Akçaabat-Acısu Köyü Forumu

KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-EĞİTİM vb... => Dil ve Edebiyat => Konuyu başlatan: rabia üzerinde Cumartesi, 03.Mayıs 2008, 18:08:11



Konu Başlığı: 13 Numaralı Peron
Gönderen: rabia üzerinde Cumartesi, 03.Mayıs 2008, 18:08:11
Bir şarkısı vardır Ferdi Tayfur'un, "Ben usanmam, ben bıkmaaammm"diye sözleri vardı. Kitabımı seçtim, yeni konuyu tıkladım, açılırken ne hikmetse aklıma bu şarkı geliverdi. Tabii ki nedensiz değil, bu sayfaya benden başka ne yazan, ne cevap veren var ya, ondan işte. Ama ilgilenenlerin varlığı rakamsal olarak veriliyor Allahtan... Belki de, bıkmayışımın nedeni o rakamlar... Ben rakamlarla hiç aram olmadığını düşünürdüm. Neyse, "rakamlarla aramı düzelttiniz dostlar" diyesim geliyor... Tamam, bu kadar giriş yeter, geçiyorum asıl konuya.

Ayşe Önal az çok tanınır da Şafak Pavey'i, ki hala neden bu soyadını kullanır anlamış değilim, tanıyan kaç kişi vardır, ya da var mıdır bilemem. Ama bu tanıtacağım kitabın kahramanları Şafak ve annesi. Yazarları da...

Şafak, Zürih'te yüksek öğrenim görürken yaşadığı korkunç tren kazası sonrası bir kolunu ve bir bacağını kaybeder. İşte bu kitap, bu kaza öncesi ve sonrası anne-kızın mektuplarını ve yaşadıkları bu korkunç travmayı içeriyor.

Gencecik bir insanın, daha yaşama başlamadan tek kol ve tek bacakla kalmasının acısına, eşinin terk edişi de eklenir. Ve sonrasında verilen yaşam mücadelesi...

"Yaşamın zor kararlarla dolu olduğuğunu sık düşünmeye başladım. Karar vermek neden zordur?Seçeneklerden seçtiğimiz değil de diğeri daha iyi olacak kaygısı mıdır bizi ürküten? <Kaybetmekten korkmak mı?> Oysa, seçeneklerden diğeri iyi ise zaten onu seçmez miyiz? Ya da her kaybediş aslında bir parça kazanış mıdır, benim hikayemde olduğu gibi."

"Biliyorum, biz çok karşılaşacağız eksiksiz bedenli, eksik yürekli kimselerle. Biliyorum savunurken kendimizi onlara karşı, ülkemizden çaldığımız yüzlerce yürek kalkan olacak bize..."

"Hep soruyorsun bana, <insanlara acımadan bakmayı nasıl öğreteceğiz?>
İşimiz zor görünüyor. Cesurca cevaplıyorum seni:<Evet işimiz zor ama başaracağız kuşkusuz.( Aslında başarmaktan başka seçeneğimiz olmadığıdır doğrusu.)

"Hatırlıyor musun, <Güzellik yarışmasına katıl> demiştim de sana, <Bedenim hakkında sen nasıl karar verirsin, BEYNİMİN SUYU MU ÇIKTI da magazin kazançlara itiyorsun beni> demiştin.
Evet Şafak, haklıymışsın, beyninin suyu hiç çıkmamış ve hiç kuşkusuz ömür boyu çıkmayacak... "

"<Bileti alıp geleceğim> Koşuyorum. Mira kompartmanda. Bileti uzatıyorum. Çelik ve demirden oluşmuş bir dev gürültüsü... Hiç bitmeyecek sanıyorum, bir an boşluktayım, bir çığlık attığımı fark ediyorum; çok utanıyorum.
Çığlığımı yarım bırakıyorum. Bir daha asla çığlık atmayacağım. Bir kaza geçirdim, hissediyorum, panik olmuyorum. Sadece üstümden geçen o korkunç demir ve çelik gürültüsünün şaşkınlığı var. Trenin altını görünce korkuyorum.
Başımı kurtarmam gerektiğini düşünüyorum. Başımı perona doğru çekiyorum. Kolumu ve bacağımı da. ( Sonradan anlayacağım ki, sadece başımı çekebilmişim.) Trenin altından korkuyorum, insanların trenin altından korktuklarında kendilerini atabileceklari bir yer olmalı diye düşünüyorum.
Saat dokuz beş, Cenevre treni, Zürih garıyla birlikte beni de arkasında bırakıp gidiyor. Raylarda boylu boyunca yatıyorum. Üzerimde inanılmaz bir hafiflik var."


"Şafak sürekli morfinini azalttırıyor. Bağımlılık yapacağından korkuyor. Ona yalvarıyorum; "boş ver, morfin bağımlısı olsan ne olur. Acı çekme artık.
Kızıyor bana; "Artık bedenime daha çok özen göstermeliyim; ben senin gibi tastamam değilim" diyor. "Bedenimi hoyratça kullanmak hakkım elimden alındı" diyor.

"Şimdi hayat cevap veriyor dünyevi hırslarıma. <Ne pahasına olursa olsun, okulunu bitirmelisin> diyen bir anne sildi çocuğunun Zürih Üniversitesi kaydını kendi elleriyle. Üstelik, gayet gönüllü olarak. Hastaneler, özürlü bedenler, unutuşun kör noktasındaydı ömrümün."

"Şimdi fark etmekteydim ki, cesur olmak, hayatta sadece ölümden korkmamak değildir. Ve hatta, belki de o hiç cesaret değildir."

"Annem profesyonel bir yazar. Bense amatörüm. Belki de bu kaza olmasa, başka insanların okuyacağı yazılar yazmak zorunda kalmayacaktım. Günlüğümle başbaşa ( O da annem okumasın diye en umulmadık yere gizlenmiş olarak) yaşıyor olacaktım...