanlarımızın böyel çetelerle anılması başka şekillerde yorumlanıyor.. ulusalcı olduklarını iddia eden, bebek katili apo ile sarmaş dolaş olan doğu perinçek yeri geldiğinde ulusalcı, yeri geldiğinde pkk yandaşı tavırlarıyla, ergenekonu kendilerine mal etmeye çalışıyorlar, buna örnek olarak, "Bozkurt ların, Türklerin Ergenekondan çıktıkları gibi bizde bu davadan kurtulacağız" diye açıklama yapmaları bunun en açık örneğidir..

Okulda bazı tarikat üyeleri bizleri suçlarken, sizler kurttan türediğinizi iddia ediyorsunuz, sizler mümin olamazsınız, değilsiniz gibi anlamsız aynı zamanada cahilce konuşmalar oluyor, bunarı geleceğin öğretmenleri sıfatı taşıyan bireylerimiz söylüyor.

artık ergenekon bizim değil, çete operasyonları ismi olacak. nasıl ki bir susuurluk değince çatlı geliyorsa akla ergenekon dendiğinde ise destanımız değil ulusalcı çeteler akla gelecek..

hepsi bir oyuni hepsi bir aldatma.. geriye uyuyan bir biz kalmışız...

Uyuyan milleti uyandırmak kolaydır ama uyur da uyanmak istemeyen bir milleti ne yapsan uyandıramazsın..
33  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: ERGENEKON-PSİKOLOJİK SAVAŞ : Perşembe, 15.Mayıs 2008, 19:14:56
Ben halkımızın nasıl uyutulduğuna bir örnekle açıklamak istiyorum ama daha önce ergenokon hakkında biraz bilgi vermek daha doğru olur.


Ergenekon Destanı
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Ergenekon destanı, Göktürkler'in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır.

Efsanenin Sadeleşmiş Özet Hali: Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur"

Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, "Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türkler'in başında İl Kağan vardı. İl Kağan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon dediler.

Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tengri'nin yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına girdi.

Yukarıda her Türk gencinin gururla okuyup bilmesi gereken, en azından özünü bilmesi gereken destanımızdır.

DESTANLARIN ÖZELLİKLERİ
1. Toplumun ortak görüşlerini yansıtması
2. Olağanüstü özellikler taşıması
3. Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan...vb.)
4. Milli dilde söylenmiş olması
5. Milli nazım ölçüsüyle söylenmiş olması
6. Oldukça uzun olması
7. Konuları bakımından savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları şeklinde sıralanabilmesi

Destan milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış (savaş, göç, istilâ gibi) tarihî olayların (yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi) toplumsal ve doğal olayların çağdan çağa aktarılmış, aktarılırken de hayal unsurlarıyla oluşmuş, süslenmiş, değiştirilmiş manzum söylenceleridir. Destanlar, Araplar'da "esatir", Batı'da "myth" olarak adlandırılır. Destanlar ikiye ayrılır; Yapay ve Doğal Destanlar. Yapay Destanlar yazarı belli olan bir destan türü iken, Doğal Destanlar anonim, yani yazarı belli değildir. Destanlar İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı kategorisine aittirler.
   
Destanların özelliklerine de değindikten sonra iki olayı örneklerle bağlamaya sıra gelmiştir.

Ülkemizde malumunuz Türk Milliyetçilerine karşı ortak bir operasyon vardır, (ergenekon değil ha yanlış anlamayın).. Türk Milliyetçileri ya din düşmanı ya da ırkçı gösterilmeye çalışılıyor. Türk Milliyetçileri Ergenekon u kutsal sayıp ona bağlı olurlar, bunu günümüzdeki senaryolarda bir dolandırıcıl vs. çeteleşme olayının ismi olarak kullanıldı, bunun sonucunda sürekli olarak Ergenekon, destan olarak değil çete ile özdesleşmiş hale geldi.

