Akçaabat-Acısu Köyü Forumu

KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... => Din => Konuyu başlatan: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 11.Haziran 2008, 12:58:45



Konu Başlığı: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 11.Haziran 2008, 12:58:45
Yiyecek birşey var mı?

 

Peygamber Efendimiz, bir sabah "Hazret-i Âişe"nin odasına teşrif edip sordular:

 

- Yiyecek bir şey var mı yâ Âişe?

 

O da şaka yollu cevap verdi:

- Bu gece kaldığınız evde, yemek çıkarmadılar mı?

 

Şaka da olsa, üzüldü Efendimiz. Hazırlanıp dışarı çıkarken, Âişe vâlidemiz pişmanlıkla tuttu eteğinden.

- Özür dilerim, lütfen gitmeyin!

 

Efendimiz, mübarek eteğini çekip çıktı. Hazret-i Âişe perîşandı. Yüzünü yere koyup, gözyaşları içinde yalvardı:

- Yâ Rabbî, Habîbini üzdüm, affet beni!

 

Server-i âlem tam mescide giriyordu ki, Cebrâil

aleyhisselâm Hak teâlâ emriyle geldi yanına:

 

- Girmeyin yâ Resûlullah!

 

- Niçin yâ Cebrâil kardeşim?

 

- Rabbimiz, eve dönüp Âişe'yi tesellî etmenizi emrediyor!

 

Efendimiz eve döndü. Âişe vâlidemiz çok sevinip tekrar özür diledi. Resûlullah özrünü kabul buyurdu. İkisi de mesrur olmuşlardı.

 

O anda emretti Hak teâlâ:

- Ey Cebrâil, iki sevgiliyi barıştırdık. Şimdi Cennet nîmetlerinden götürüp ikram et onlara!

 

Cebrâil aleyhisselâm emri îfa etti.

 

Âişe vâlidemiz, bir lokma Resûlullah'a verir, ikinci lokmayı kendisi alırdı. İki lokma kalınca;

- Yâ Âişe, bunlar da babana kalsın!

buyurdular.

 

O anda  kapı çalındı ve Hazret-i Ebû Bekir girdi içeri. Resûlullah, sevgiyle baktı arkadaşına:

- Bunlar Cennet nîmeti yâ Ebâ Bekr! Senin için ayırdık.

 

O da, o lokmaların birini Resûlullah'a ikram etti,

öbürünü kızına.

 

Efendimiz sordular:

- Niçin böyle edersin yâ Ebâ Bekr?

 

Edeb ve muhabbetle arzetti:

- Sizin yemeniz, benim yememden bin kat daha hayırlıdır yâ Resûlallah!


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 12.Haziran 2008, 08:26:17
Öldürmek istedi, ama…

 

 

Asr-ı saadette, "Füdâle bin Amr" adında biri vardı ki, îman etmeden önce fenâ halde kin besliyordu Sevgili Peygamberimiz'e.

 

Tek gâyesi Onu öldürmekti.

 

Kılıcını eteğinin altına gizleyip, dolaşıyordu peşinde. Tenha yerleri kolluyordu hep.

 

Bir gün, erken saatte Peygamber Efendimiz Kâbe-yi şerîfi tavaf ediyordu ki, Füdâle gördü Onu.

 

- "Tam fırsat!" dedi kendi kendine.

 

Zîra yalnızdı Efendimiz.

 

Arkasından sessizce yaklaştı. Birkaç adım kalmıştı ki, Resûlullah birden geri dönüp sordular:

- Sen Füdâle misin?

 

- Evet!

 

- Doğru söyle, ne yapmak istiyordun?

 

Füdâle ne diyeceğini şaşırdı. Umursamaz bir tavırla;

- Hiiiç! dedi.

 

Gûyâ gizliyordu niyetini.

 

Ama Âlemlerin Efendisi görüyordu onun kalbini.

Biliyordu niyetini.

 

Tatlı tatlı gülümsediler:

- Vazgeç bu işten. Muvaffak olamazsın!

 

Sonra hidâyeti için duâ ettiler.

 

O anda Füdâle'nin kalbi değişti. "Resûlullah"ın sevgisi doldu gönlüne. Az önce öldürmek isterken, şimdi Onun için canını verirdi seve seve.

 

Ve haykırdı "Şehâdet"i

 

"Hazret-i Füdâle" oldu.

"radıyallahü anh".


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 13.Haziran 2008, 09:18:12
Cennete kolay girer

 

Bir gün, “Alî bin Heytî” hazretlerine;

 

- Efendim, beyini üzen bir hanım

hakkında ne dersiniz?

diye sordular.

 

Cevabında;

- Onun hali hiç de iyi değildir,

buyurdu.

 

Sordular:

- Nasıl iyi değildir efendim?

 

Buyurdu ki:

“Beyinin hukûkunu”

gözetmiyen bir kadın,

 

“Allahü teâlânın hakkını da”

gözetmemiş sayılır.

 

 

Sordular yine:

- Ya beyinin rızâsını kazanırsa hocam?

 

Böyle kadın,

“Cennete kolay girer”

buyurdu.

 

Ve sordu onlara:

Bu konuda,

“Peygamberimiz ne buyuruyor”

biliyor musunuz?

 

- Ne buyuruyor hocam?

 

- “İnsanın insana secde etmesi câiz olsaydı,

hanımların beylerine secde etmelerini

emrederdim”

buyuruyor.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cumartesi, 14.Haziran 2008, 09:05:01
Köleden alınan ders
 

Şakîk-i Belhî rahmetullahi aleyh,

gençlik senelerinde  tüccarlık yapıyordu.
 

Bir ara,

“şiddetli bir kıtlık"

baş gösterdi Belh şehrinde.



Bu yüzden, suratları asıktı herkesin.

Açlıktan hiç kimsenin yüzü gülmüyordu.
 

O da üzülüyordu haliyle.



O günlerde

“çok neşeli bir köleye”

rastladı.



Dikkatini çekti onun bu hali.

Hatta merak etti.



Kendi kendine;

"Bu köle, nasıl böyle neş'eli olabiliyor?"

diye düşündü.



Ve yanına yaklaşıp;

- Bu kıtlıkta, herkes üzüntülüyken, sen

neş'elisin. Hikmeti nedir acabâ?

diye sordu.



Cevabı hazırdı kölenin.

