|
Konu Başlığı: AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM Gönderen: rabia üzerinde Salı, 13.Mayıs 2008, 23:58:22 Anneler gününde kendim için, evet, sadece kendim için bir şey yapmak istedim. İtiraz eden de olmayınca, sorun yoktu, yapabilirdim.
Çocukluğumdan beri adını duyup çokça merak ettiğim Ayazma'ya gidecektim, çünkü artık oraya kadar giden bir araba yolu vardı. Eskiden bu isteğim hep "sen oraya çıkamazsın" denerek reddediliyordu. Köyün kahvesinde verdiğimiz ilk molada oraya ulaşmamızda bir sorun çıkmayacağını öğrenmemiz de içimize su serpti. "Eee, hangi yolu takip edeceğiz, nereden sapacağız" sorumuz ise öyle kolay yanıt bulacak bir soru değildi köy yerinde. Çünkü işaret alınabilecek adres belirleyiciler yoktu oralarda. Horeften'e kadar sorun yoktu, oradaki sapakta ise tabii ki sorun vardı, sonrası bizim için hep sorundu. Ahmet Ziya abi yanımıza bir bilen ekleyecek oldu, arabamızda bu bilene yer olmayınca bundan da mahrum kaldık. O sırada sapağa kadar yolu bilen amcamın küçük torunu bize eşlik etti, arabaya onu sığdırabildik yani. Ama çocuk da gerçekten sadece sapağa kadar yolu biliyordu. Neye güvendik de bu şekilde yola çıktık biliyor musunuz peki? Ayazma, bu köyeadını veren, bizden öncekilerin bulup bellediği "KUTSAL SU" için yola bir tabela konmuştur diye düşünmüştük... Heyhat... Neyse, yolun genişleyen bir yerinde iki kafadar, ıslak havaya rağmen mangal yakmak için oradalar, "oh be" deyip rahatlıyoruz, "onlar mutlaka suyun yerini bize gösterirler..." "Biz şu acısuyu arıyoruz" dedi onlara eşim, uyanmadılar, ne de olsa, konuşmada özel isim, cins isim ayırd edilemiyor ya..."Ohoo, aşağıda kaldı Acısu, geçip geldiniz" dedi biri. "Yok, biz köy olan Acısu'yu değil, buralardaki o suyu arıyoruz" dedi eşim tekrar, ben daha fazla dayanamadım, "yaa biz Ayazma'yı arıyoruz" dedim. Diğer arkadaş söz aldı, "Hep buralar Ayazma işte" dedi ve de eliyle çevreyi işaret etti.Kendimizi bir an komedi bir filmin setindeymişiz gibi hissettim, ardından gelecek trajediyi ise hiç kestirememişim, hem de trajedinin baş kahramanı olacağımı asla düşünememişim... Aradığımız suyu sonunda anlatabildik, anlatamasaydık daha hayırlı olacağını düşünemezdik o anda, sadece anlatabilmenin rahatlığıydı yaşadığımız... Koryanalıydılar ama suyun yerini kesin olarak bilmiyorlardı; su oralarda bir yerlerdeydi. Bunu anlatırlarken, yolun alt tarafını, dere yatağına doğru olan kısmını işaret ediyorlardı. İşaret edilen tarafa baktığımızda ise, bir koca uçurum görüyorduk... "Oraya inilir mi yaa" şaşkınlığımıza genç olanı, "inilmez mi, ormanın işi temizdir, diken miken yoktur, rahatça inilir" demez mi... Ve biz çocukları yukarda bırakarak, benim tabirimle, "deli karıyla deli kocası" işaret edilen uçurumu, kaya, sendeleye, ısırganlara ısırıla, köklere asıla, çamura saplana iniyoruz. "Bu inişin çıkışı" ise "su orda ya, oraya ulaştığımızda, mutlaka bir patikası vardır" diye düşündüğümüzden, tarafımızdan sorun edilmiyor pek. Yine Heyhaaatttt! Suyu aramak için dere boyunca yaptığımız tüm arayışlar hüsranla sonuçlanıyor... Suyu bulamıyoruz... Eşimin elindeki su bidonunu da yamacın bir yerinde terk ederek, hayatımda yaptığım en büyük hata, en zorlu tırmanışla, tam üç