Ülkemizde gerçekleri örtmek için senaryolar daima üreitilir birçoğu ise aynı senaryolar ama şahıslar farklıdır..

burda ikikonu dikkatimizi çekiyor belkide "Bir taşla iki kuş vurma" yöntemini kullanıyorlar.. bunalrın biri Türk Milliyetçilerini, Türk Tarihini kötülüme diğeri ise Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları unutturma stratejisi..

dikkatinizi çektiyse evrenketlerdeki probaganda olaylarıda 1980 i hatırlatıyor..

34  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Tarih / Türk Tarihi'nde yeni gelişme! : Cumartesi, 10.Mayıs 2008, 16:17:30

Türk tarihini alt-üst edecek iddia!
Türkler'in 1071'de Malazgirt Zaferi'yle Anadolu'ya girdiği tezi çürütüldü.



font boyutu küçülsün büyüsün

09 Mayıs 2008 15:25
Prof. Dr. Ekrem Memiş, Türkler'in Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdiği ve bu zaferle Anadolu'nun 1071'de el değiştirdiği iddiasını çürüttü.

Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor" dedi.

ÇİVİ YAZILI METİNDEKİ TÜRK KRALI

Bugün Gazetesi'nin haberine göre; Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler.

Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."

8 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VAR

Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.

KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK

Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.

TÜRK ADINI TAŞIYAN iLK DEVLET: TURKiLER

Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.

YETKİLİLER KULAK VERSİN

"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.

Not: Bu haber http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=370619 adresinden alınmıştır, Reklam amaçlı değil, bilgilendirmek amaçlıdır.
35  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: Utandım! : Cumartesi, 10.Mayıs 2008, 11:34:08
Evet devam ediyorum:)....

Her ilde Evrenkent açılaçakmış ve ekonomimiz hala süper miş achtung İnanmak çok güç! Belki de biz başka bir dünyada yaşıyoruz da farkında değiliz... Bir çok kez Teknik Eğitim Fakültelerinin sorunlarını anlatmaya çalıştık, sorunları dile getirdik ama ne yazık ki halkımızdan pek bir destek bulamadık... Halkımız hale pembe düşler diyarında hükümetin her şeyi iyi yaptığı düşüncesinde,

Bir çok iş yeri ne yazık ki Teknik Eğitim Fakültesi mezunu almıyor ve Mühendislik Fakültelerinden ise sadece mecburi oldukları için bir kişi alıyorlar o nu da müdür yapıyorlar. Bir taşla iki kuş misali...

Teknik Eğitim Fakültelerinin öğrencileri enden işe alınmıyor derseniz, haliyle maaşları daha fazla olmak zorunda, bunun yerine 2 yıllık bölümlerden teknik eleman statüsüyle mezun olan öğrencileri alıyorlar bölece daha ekonomik oluyor.

2 Yıllıkların almış olduğu aciz eğitimi burda yazmaktan ayrıca utanıyorum. Fakülte Hocalarımızdan birinin evinde yemeğe davet edildiğimde sohbet esanasında iki yıllıkların eğitimi açılmıştı, Hocam "Bunlar daha toplamayı bilmiyorlar, soruaları veriyoruz, biran önce mezun oılsunlar bizde kurtulalım diyoruz" evet durum böyle. Ev arkadaşlarımdan bir tanesi 2 yıllık. Ellerine 7 soru veriyorlar 4 ünü soracağız diyorlar... çalışmadan ortalama 80 lerde!!! ve şimdiki sınavsız geçişlerden dolayı ne yazık ki 2 yıllık eğitim lisenin devamı konumunda, öğrencilerin seviyesi oldukça düşük, ama statü olarak bizden daha iyi bir geleceğe sahipler.. achtung

konu dağıldığını farkındayım, içimiz dolu zorumuza giden hala hayal dünyasında yaşamamız ve gerçeklere çk uzak olmamız..

Ben yine Ekonomi boyutunu ele alarak yeni bir Üniversite açılamasıyla arasındaki bağı izah etmeye çalışayım:

Her yeni Evrenkent yeni öğrenci demek, maliyet demek, kısmen istihdam demek, ve 4 yıl sonrasına diplomalı işsizlier demek...