- Niçin üzüleyim ki? Çok varlıklı ve zengin bir

efendim var benim. Hem şefkatli, merhametli, çok da

cömerttir. Böyle iken kıtlığı niye dert edeyim?

deyiverdi.
 

Şakîk,

bu cevabı işitince;



- Aman yâ Rabbî! Ben ömrümde böyle güzel

söz duymadım. O köle,

“aciz bir kula güvenip, neşeli oluyor"
 

Benimse, Rabbime karşı,

"Onunki kadar güvenim yok"

dedi.
 

Ve çok ağladı.



Öyle ki,

“akan gözyaşlarından”

ıslandı sakalları.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Pazartesi, 16.Haziran 2008, 09:51:43
Ümmetini hesaba getir!
 

Kitaplarda anlatılır ki:


Kıyâmet günü,

Fahr-i âlem Efendimiz

şefâat iznini eline almış,

kerâmet tâcını başına takmış,

yavrusunu arayan şefkatli bir anne gibi

“Ümmetî! Ümmetî!”

diyerek mahşer yerini

dolaşır.

 
Hak teâlâdan bir ferman gelir ki:

- Yâ Muhammed, ümmetini hesaba getir!
 

Efendimiz, önce

“Muhâcir” ve “Ensârı”

gönderir.

 
Ardından

“Şehit” ve “Sıddîklar”ı.


Nihayet

“Âlim” ve “Velîler”i

ileri sürer.
 

Hak teâlâ buyurur:

Ey Habîbim! İtâat edenleri getirdin, âsiler hani?

Muhlisleri getirdin, müflisler nerede?

Âlimler burada, zâlimler hani?

İyileri getirdin, kötüler nerede?


Efendimiz;

Yâ Rabbî! Buyurduğun gibidir. Lâkin bunlar, puta tapmadı,

sana şirk koşmadılar. Kabahatleri olsa da,

“Sana doğru îman etmişlerdir”

diye arzeder.

 
Ve yalvarır:


Sen onları,

“bu hâlis îmanlarına bağışla yâ Rabbî!”


Hak teâlâ buyurur ki:


Ey Habîbim!

“Benim onlara şefkat ve merhametim”

seninkinden kat kat çoktur.

Onları hesaba çekmekten maksadım,

“onlarla bizzat söyleşmektir”

Böyle olmasaydı hiç hesaba

çekmezdim.


Ayrıca;

- Ey Habîbim!

Onların neler yaptıklarını inceden inceye sorarım ki,

“Neler işlediklerini sen de bilesin”.

“Dağlar gibi günahlarını

nasıl affediyorum”

sen de göresin,

buyurur.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Salı, 17.Haziran 2008, 08:11:59
Hızır’ı gördü, ama…

 

Ebû Bekr-i Verrak rahmetullahi aleyh,

“âlim” ve “Veli” bir zattı.
 

Gençliğinde çok istediği bir şey vardı:

“Hızır aleyhisselâm”ı görmek.


Ayrıca bir âdeti vardı Onun.
 

Şöyle ki, her gün “Evliyâ kabirleri”ni

ziyaret için kabristana gider ve

her gidip gelişte, bir cüz

“Kur'ân-ı kerîm”

okurdu.


Bir gün, yine bu niyetle çıkmıştı ki,

nur yüzlü “bir ihtiyar” yaklaşıp sordu:


- Evlat! Nereye gidiyorsun?


- Kabristana gidiyorum efendim.


- Ben de o tarafa gidiyorum. İstersen

beraber gidelim.


- Olur efendim, gidelim!

Ve başladılar birlikte yürümeye.

Zîra çok sevmişti “bu ihtiyar”ı.


Sohbet ederek gittiler. Kabir ziyaretini

yapıp, yine sohbet ederek döndüler.


O “ihtiyar”, ayrılırken;

- Çok görmek istediğin "Hızır" benim.

Beni gördün. Ama ben meşgûl ettim seni.

Her gün okuduğun cüzü, bu gün okuyamadın.

dedi.


Ve ekledi:

- “Hızır” ile sohbetin zararı bu olursa,

“Kötü arkadaş”larla konuşmanın,

“Kötü kitaplar”ı okumanın zararını

düşün artık!


Bir şeyler söyleyecekti ki, göremedi

Onu bir daha.


Kaybolmuştu gözden.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 18.Haziran 2008, 08:32:18
Hem ağladı, hem güldü

 
Peygamber Efendimiz,

ölüm hastalığında iken,

“Hazret-i Fâtıma'yı

huzuruna çağırdı

bir gün.

 
Gelince, Onu sînesine çekip, gizlice

birşeyler söyledi kulağına.

 
Hazret-i Fâtıma çok üzüldü.

Ve ağlamaya başladı

kederinden.

 
Sonra da başka birşey söyledi.

Bu defa da sevinip, güldü.

 
Âişe vâlidemiz de oradaydı.

ve gördü Onun bu halini.

 
Garibine gitmişti.

Sordu hemen:

- Aynı anda hem ağlamak hem gülmek

olur mu yâ Fâtıma?


- Neden ağladım, biliyor musun yâ Âişe?


- Hayır, neden ağladın?


- Babam, önce;

“Ben vefat edeceğim” dedi.

Ona üzülüp, ağladım.
 

- Peki niye güldün?


- Sonra da bir “Müjde” verdi bana,


- Ne müjdesi yâ Fâtıma?


- “Ehl-i beytimden, bana ilk gelen

sen olacaksın!” dedi.


Ona güldüm.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 19.Haziran 2008, 08:40:47
Hac sevabı kazandı

 

Allah dostlarından Abdullah bin Mübârek, Hacca gider.

Hac bitince, bir rüyâ görür.
 

Şöyle ki; Gökten “iki melek” inmiş, hasbihâl ediyorlar:


- Bu sene, kaç kişi Hacca geldi?

- Altıyüz bin kişi.

- Kaçının Haccı kabul oldu?

- Hiçbirinin.

Ama Şam'da, “Ali bin Muvaffak” diye biri var ki,

o, gitmeden  “Hac sevabı”nı kazandı.
 

İbni Mübarek, rüyânın burasında uyanır.
 

Doğruca Şam’a gidip, çalar bu zatın kapısını

ve rüyâsını anlatıp sorar:

- Arkadaş, sana Hac sevabı kazandıran iş nedir?

O anlatır:

- Ayakkabı tâmircisiyim. Otuz yıldır Hacca gitmek istiyordum.

Bu sene yol parasını tedârik ettim, ama gidemedim.