kere, "Burası Ayazma, burdan çıkış yok" kaygısıyla, pilimin bitme noktasında son bir gayretle yola ulaşarak tırmanışımız zaferle sonuçlanıyor. Bu tırmanıştaki güçlükleri tam anlamıyla anlatmaya kalksam sayfalarca yazmam gerekir, o kadar yani... Yoldakiler: Bizim piknikçiler, ateşi yakmış, etlerini pişirmiş, yemiş, muhabbete durmuşlar. Çocuklar, arabanın anahtarı da bizimle aşağı indiğinden soğuktan donmak üzere... Piknikçilerin ikram ettikleri çerezi çitleyerek ve de meraktan ölerek beklemedeler... (Et de ikram etmişler ama çocuklar istememişler..) Yola ulaştığımızda, belden aşağımız çamur içinde, maymun gibi dört elle tırmandığımız için kollarımız ve bacaklarımız kıpırdanacak halden çok uzak... Isırgan zonklamaları ve sıyrıklar da cabası... Doğruca yol göstericilerin yanına gidiyorum ve genç olanına: "Sakın kimseye yol gösterme bir daha" diyorum. "Oraya inilmez, oradan çıkılmaz, hem orada su sadece derede var"... Korkunç yorgun, acıkmış, susamış, çamura belenmiş olarak sonuçlanıyor kendim için yaptığım gezi... Köye inince, suyun oralarda ama yolun alt tarafında değil üst tarafında olduğunu, üstelik yola da çok yakın olduğunu öğrenip, hüzünleniyorum... Ama olsun, bu benim için unutulmaz bir anneler günü armağanı oluyor kendime ettiğim... Sadece sonuca ulaşmamış... En kısa zamanda yeniden oraya gideceğim, kimseye yolu sormayacağım, Ayazma kurumadan tadına bakacağım... Bu gezimi de, sizlere anlatacağım... Amaaa, Muhtar Beyden de yola, suyu işaret eden bir tabela koymasını acilen rica edeceğim! Konu Başlığı: Ynt: AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM Gönderen: rabia üzerinde Pazar, 01.Haziran 2008, 21:28:19 En nihayet....
Havalar güzelleşti ve bir fırsat daha yaratıldı ve Ayazma'ya ulaşıldı, şükürler olsun... Hem de ne kadar kolayca! Yaşadığımız o riskli deneyimin ardından, bu pek bir rahat oldu... Keşke o insanlara yol sormasaymışız derdirtti yani... Tabela falan yoktu gene, akrabalardan birini aldık yanımıza! Oraya ulaşınca, gerek de yokmuş diye düşünmedik değil... Elimizle koymuş gibi bulurmuşuz yani. Gelelim suyla ilgili düşüncemize: Araklı'daki sudan keskin ama içimi onun kadar hoş değil. Çünkü demir kokusu aşırı... Orada fark edemediğimiz renk değişikliği eve gelince iyice ortaya çıktı. Suyla ilgili bir analizin yapıldığını söylüyor herkes ama sanırım gören yok bu raporu. Ya da böyle bir araştırmadan haberi olanlar veya suyun şifa olduğu rahatsızlıklarla ilgili bilgisi olanlar varsa, buraya yazabilirler... Ne güzel olur o zaman, paylaşır, yararlanırız öyle değil mi? Konu Başlığı: Ynt: AYAZMA'da ANNELER GÜNÜM Gönderen: rabia üzerinde Çarşamba, 04.Haziran 2008, 11:45:33 Ayazma'yla ilgili yine kendim yazıyorum: Çünkü bir hayli ilginç geldi bana.
Şişeleri doldurduğumuzda, su son derece berraktı, içiminde ağır basan bir metal kokusu ve tadı vardı o başka! Eve geldiğimizde su durdukça sarıya, sarıdan turuncuya dönüştü. Derken bulunduğu portakal içeceği şişesindeki portakal suyuna dönüştü. Adeta su giderek paslandı, derken final: Suyun dibinde paslı bir çökelti ve su yine berraklaştı. İçimi de daha rahatladı. Demem o ki, bu su, iyi bir araştırmayı hak ediyor bence! Sahi, bu konuda ilgisi, bilgisi olan kimse yok muuuuuuu? |