Bu evrenkentler neden açılıyor?

* Halkın gözünü boyama, İşte biz öğrencilere değer veriyoruz mesajını vermek achtung
* Kısa süreliğine (4 yıllığına) işsizlik sorununa çözüm bulmak, ve 4 yıl sonra hükümet değişdiğinde işsiz ordusunu diğerhükümetin başına bela etmek ev kendileri siyasi rant sağlamak.
 
 Ana amaç olarak bunları söyleye biliriz ama diğer boyutuna döndüğümüzde;

* Bir anda işsizler onalrca katına çıkacak,
* Eğitim seviyesi şimdiki eğitimin çok altına düşecek
* Üretim durma noktasına gelecek çünkü her önüne gelen evrenkete girebilecek bu yüzden normal işlerde çiftçilik gibi yerlerde kimse çalışmayacak!
* Daha sonra tüm işçiler diplomalı olacak! Diplomalı pazarcı vs.


İnsan yazarken bile darlanıyor, Değer verilmiyor çünkü, Allah tan hayırlısı diyerek inşaallah yanlış düşünüyorum, haksız çıkarım diyorum kendi kendime...
36  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Utandım! : Cuma, 09.Mayıs 2008, 22:43:00
Değerli Arkadaşlar,

Azönce okumuş olduğum bir yazı beni çok derinden etkiledi. Yüreğim sızladı. Okumuş olduğum yazı öyle bir şeyki ben ve benim gibi çok sayıda tanıdığım Evrenkent li arkadaşlarım bu durumu paylaşıyor, merak etmeye başladığınızı düşünerek konuyu açıklayayım size;

Konu Memurlar.net adresinde bir Eğitim fakültesi öğrencisinin forum a yazmış olduğu bir yazıdan kaynaklanıyor.

Yazı konu itibariyle şöyle; Kpss ye girebilmek için gerekli olan 45 ytl yi bulamadığım için KPSS ye giremedim...

Evet arkadaşlar, bu konu çok uzun, ama sürekli muhalefet olmamak amacıyla ve yazdıklarımızın halk tarafından bir anlam taşımadığı düşüncesiyle! ve kendimi tatmin etmek amacıyla kısada olsa yazmak istiyorum...

Ev arkadaşlarım ve Evrenket teki arkadaşlarımın bir çoğu tekrar ÖSS ye KPSS lise düzeyi ve KPSS lisans düzeyi olarak girmek istiyor, kimi para bulamadığı için hiç birine giremiyor bazıları bir tanesiyle yetinmek zorundakalıyor. Bense sadece ALES e başvurabildim çünkü bunun birde sınava girebilmek için Diyarbakır a gitmek gerekiyor ve maliyeti çok fazla oluyor. Birde bunu bir yere yerleşemeyeceğimiz eklenince durum bir o kadar daha vahim bir hal alıyor.

Teknik eğitim fakültesi öğrencilerinden ortalama tüm bölümler için yaklaşık 5 yılda "2" atama gerçekleşiyor!!!

Sorunun daha büyüğü ise (ayrı bir başlık altında incelense daha isabet olur) her il de üniversite (evrenkent)
açılma saçmalığı! özel bir durum nedeniyle yazımı burda kesiyorum, sonra devametmek üzere..
37  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Eğitim ve Öğretim / Eğitimci! : Cumartesi, 03.Mayıs 2008, 06:43:06
Arkadaşlar burda belkide bir çoğunuzu ilgilendirmeyen ama ülkemizin bir sorunu olan atama hakkında konuşmak istiyorum.. Biliyorsunuz ki, ülkemiz çoks ayıda eğitimci mezun ediyor ama bunalrı atamıyor, genelde ihtiyaç yok diyorlar ama bu neden beraberinde bazı cevaplanması gereken soruları getiriyor.

Öğretmene ihtiyacın yoksa, neden hala eğitim fakültesi açıyorsunuz?
Yeni üniversite açtığınızı iddia ediyorsunuz da yapmış olduğunuz asıl şey var olan fakültenin ismini değişirmek olduğunu ne zaman izah edeceksiniz?