- Neden?

- Çünkü çok fakir bir komşum vardı.

Bir gün evine gittim.

Odada “Et kokusu” duydum ve şaka yollu;

- Et pişiyor galiba. İkram et de yiyelim!

Deyiverdim.

Âaah! Demez olaydım.

Garip, başladı ağlamaya.

Ve anlattı:

- Çocuklar üç gündür aç. Günlerce iş aradım, bulamadım.

Yol kenarında, bir “Ölü hayvan” gördüm.

Zarûret kadar kesip eve getirdim. Pişen, o ettir.


Bunu öğrenince yüreğim sızladı.

Büyüklerimizin;

“Bir muhtâca yardım etmek, nafile ibâdetten daha sevaptır”

sözünü hatırladım.


Yol parasını verdim ona.


“Abdullah bin Mübarek” bunları dinler.

- Çok iyi yapmışsın,

der.

Ve “ağlayarak” çıkıp gider.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 20.Haziran 2008, 08:28:21
Üç altın'ın hesabı

 
Hazret-i Alî,

bir gazâdan zaferle dönmüş,

ganîmet olarak aldığı

“birkaç çuval “Altın ile”

Resûlullaha geldi ve;
 

- Duanızla zafer müyesser oldu ya Resulallah!

dedi.

 Peygamber Efendimiz

duâ buyurdular ve

o altınları bitirinceye kadar,

“avuç avuç gazilere dağıttılar”


Hazret-i Alî’ye,

“Sadece “Üç altın”

verdiler.

 
Diğer gâzilere beşer onar avuç verirken,

“kendisine sadece “üç altın”

vermesinin sebebini merak etti.

 
Ama

“Elbet bir hikmeti vardır”

 diye düşündü.

 
O gece rüyasında,

“Mahşer meydanını gördü”

 
Herkesten, dünyâda kazandığı malın

hesabı soruluyordu ince ince.


Nihayet sıra Ona gelince;

 
- Yâ Alî! Sen de şu üç altının

Hesâbını ver bakalım!

dediler.
 

Hazret-i Alî

sıkıldı, bunaldı. Ve kan ter içerisinde

uyanınca;


- "Çok şükür Rüyâymış!"

dedi kendi kendine.

Sevinmişti.
 

Sabah erkenden koştu

Resûlullah’ın

huzuruna.

 
Efendimiz

Onu görünce, sordular:

 
- Yâ Alî! Ben mi anlatayım, sen mi

anlatacaksın?

 
- Allah ve Resûlü daha iyi bilir.

 
- Yâ Alî! Üç altının hesâbını veremedin

değil mi?

- Evet yâ Resûlallah.

- Ya daha çok olsaydı ne yapacaktın?

- Senin her yaptığın güzel, her işin hikmetlidir

yâ Resûlallah. Canım sana fedâ olsun!

dedi, ve

“Sevinç içerisinde”

ayrıldı huzurdan.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cumartesi, 21.Haziran 2008, 08:55:03
En büyük şeref

 

Uşak Evliyâsından

“Hasan Hüsâmeddin Uşâkî hazretleri”

bir gün sevdiklerine;


- Kardeşlerim, kul için en büyük şeref,

“Sahibinin emirlerini yapmak”

“O'na itâat etmektir”

buyurdu.


Sonra şunu anlattı onlara:


“Cebrâil aleyhisselâm”

iki rekât namaz kıldı.


Bu namazını

“Dört bin senede tamamladı” ve;

“Benim bu kıldığım namaz gibi bir

namaz kılan daha var mı?”

diye geçirdi içinden.


Cenâb-ı Hak;

- Ya Cebrâil!

“Muhammed ümmetinin”

“Her türlü kusur ve noksanla” ve

“dünyâ düşüncesiyle kıldıkları iki rekat namaz”,

benim indimde, senin bu namazından, çok daha

“kıymetli ve makbuldür”

buyurdu.
 

Cebrâil aleyhisselam sordu:

- Hikmeti nedir yâ Rabbî?

Hak teâlâ cevabında;

- Çünkü onlar,

“Nefis ve şeytanın gösterdiği mânilere rağmen”

ve

“türlü türlü dünyâ işleri arasında”

benim emrimi düşünüp

kılıyorlar.

Seninse böyle mânilerin yoktur

buyurdu.

Ve buyurdu ki:

- Benim nazarımda,

“Mâniler arasında yapılan ibâdet”,

 “hiç mâni olmadan yapılan ibâdetten”

“çok daha Kıymetlidir”.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Pazartesi, 30.Haziran 2008, 13:03:00
Sen bunun için yaratılmadın!

 

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri

küçükken, tarlaya, çift sürmeye gitti bir gün.

 

Öküzün kuyruğundan tutunmuş gidiyordu ki,

hayvan dile gelip seslendi ona:

 

- Ey Abdülkâdir! Sen bunun için

yaratılmadın!

 

Korktu ve koşarak eve geldi:.

- Anneciğim! İzin verirsen, Bağdat'a

İlim tahsil etmeye gideceğim.

 

Annesi;

- Peki evlâdım. Çok iyi olur.

dedi.

 

Koltuğunun altına

"Kırk altın” dikti ve

 

- Haydi yolun açık olsun. Allaha emânet ol.

Sakın yalan söyleme!

dedi.

 

Abdülkadir,

“Peki anneciğim!” dedi.

 

Elini öpüp, Çıktı yola.

Kervan “Hemedan”ı yeni geçmişti ki,

eşkıyâlar kestiler önlerini.

 

Ve kimin nesi varsa, gasbettiler.

Sıra “Abdülkadir”e gelmişti ki eşkıyâ

reisi sordu:

 

- Senin neyin var çocuk?

- “Kırk altın”ım var efendim.

 

- Yâ, nerde peki?

- Koltuğumun altında dikili.

 

Söylediği yeri söküp, buldu altınları.

- Çocuk, niçin doğruyu söyledin? Demeseydin,

biz bulamazdık bunları.

 

- Ben, anneme,

“Hiç yalan söylemiyeceğim!”

diye söz vermiştim.

 

- İyi ama, altınlarından oldun.

 

- Olsun efendim. Birkaç altın için anneme

verdiğim sözden dönmeye değer mi?

 

Reis başladı ağlamaya:

- “Eyvah! Ben de Rabbime söz vermiştim”.

O'na hep “Kulluk” yapacaktım.

Ama “Eşkıyâlık” yaptım.

dedi.

 

Ve oracıkta

“Tövbe etti”

 

Adamları da onu görüp tövbe ettiler.

 

Aldıkları malları iâde edip,

eşkıyâlığı terkettiler.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Pazartesi, 14.Temmuz 2008, 14:17:41
Câhil köylünün yaptığı

 

“Peygamber Efendimiz”,

bir gün Enes bin Mâlik ile

bir yere gidiyorlardı.

 

Üzerinde Yemen kumaşından

bir paltosu vardı.

 

Arkadan

“Câhil bir köylü geldi ve”

mübarek yakasından tutup

kuvvetlice çekti.

 

Öyle ki, paltonun yakası çizip,

“İz yaptı mübarek boynunda”

 

Meğer,

“Zekât malından bir şeyler”

isteyecekmiş.

 

Ama “Peygamber Efendimiz”,

bu kaba hareketinden dolayı

ona hiç kızmadı

 

Azarlamadı da.

 

Sadece tebessüm edip, birşeyler

verilmesini emretti, o kadar.

 

İşte,

“Şefkat bu”,

“Merhamet budur”.

 

Nitekim

“Uhud cenginde de”

öyle olmuştu.

 

Kâfirler, Onu öldürmek maksadıyla

vurup, bir dişini kırdılar da,

O yine duâ etti onlara.

 

Ellerini açıp;

“Yâ Rabbî! bilmiyorlar, bilseler yapmazlar.

Sen onları affeyle!”

buyurdu.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 27.Ağustos 2008, 08:42:18
Gönül Sultanları

 

 

İki haberde de şükretti

 

İmâm-ı âzam hazretleri

“kuddise sirruh”

 

büyük çapta kumaş ithal eder,

gemiler dolusu ihracat

yapardı.

 

Zengin olduğu kadar

Cömert’ti de.

 

Çok zengin olmasına rağmen, zerre

Kadar “Dünya sevgisi” yoktu

kalbinde.

 

Bir gün, talebeye ders veriyordu ki,

bir kimse edeble girdi içeri.

 

- Efendim, üzücü bir haberim var.

 

- Hayırdır inşallah.

 

- Sizin malı götüren gemi, dün geceki

fırtınada batmış efendim.

 

Hazret-i İmâm,

“kuddise sirruh”

eğdi başını önüne.

 

Sonra kaldırıp;

- Elhamdülillâh!

dedi.

 

Aradan yarım saat geçmemişti ki,

aynı adam girdi içeri. Bu sefer

yüzü gülüyordu:

 

- Efendim, az önce verdiğim haber yanlışmış.

Batan gemi sizin değil, başkasınınmış.

 

Hazret-i İmâm,

“rahmetullahi aleyh”

yine eğdi başını önüne.

 

Sonra kaldırıp;

- Elhamdülillâh!

dedi.

 

Talebeden biri sordu:

- Hocam, her iki habere de şükrettiniz.

Hikmetini anlayamadık.

 

Büyük İmâm

“rahmetullahi aleyh”

açıkladı:

 

- İlkinde kalbime baktım.

Gördüm ki, hiç üzüntü yok,

şükrettim.

 

İkincisinde yine kalbime baktım.

Gördüm ki, hiç sevinç yok.

Şükrettim yine.

 


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 28.Ağustos 2008, 16:33:40
Taş koyardı ağzına

 

Bir gün

Resûlullah Efendimiz “aleyhisselâm” ile 

hazret-i Ebû Bekir “radıyallahü anh”

 

birlikte iken,

yanlarına biri gelir.

 

Ama hayâsızın tekidir.

 

Resûlullaha “aleyhisselâm” hakaret eder.

Peygamberimiz sabrederler.

 

Hazret-i Ebû Bekir de

“radıyallahü anh”

 

önce sabreder,

Ama sonra kızar birden,

 

Ve cevap verir adama:

- Ey hayâsız! Utanmıyor musun? Allahın

Resûlü'ne hakâret ediyorsun!

 

İşte o zaman

Resûlullah Efendimiz

“aleyhisselâm”

 

oradan ayrılırlar.

 

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddîk

“radıyallahü anh

çok üzülür.

 

ve koşar

Resûlullahın yanına

“aleyhisselâm”

 

Ve edeble sorar:

- Niçin ayrıldınız yâ Resûlallah?

 

Buyururlar ki:

- Ey kardeşim! O bize hakâret ederken, melekler

bizimleydi. Ve ona, “Sen öylesin!” derlerdi.

Ama sen sinirlenip cevap verince,

melekler gitti, şeytan

geldi yerine.

 

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık

“radıyallahü anh”

çok üzülür.

 

O günden sonra,

taş koyardı

ağzına

 

niye?

Lüzumsuz

konuşmasın

diye


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 29.Ağustos 2008, 15:59:35
Sen Allahtan korkmaz mısın?
 
Bir gece,
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh”,
şehirde dolaşırken, bir evden,
bâzı sesler işitip
şüphelendi.
 
Evin damına çıkıp, içeri girdi.
 
Bir de ne görsün.
Bir adamla, bir kadın, oturmuş,
içki içiyorlar
 
Hiddetle bağırdı adama:
- Sen Allahtan korkmaz mısın ki, içki
içip, günâha giriyorsun?
 
Adam, başını kaldırıp, baktı Halîfe’ye:
- Beni dinler misin biraz!
 
- Peki dinliyorum, söyle!
 
- Ben, bir günah işlediysem, sen,
üç günah işledin.
 
- Söyle bakalım, neymiş o
işlediğim üç günah?
 
- Birincisi, Hak teâlâ Kur'ân-ı kerim’de;
"Evlere kapılarından giriniz!"
buyuruyor. Sen damdan girdin.
 
İkincisi, Hak teâlâ;
"Başkalarının evine, izin alarak ve
selâm vererek giriniz!"
 buyuruyor. Sen, izinsiz ve
selâmsız girdin.
 
Üçüncüsü de, Allahü teâlâ;
"Kimsenin gizli kusûrunu araştırmayın!"
buyuruyor. Sen araştırdın.
 
Hazret-i Ömer “radıyallahü anh”
hak verdi adama.
 
- Doğru söylüyorsun kardeşim,
buyurdu.
 
ve
adamdan özür dileyip,
ağlayarak evine döndü.
 