*** Açmış oldukları üniversitele aslında, var olan fakültelerdir, bunların isimlerini üniversite olarak değişdiriyorlar... Dicle Üniversitesi Batman Teknik Eğitim Fakültesi yerine Batman Üniversitesi Batman Teknik Eğitim Fakültesi oldu, hiçbir değişiklik yok ama... bu Rize, Ordu ve diğer illerimizde açılan üniversiteler içinde geçerli...

Aslında öğretmen açığının fazla olduğu bir gerçek, doğuya çok sayıda öğretmen gerekiyor, halen daha 5 sınıfı bir okutan öğretmen mevcut... veya günüüzde Fen bilgisi dersine Beden Eğitimi Öğretmenin girmesi, bu olayı ben 6. sınıfa geçtiğim zaman Köyümüzdeki okulda yaşamıştım ve hala gümüzde mevcut olan bir sorun...

Mersinde açılan Otomotiv Bölümüne Otomotiv Öğretmenlerini atamıyorlar yerlerine ek ücretli olarak orda görevli olan makine öğretmenlerine ders saaati ücreti olarak girmelereine hak tanınıyor... bunu  ana nedeni devlete yük olmamak, ve görev yapan öğretmenelrin daha çok akzanması... 900 ytl vereceğine 100 ytl veririm daha iyidir hesabı...

Asıl sorun bunun yanı sıra, Eğitimcilerin Öğretmenliği bir maddi kaynak olarak görmesidir, Anlamadığı derslere girmesidir.. yok ders boş geçmesin diye işi palavradır, açıkta çok sayıda öğretmen var, eğer sen o derse kendi branşın olmadığı halde girersen okul öğretmen istemez ama girmezsen hem okul öğretmen isteyecektir, hem iş istihdamı hemde çocukalr o dalda zman bir eğitimci tarafından yetişdirilecek...

Açıkta kalan üniversite mezunlarımızı kimse düşünmüyor!



38  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: ÇOCUK MESELESİ : Cuma, 25.Nisan 2008, 14:37:42
Rabia hanım, ilk yorumunuzun en son cümlesindeki soruya mı cevap arıyorsunuz? Madem öyle cevap vereyim, bundan önceki yorum evap değil sizi kısmen desteklemek birazda insiyatif di..

Cevabım; EVET,
39  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Eğitim ve Öğretim / Ynt: öss sistemi nasıl olmalı? : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:37:01
Hasan Abi vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı size teşekkür ediyorum.. aslına biz eğitim sistemimizi her hafta formasyon derslerimizde tartışıyoruz, malum bir bölgede sürekli devlet, eğitim sistemini eleştirmek için can atan bir sınıf yapımız olduğu için bu konuda zenginim aslında...

ve Vampir arkadaşımızın dediklerine de katılıyorum ama günümüz şartlarında öss gerekli, ama eleme sistemi yanlış... ilk önce öss siteminde elem sistemi değişdirilmeli, ardından, üniversitedeki eğitim değişdirilmeli, vampir arkadaşımızın dediği gibi, sadece kağıtta öğretmen oluyoruz.. bir üniv. öğrencisi geleceğin öğretmeni kopya çeker mi? çekiyor ama, ve geleceğin öğretmeni olacak achtung

şimdi mezun olacak öğretmen adaylarımızı en iyi şekilde yetişdirmliyiz ve onlarda ilk okul çağından  itibaren çocukalrı en iyi şekilde yetişdirmeli, ardından bir kaç dönem geçince zemin tamamiyle ahzırlandığında öss gerkirse kaldırılmalı veya katsayı düzeltilerek eleme yaplılmalı.. sonuçta herkes okuyacak diye birşey söz konusu değil...