Ve bunun keffâreti olarak,
bir köle âzâd etti
o gün.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Salı, 02.Eylül 2008, 15:01:59
Rüzgâra emret de…

 

Azrâil aleyhisselâm,

Süleymân Peygamber’e zaman zaman,

ederlerdi sohbet.

 

Bir gün yine geldiğinde, bir kimse vardı

Peygamberin yanında.

 

Ona öyle “dikkatle” baktı.

bakışı adamın kalbini yaktı

 

Melek gidince sordu “Süleymân Nebî”ye:

- Kim bu adam diye?

 

- Azrail aleyhisselam.

 

Adam daha çok korkmuştu

 Yalvardı “Süleymân Nebî”ye:

- Ne olur, rüzgâra emret de,

beni götürsün çok uzak bir yere

 

- Neden?

 

- Çok sert baktı bana.

Bir şey diyemedim ona.

 

Süleymân Peygamber;

- Peki olur!

buyurdu.

 

Ve emretti rüzgara:

- Bu kimseyi götür Hindistan’a!

 

Rüzgâr;

- Baş üstüne ya Nebiyyallah!

dedi.

 

Ve adamı alıp, bir anda Hindistan’a iletti .

Birkaç gün sonra, Azrâil aleyhisselâm yine geldi.

 

Sohbet ettiler.

 

Süleymân Peygamber sordu:

- Geçen gelişinde yanımda biri vardı ya,

o senden çok korkmuş.

 

- Neden?

 

- Yüzüne sert bakmışsın da...

Melek arzetti:

- Onun rûhunu Hindistan’da almak için emrolunmuştum.

Ama burada görünce şaşırdım. Şaşkınlıktan öyle baktım

 

- Sonra?

 

- Emir üzere Hindistan’a vardım.

Onu orada görüp rûhunu aldım.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 03.Eylül 2008, 10:40:50
Sen niçin oynamıyorsun?

 

Zaman-ı saadette

On yaşındaki Abdullah, babası

bir harpte şehit olunca,

yetim kalmıştı

 

Bunun için kederli ve mahzundu.

Gülmüyor, oynamıyor, ancak oynayan

çocuklara uzaktan bakıp,

İçli içli ağlıyordu.

 

Bir gün, yine oynayan çocukları

Gözü yaşlı olarak seyrediyordu ki,

Peygamber Efendimiz “aleyhisselam”,

usulca yanına yaklaşıp,

şefkatle sordu:

 

- Evlâdım, sen niçin oynamıyorsun?

 

Yavrucağın başı yerdeydi:

- Benim babam yok ki, oynayamam.

 

- Kardeşlerin var mı peki?

- Kardeşlerim de yok.

 

Başını okşayıp, sordu tekrar:

- Sen, Hasan ve Hüseyini tanıyor musun?

 

- Evet, tanıyorum.

 

- Pekii, onlara kardeş olmak ister misin?

 

Çocuk, başını kaldırdığında,

Peygamber Efendimizi gördü

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Ve sevinçle cevapladı:

- İsterim yâ Resûlallah.

 

- Peygamberin torunu olmayı da

ister misin?

 

- Hem de çok isterim.

 

- Öyleyse sen benim torunumsun Abdullah.

Haydi tut elimden, bize gidelim.

 

Birlikte eve geldiler.

 

Abdullah çok mutluydu artık.

Yetimliğini unutmuştu.

 

Hâne-i saadette yemeğini yedi ve

 Güzel bir elbise giyip

koşarak geldi oyun

yerine.

 

Ancak şimdi çok

sevinçliydi.

 

Yerinde duramıyor;

Ben, Peygamberimizin torunuyum!

deyip, neş'eyle hopluyordu.

 

Öbürleri, ona gıbta ile bakıp;

- Aaah! Keşke biz de yetim olsaydık da,

senin kavuştuğun şerefe biz

de kavuşsaydık

diyorlardı.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 04.Eylül 2008, 08:37:42
Komşu hakkı

 

İmâm-ı âzam hazretlerinin

“rahmetullahi aleyh”

 

komşusu bir genç vardı.

İçkici ve ayyaş.

 

Her gece, meyhâneye gider, çıkınca devrile devrile

evine dönerken nâralar atardı etrafa.

 

Eve gelince de sabaha kadar saz çalar,

türküler söylerdi avaz avaz.

 

Komşuları çok rahatsızdı bu hâlinden.

 

Tabii İmâm-ı âzam

hazretleri de

 

Bir gün, yine meyhâneden çıkmış, bağıra çağıra

evine geliyordu ki, bekçiler yakalayıp

hapse attılar bu genci.

 

İmâm-ı âzam hazretleri,

o akşam, gencin mûtad sesini

duymayınca, merak etti.

 

Ve sorup, öğrendi hadiseyi.

Çok üzülüp, vâliye gitti hemen.

 

Vâli, kapıda karşıladı

İmâm-ı âzam hazretlerini

“rahmetullahi aleyh”

 

- Buyurun efendim, bir emriniz mi vardı?

 

- Dün gece, bir genç hapsedilmiş. O benim komşumdur.

Hapisten çıkarmanızı ricâ edecektim.

 

Emretti vali.

Ânında çıkardılar genci hapisten.

 

İmâm hazretleri

gencin koluna girip, ayrıldı oradan.

 

Yolda, gençten özür dileyip;

- Komşu, kusûra bakma. Hâlinize

geç vâkıf olduk,

buyurdu.

 

ve

bir kese para koydu

cebine

 

Genç ne diyeceğini bilemedi.

O gün, tövbe etti.

 

Ve bir daha içki koymadı

ağzına.

 

Üstelik,

Talebesi olmakla

şereflendi


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cumartesi, 06.Eylül 2008, 09:20:40
Görülmemiş cömertlik

 

 

Bir gün, Medîne'ye,

bir gayr-i müslim kişi

gelmişti.

 

Lâkin çok fakirdi.

 

Resûlullah Efendimizle

“sallallahü aleyhi ve sellem”

görüşüp;

 

- Bana, bir miktar dünyâlık verir misin,

dedi.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

Ona, vâdiyi göstererek;

 

- Bak, şu vâdide yayılmış sürüyü

görüyor musun?

diye sordular.

 

Adamcağız baktığında,

bir koyun sürüsü gördü ki,

iki dağ arasını doldurmuştu.

 

- Evet, görüyorum,

dedi.

 

Buyurdular ki:

- O sürü senin olsun. Al götür

kabîlene.

 

Adam, şaşırdı.

- Şaka yapıyorsunuz, değil mi?

 

- Hayır şaka değil. O sürüyü sana

verdim, al götür!

 

Bu ihsan karşısında çok

duygulandı ve

 

Kelime-i Şehâdeti

söyleyip, îmanla

şereflendi.

 

Sürüyü alıp döndü kabîlesine.

Ve yüksekçe bir yere çıkıp seslendi:

- Eeey insanlaar!

 

Kabîle halkı toplanıp sordular:

- Hayırdır, ne diyeceksin?

 

- Gidiniz, o ihsan sahibine siz de îman

ediniz. Ben hayatımda Onun gibi

bir cömert görmedim.

dedi.

 

Kabîle halkı Medîne'ye aktı

 

ve

topluca müslüman

oldular.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Pazartesi, 08.Eylül 2008, 08:25:50
Tek başına çarpışıyordu

 

Sevgili Peygamberimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

düşmana karşı çok

cesaretliydi.

 

Hazret-i Alî “radıyalahü anh”

anlatıyor:

 

Bedir Harbi’nde,

 üçyüzsekiz kişiydik.

 

İçimizde en cesurumuz,

Resûlullah Efendimiz’di. 

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Zira müşriklere en yakın O dururdu.

Biz sıkıştığımızda, Ona

sığınırdık.

 

Uhud Harbi’nde de

öyle olmuştu

 

Bir aralık ortalık karıştı.

Mücahidler, iki ateş arasında kalıp,

şaşkınlıktan dağıldılar.

 

Ben de düşman askerinin arasında kaldım.

Etrafımda tek müslüman yoktu.

 

Bir yandan çarpışırken, bir yandan da

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü alayhi ve sellem”

merak ediyordum.

 

Gerilerde olamazdı.

Çünkü O, düşman karşısında

bir adım bile gerilemezdi.

 

Kendi kendime;

“Herhalde bizim günahımızdan dolayı,

Rabbimiz, Onu semâya kaldırdı”

diye düşündüm.

 

“Öyleyse bir an evvel şehit olup,

Ona kavuşmalıyım”

dedim.

 

Kılıcımın kınını kırıp, daldım düşman içine.

Düşmanı kıra kıra ilerlerken, bir ara

Resûlullahı “aleyhisselam”

farkettim”

 

Benden daha ilerde,

düşmanla çarpışıyordu.

 

Hem de tek başına

 

Derhal koşup yetiştim ve

siper oldum kendisine.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Salı, 09.Eylül 2008, 10:18:48
Anneni ziyaret et!

 

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri,

“rahmetullahi aleyh”

 

Hacca gitti bir sene.

Vazîfesi bitince, gâibten bir ses duydu;

 

- Ey Bâyezid, anneni ziyaret et!

diyordu.

 

Bu “îkaz-ı ilâhî”yi alır almaz, annesinin

bulunduğu şehire doğru yola çıktı.

 

Seher vakti vardı o şehre.

 

Annesinin evi önüne geldiğinde,

kadıncağız, seccadesinde;

 

- Yâ Rabbî! Garip oğlumu murâdına kavuştur!

diye, dua ediyordu.

 

İşte tam bu sırada çalındı kapısı.

Yaşlı kadın seslendi içerden:

- Kim o?

 

Dışardan cevap geldi:

- Garip oğlun geldi anneciğim!

 

Sevinçle açtı kapıyı.

 

Ana oğul kucaklaştılar.

Sevinçten bir müddet ağlaştılar.

 

Nurlu kadın, hasretle baktı oğluna ve;

- Özlemiştim oğlum, beni sevindirdin.

Allah da seni sevindirsin ve,

ne murâdın varsa versin!

dedi.

 

Bâyezid Bistâmî hazretleri

“rahmetullahi aleyh”

tasavvufta yükselmişse de, daha yüksek

derecelere bir türlü çıkamıyordu.

 

Sonradan öğrendi niçin

yükselemediğini.

 

Meğer

Anne duâsı lazımmış

bunun için.

 

Annesinin duâsını alır almaz

kavuştu özlediği makamlara.

 

Nitekim kendisi;

 

- Bu yolda ne kazandımsa,

“annemin duâsıyla kazandım”

buyurumuştur.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 10.Eylül 2008, 08:39:45
Ben seni tanımıyorum!

 

Vaktiyle bir şehirde

sâlih bir müslüman

yaşardı.

 

Vakitlerinin çoğunu

İbâdet ve tâatle geçirirdi.

 

Ama

Resûlullaha salevât okumayı

İhmal ederdi.

 

Bu kişi, bir gece

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü aleyhi ve sellem”

gördü rüyâda.

 

Ama 

Efendimiz “aleyhisselam”

mübarek başlarını çevirdiler

ondan.

 

Adam ağlamaya başladı.

 

Gözyaşları içinde;

- Yâ Resûlallah! Niçin yüzüme bakmıyorsunuz?

diye sordu.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

- Ben seni tanımıyorum!

buyurdular.

 

Adamcağız bu cevapla kahroldu

ve başladı dil dökmeye:

 

- Yâ Resûlallah! Ben senin ümmetinden bir müslümanım,

beni nasıl tanımazsınız? Halbuki siz, ümmetinizi,

babanın, oğlunu tanımasından

daha fazla tanırsınız.

 

Efendimiz “aleyhisselam”;

- Evet öyledir. Ama sen, bana hiç salevât

göndermiyorsun. Ben ümmetimi,

“Bana okudukları salevât”

miktarınca tanırım,

buyurdu.

 

Anlamıştı hatâsını.

 

O günden sonra

her gün belli miktar

Salevât-ı şerife okumayı

âdet edinmişti.

 

Birkaç gün sonra, bir gece rüyâda

Resûlullahı “aleyhisselam”

gördü yine.

 

Bu defa

Peygamber Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

ona sevgiyle baktılar.

 

ve;

- Seni şimdi tanıdım!

buyurdular.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 11.Eylül 2008, 12:07:26
Yediğinden bana da ver!

 

Peygamber Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Bir gün Eshâbiyle bir bahçede oturmuş

 yemek yiyorlardı ki, o ara bir

cariye geçti oradan.

 

(Savaşta esir alınan kadın kölelere

Cariye denirdi.)

 

Bu kadın,

Peygamber Efendimizin

“sallallahü aleyhi ve sellem”

önüne geldi.

 

Ve edebsizlik ederek;

- O yediğinden bana da ver!

deyiverdi.