bu eğitim sisteminin en iyi şekilde düzltilebilmesi için uzun bir zaman ve milli eğitim bakanlığının, Milli Eğitim Sistemini benimsemesi lazım.. eğitimimiz milli olmalı...
40  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: Şu Sözcükler Tanıdık Geliyor mu? : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:26:08
inanın bazen edebiyat öğretmeni olsaydım diyesim geliyor, sizin yazıalrınız daha doğrusu kelime hazineniz ve cümlü kuruşlarınız beni etkiliyor bazen düşünce olarak zıt düşsekte, hatta bir çok kez zıt düşsekte, mesleğinize ve edebi bilginize hayranım..

benim örnek adığım Hocalarımdan biri de, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu... çok değerli bir insan.. kitaplarının okunmasını ve tavsiye edilmesini,  tavsiye ediyorum... bilim+gönül onun bir düşünce fikri ama beni çok etkiledi.. gerçekten sadece bilim adamı olmak yetmiyor, kalp gözü de açık olmalı.. 

vatanına, milletine, bayrağına ve özellikle diline bağlı bir bilim adamımız.. kendisi sayısalcı olmasaına rağmen, dil hakkında çok önemli kitaplar yazmıştır...

sağlıcakla kalın...
41  DİĞER / Diğer Konular / Ynt: Kadınlar için sağlıklı saçlara sahip olmak bukadar kolay: : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:18:34
teşekkürler... bayağı bilgilendiriciydi.. bazen günde aşırı saç dökülmesi oluyor abzende hiç dökülme olmuyor.. ana nedeni stres olduğu kanaatine vardım... birde genetik faktör var...

zeka gibi saç dökülmeside genetikdir...
42  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Tarih / Ynt: Türk olmak suç mu? : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:14:48
hangi taşı kaldırsak altından onalr çıkıyor ama hala devletin sesi çıkmıyor... hayırlısı..
43  KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... / Tarih / Ynt: ayağa kalk ey Türk Gençliği : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:12:29
okullarda kürdoloji dersleri bile serbest artık... yavaş yavaş zafer in dediği yönde ilerliyoruz..

konuşmaktan sıkıldım artık... resmi kurumlarda kürtçe yazılar ve konuşmalar serbest, okullarda kürtçe eğitim, kürtçe tv... etnik gruplar başaldı artmaya... her aşiret yakında bir etnik grup olarak karşımıza çıkarsa şaşmayın...

esenle kalın..
44  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: SİYASET : Cuma, 25.Nisan 2008, 00:07:51
Yazılarınızı okuduğumda bir tartışma ortamı doğmuş ve ben kendi arkadaş çevremden birazcık bahsetme ihtiyacoı duydum..

bizim bir arkadaşın ababsı imam, kendisi koy sosyalist chp li, cumhuriyet gazatetesi okur, oğlu ise tam tersi, ırkçı ve dini görevleri yerine getirmiyor achtung

başka arkadaşlar kimi yobaz, kimi pkk yandaşı, kimi ülkücü, kimi ne olduğu belirsiz ama inanın hepimiz (pkk yandaşı hariç) o kadar iyi anlaşıyoruz ki, okula gittiğimizde karşılaştığımızda ilk sözümüz, "aa yobazlar okulu işgal etttiler" veya sosyalistler için koministler dışarı".. bunlar hep espiri maiyetinde, latife amaçlı.. ama çok güzel ve eğlenceli sarıyor.. tartışıyoruz, fikir savaşı veriyoruz adeta.. ama kalp asla kırmıyoruz... bize faşist demelerine gocunmuyoruz, niyeti biliyoruz...

önemli olan, saf düşüncelerle, yüreğimizden kopan saygı ve sevgi ile muhabbet etmektir.. tartışmak güzeldir, istişare yapmak ve karara saygı duymak gerekir.. bunlar güzeldir.. yanlış karar alınsada olması gerken oymuş demeliyiz...