 

Resûlullah Efendimiz

“sallalahü aleyhi ve sellem”

 

önündeki yemekten bir lokma alıp,

uzattılar o kadına.

 

Lâkin o, daha da ileri giderek;

- Onu istemiyorum!

dedi.

 

- Ya ne istiyorsun?

- Ağzında çiğnediğin lokmadan.

 

Verdiler istediğini.

 

Kadın,

Peygamber Efendimizin

“sallalahü aleyhi ve sellem”

 

elinden o lokmayı alıp yediği anda

hâlinde bir değişiklik oldu.

 

O edebsiz hâli gidip,

mahcûbiyet kapladı yüzünü

 

Yaptığına pişman oldu.

Utandı, sıkıldı, terledi.

 

Ve önüne bakarak, süratle

uzaklaştı oradan.

 

O günden sonra

Edeb ve Hayâ timsali

bir hanım oldu.

 

Öyle ki

Edeb ve terbiyesiyle,

parmakla gösteriliyordu o

havalide.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cumartesi, 13.Eylül 2008, 09:19:39
Gerçekten Peygambersen…

 

Kureyş müşrikleri,

Peygamber Efendimizin

“sallallahü aleyhi ve sellem”

huzuruna geldiler bir

gece.

 

Aralarında

Ebû Cehil kâfiri de vardı.

 

- Yâ Muhammed! Gerçek Peygambersen,

şu gökteki “Ay”ı ikiye ayırıver.

dediler

 

Ayın ondördüydü ve

Ay, “tepsi” gibi yuvarlaktı.

 

Efendimiz “aleyhisselam”;

- Bunu yaparsam îman eder misiniz?

diye sordu.

 

Hepsi bir ağızdan;

- Evet, tabii, iman ederiz,

dediler.

 

Bunun üzerine,

mübârek parmağını kaldırıp,

“Ay”a işâret etti.

 

Ay ikiye ayrıldı.

Bir parçası doğuya, öbür parçası

batıya gitti.

 

Bir müddet öyle durup, sonra birleştiler.

Bunu, gözleriyle gördü müşrikler.

 

Efendimiz “aleyhisselam”

O müşriklerin isimlerini tek tek sayıp;

 

- Şâhit ol ey filân! Şâhit ol ey filân!

diye seslendiler.

 

Müşrikler şaşkındı.

 

Dışardan Mekke’ye gelenlere sordular.

Dışarı adamlar gönderip,

sordurdular.

 

Herkes görmüştü bu

büyük mûcizeyi

 

Peki inandılar mı?

Hayır!

 

Eh, büyüklerimiz;

“Îman etmek, nasîb işidir”

buyuruyor ya.

 

İşte misali.

 


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Pazartesi, 15.Eylül 2008, 11:28:48
Hazret-i Âişe ağlıyor

 

Bir gece,

Resûlullah Efendimiz

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

mübarek başını,

Hazret-i Âişe'nin “radıyallahü anha”

kucağına koyup, “Yıldızları”

seyre koyuldu

 

Hazret-i Âişe ise

“Dolunayı”

seyrediyordu

 

Fakat

Resûlullah Efendimizin

“nur cemali”

 

“Dolunay”dan

daha parlak ve nurlu göründü

Hazret-i Âişe’ye.

 

Duygulanıp ağladı.

Ve iki damla gözyaşı,

Efendimizin nur yüzüne

damladı.

 

Efendimiz "aleyhisselam" sordular:

- Niçin ağlıyorsun yâ Âişe?

 

- Senin cemalini, dolunay'dan daha parlak

gördüm de onun için.

 

- Şaştın mı buna?

- Evet, şaştım yâ Resûlallah.

 

Hiç şaşma yâ Âişe.

Çünkü “Ay” ve “Güneş”in nûrunu da

benim nûrumdan yarattı

Hak teâlâ.

 

- Siz neye bakıyordunuz yâ Resûlallah?

 

- Yıldızlara bakıyordum. Eshâbımdan biri var ki,

onun ibâdetleri “Yıldızlar” adedince

gök yüzüne yükseliyor. Bunu

düşünüyordum.

 

Hazret-i Âişe;

“Bu kişi, babam olabilir”

 diye geçirdi içinden.

 

Ve sordu:

- O kimdir yâ Resûlallah?

 

Buyurdular ki:

- Ömerdir. Ama onun  sevapları,

babanın sevapları yanında

“denizde damla”

bile değildir.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Perşembe, 18.Eylül 2008, 08:43:15
Hakkımı alın ondan!

 

Bir gün,

Mekke’ye bir yabancı gelip Ebû Cehil’e

bir deve satmıştı.

 

Ancak parasın alamıyordu.

 

Kâbe yanına gidip, yalvardı müşriklere.

Alaya aldılar adamcağızı.

 

Efendimizin "aleyhisselam" evini gösterip;

- Bak, şu evi görüyor musun. İşte o eve git.

O halleder senin işini.

dediler.

 

Gitti garip, açtı derdini

Peygamber Efendimize

 

Resulullah Efendimiz,

“sallallahü aleyhi ve sellem”

- Peki, bekle geliyorum.

buyurdu.

 

Birlikte Ebu Cehl’in evine gidip

çaldılar kapıyı.

 

Ebû Cehil, karşısında

Resûlullah Efendimizi

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

görünce titremeye başladı.

 

- Buyur yâ Muhammed. Bir emrin mi vardı?

- Evet. Ver şu garibin hakkını!

 

- De..derhal. Hemen getiriyorum!

dedi.

 

Ve koşup getirdi parayı.

 

Dönüp giderken, adam teşekkür etti

Resulullah Efendimize

“sallallahü aleyhi ve sellem”

 

Sonra gidip, müşriklere de

teşekkür etti.

 

Ancak inanamadılar:

- Ne? Yoksa aldın mı paranı?

 

- Evet. Hem de hiç zahmetsiz aldım.

 

Bir müddet sonra

Ebû Cehil kâfiri

geldi oraya.

 

Merakla ona döndüler:

- Yâ Ebâ Cehil! Gerçekten parayı

verdin mi adama?

 

- Mecbur kaldım arkadaşlar. Yanında

“korkunç bir canavar vardı”

Vermeseydim parçalayacaktı

beni.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 19.Eylül 2008, 15:43:23
Niçin ayaktasın?

 

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri

“kuddise sirruh”

 

Evliyânın büyüklerindendir.

 

Karlı ve dondurucu bir kış gecesiydi ki,

hasta annesi, seslendi yatağından:

 

- Bâyezid, oğlum!

- Buyur anneciğim!

 

- Biraz su verir misin bana!

- Peki anne, derhal!

 

Ve koştu testiye. Ama testi boştu.

 

Kar, soğuk demeyip, koştu Çeşmeye

Suyu doldurup gelinceye kadar

annesi uyumuştu.

 

Uyandırmaya kıyamadı.

Bekledi başucunda.

 

Ama nasıl?

Elinde buzla kaplı testi

 

ve

Ayakta olarak

 

Nice zaman sonra uyandı annesi.

Onu o hâliyle görüp sordu:

 

- Oğlum niçin ayaktasın?

- Sana su vermek için anneciğim.

 

- İyi de, oturup beklesene yavrum.

- Suyu, geciktirmeden hemen vereyim

diye ayaktayım anneciğim.

 

Soğuğun şiddetinden

parmakları testiye

yapışmıştı.

 

Kadıncağız çok duygulandı.

Oğluna sevgiyle baktı, baktı ve;

 

- Yâ Rabbî, ben oğlumdan râzıyım.

Sen de râzı ol!

diye dua etti.

 

Bâyezid,

işte bu anne duâsı ile

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri

“rahmetullahi aleyh”.

oldu.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Çarşamba, 24.Eylül 2008, 15:46:19
Sevinçli bekleyiş

Rebî-ül evvel’in
onikinci Pazartesi gecesi, yer yüzü ve
yedi kat gökler, büyük sevinç içinde
 
Peygamber Efendimizin
“sallallahü aleyhi ve sellem”
teşrifini bekliyordu.
 
Sabaha karşı
beklenen “Nur” doğdu”.
 
Hazret-i Âmine
“radıyallahü anha”
anlatıyor:
 
- O Server’e “sallallahü aleyhi ve sellem”
hamile olduğum günlerde hiç acı
ve elem görmedim.
 
Altı aydan sonra bir ses işittim:
- Ey Âmine! Kime hamile olduğunu
biliyor musun?
diyordu.
 
- Bilmiyorum.
dedim.
 
- Peygamberlerin sonuncusuna hamilesin.
O doğunca, ismini Muhammed koy!
dedi.
 
Çok susamıştım.
Bir kâse “Şerbet” verdiler.
İçtim. Bal’dan tatlı ve serin idi.
 
Pek çok hanım bana hizmet ediyor,
ama onları tanımıyordum.
 
Biri tanıttı kendisini:
- Ben, Firavun’un hanımı Âsiye’yim.
 
Sonra diğeri tanıttı:
- Ben, Meryem binti İmrân’ım.
Bunlar da Cennet hûrileri.
 
Korkudan terlemiştim. Terimden,
nefis misk kokusu
yayılıyordu.
 
O Server “sallallahü aleyhi ve sellem”
doğar doğmaz, mübarek başını
secdeye koyup, şehâdet
parmağını kaldırdı.
 
Bir ses işittim:
- Onu, mağripten meşrika kadar her yerde
gezdirin. Tâ ki, cümle âlem, Onu,
 ismiyle ve cismiyle
tanısınlar!
diyordu


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 26.Eylül 2008, 14:08:03
Başka gömleği yok ki...
 
Ömer bin Abdülaziz hazretleri,
“rahmetullahi aleyh”
öyle âdil idi ki,
 
İkinci Ömer
diye meşhur olmuştu.
 
Onu çekemiyenler, hizmetçisini
kandırarak, Onu zehirlettiler.
 
Zehirin tesiriyle yatağa düştü.
 
Artık son günlerini yaşıyordu ki,
kayınbiraderi geldi
ziyaretine.
 
Halîfenin gömleğini kirlenmiş
görüp, kızkardeşine çıkıştı:
 
- Halîfenin gömleğini görmüyor musun
hemşire?
 
- Ne var gömleğinde abi?
 
- Kirlenmiş, hemen yıka onu.
 
- Peki âbi, yıkıyayım.
 
Ertesi gün geldiğinde, gömleğin yıkanmamış
olduğunu görünce üzülüp sitem etti:
 
- Dediğimi yapmamışsın hemşire.
 
- Evet âbi, yıkayamadım.
 
- Neden?
 
- Başka gömleği yok ki, onu giydireyim de
üstündekini yıkayayım.
 
Kayınbiraderinin getirdiği gömleği giydirip,
Halifenin gömleğini yıkadılar.
 
Evet, koca Halîfe’nin, ikinci
bir gömleği yoktu
 
Halbuki,
teb'asının tamamı zengin
olup, zekât verecek fakir
bulamıyorlardı.


Konu Başlığı: Ynt: HER GÜN YENİ BİR HADİS
Gönderen: FATİH_in_İST. üzerinde Cuma, 17.Ekim 2008, 13:09:44
Hamurlar Altın oldu
 
Evliyânın büyüklerinden
Ahmet es-Sekkaf hazretlerinin
“rahmetullahi aleyh”
 
hanımı, bir gün hamur yoğuruyordu ki,
şeytan vesvese verdi kendisine.
 
İşi yarım bırakıp, koştu beyinin yanına.
 
Efendi!
 
Buyur hanım.
 
Biliyorsun gelenimiz gidenimiz çok. Hattâ
beylerin, paşaların hanımları bile
geliyor bâzan.
 
Evet, doğru.
 
İyi ama onları hep şu eski elbise ile karşılıyorum.
İkinci bir elbisem yoktur.
 
Evet.
 
Hani diyorum ki, bir tane daha diktirsek.
Arada onu da giyerim ha, ne dersin?
 
Mübarek zat, sevgiyle baktı ona:
 Hanım sen hamur yoğurmuyor muydun?
 
Evet ama cevap vermedin.
 
Sen git bak bakalım, hamur ne vaziyette?
Bunu sonra konuşuruz.
 
Hanım,
 Pekâlâ, deyip mutfağa döndü.
Ancak şaşırıp kaldı birden.
 
Zira hamur teknesi
“Çil çil altınlarla”
doluydu.
 
Kadıncağız bunu görüp anladı hatâsını.
Ağlayarak geri geldi.
 
A efendi, tövbe ettim. Ne olur affet.
Bir daha senden dünyâlık bir şey
istemeyeceğim
dedi.
 
Geri döndüğünde,
tekne yine “Hamur”la doluydu.