gönülleri hoş tutalım.. sevgi, saygı ve hoş muhabbetle kalın..
45  GÜNCEL-DÜŞÜNÇE (Serbest Kürsü) / Güncel / Ynt: SİYASET : Perşembe, 24.Nisan 2008, 23:56:43
Siyaset konusunda Çağatay'ın tam aksini düşünüyorum; siyasiler tam da siyasetin gereğini yapıyorlar binbir suratlarıyla. Ama evet, bizde devlet adamlğını pek de bilen yok.
Sevgili Çağatay, ilk kez senden duyup, duyduğuma hiç de memnun olmadığım bir deyim şu "kadın siyaseti"... Siyaset erkeklerin tekelinde bir alan da neden işler sarpa sarınca durumu ifade eden deyim kadınlarla veriliyor anlamadım. "Anlamadım" da lafın gelişi, anlamaz olur muyum, anladım tabii ki... "Erkek kolaycılığı"... Neye, ne zaman kızsalar, ilk okka altına giden analar olmaz mı? Sakarlıklarından çiviye değil de ellerine vursalar çekici, çekicin de anasına sövmezler mi? Kadını aşağılamak ne kazandırıyorsa artık... Olay buraya ne zaman gelse, bir tavsiyede bulunurum ben; "Kadına laf edeceğiniz, onu aşağılayacağınız zaman lütfen annenizin de bir kadın olduğunu düşünün" derim. Çünkü erkeklerin anaları kutsaldır, ona laf ettirmezler ama hangi olay için olursa olsun kadını aşağılayan deyimleri kullanmaktan da imtina etmezler. (Aman Çağatay, kişisel alma lütfen, bu genel bir bakış açısıdır) Sorarım bu tip deyimleri kullananlara, "senin anan korkak mı", "senin anan yanar-döner mi", "senin anan kaypak mı", "senin anan güvenilmez mi"... hepsi de eminim "Anamı karıştırma" diyeceklerdir, doğru mu? Eeee, kadın olarak genelledikten, hakaret  ve aşağılamaları sıraladıktan sonra, ananı nasıl aklayacaksın, değil mi? Biraz daha dikkat, lütfen...
Gelelim tekrar siyasete, mesela hiç aklımın almadığı, sinirlerimi zıplatan konularına... Vatandaş, olabilecek vaatle oy avcılığını nasıl ayırdedemez yıllardır bir türlü anlayamam. Ya da seçim üstü bangır bangır bağıran, su gibi yakıt tüketen seçim taşıtlarına bakıp da açlarını, açlık sınırında yaşayanları düşünmez mi? Sokağa atılan, sokağı kirleten onca para... Bu hovardalık hakkını nereden alır bu adamlar bu kadar genç işsizlikle boğuşurken? Yani, bunlardan biri çıkıp da, "biz seçim parasıyla bir okul yaptıracağız" veya "biz seçim parasını şu hastaneye bir cihaz alarak değerlendireceğiz" ya da "bu parayla şuraya şu fabrikayı yaptıracağız" dese hangimiz oy vermesek de "helal olsun" demeyiz? Diyeceksiniz ki, "adamlar propaganda yapmasınlar mı?" Yapsınlar tabii... Mesela belediye hoparlöründen konuşma yapacakları alanı ilan etseler, vatandaş o alana gidip onları dinlemez mi?
Siz oyunuzu en çok bayrak-flama asan, en güzel şarkıyı kapıp, en çok kilometre gezdiren partiye mi veriyorsunuz? Eeee o zaman bu adamlar neden bunca çevre kirliliği yaparak, paralarımızı çarçur edip dururlar?

ne yalan söyleyeyim sizden bu yazıyı bekliyordum.. ama ben geç fark ettim cevap verdiğinizi... aslında o söz biraz farklıydı ve argo kaçacağını düşündüğüm için Kadın Siyaseti diye söyledim. Bayanlara karşı bir düşmanlığım yok yani.. konu dallanabilir diye uzatmıyorum.. bize devleti yönetecek insan lazım, bu bizce develet adamıdır.. politikacı, siyasetçi değil... ne kadar siyasi parti adı altında toplanıp siyasetçi kimliği alsalarda Devlet Adamlığı kimliği ile görevini yerine getirmeliler....
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 14
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC

© Akçaabat-Acısu.Com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM