|
Konu Başlığı: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: rabia üzerinde Perşembe, 24.Nisan 2008, 01:07:06 "En az üç çocuk yapın" diye buyurdu ya başbakan, dedim ki, kendime, "galiba ben göremiyorum, Türkiye'de refah seviyesi yükselmiş, işsizlik diye bir sorun kalmamış, gayri safi milli hasıla da artmış"... "Hele hele gençler Ö.S.S. diye bir canavarla boğuşmuyorlar, çünkü canavar alt edilmiş, isteyen istediği, daha doğrusu yeteneğinin olduğu alanda eğitim alabiliyor..."
Bu altın tavsiye verildiğinde Ankara'daydım, dedim ki, "Ankara'da işler tıkırında herhal", çevreme biraz daha alıcı gözüyle bakmaya başladım. Onkoloji hastanesinin bahçesinde bir kadın, mendil satar gibi yapıp, resmen dileniyordu, ağlak bir sesle... Bir cümlede ne çok "Allah" diyordu, duymalıydı başbakan... "Yardım edenler için", Allah'tan neler neler diliyordu... Kendi içinse, "merhamet edenlerden" dileniyordu işte... Hemen hastane kapısında da bir adam vardı, o ağlamıyordu ama direkt olarak dileniyordu. Evde, daha farklı bir vicdan sızısıyla karşılarıyordum: "Biz Demet'ten geliyoruz, komşum kanser, bu da onun çocuğu, maddi imkansızlıklar içinde, tedavisi için yardım amacıyla bir kermes yaptık da, arta kalanları satmak amacıyla sizi rahatsız ediyoruz." Boynu bükük, üstü başı dökülen, hasta annesi için yardım toplayan bir çocuk ve komşu kadın... Diğer bir gün Yeni Mahalle'de, çarşıda işlerimiz var... Acıkıp, Dürümcü Babada dürüm yiyoruz, çok daha lüks ve nezih yerler var ama bütçeyi denk tutmalı... Dükkanın önünde, egzoz ve tozdan kirlenmiş bir masa ve bir-iki sandalye var, oraya ilişiyoruz... Az sonra pasaklı bir kadın, üstelik genç pasaklı bir kadın, bir elinde üç yaşlarında pasaklı, yarı çıplak, ama ayaklarında lastik çizmeli oğlu, diğer elinde bir yaş büyük ama oğlan kardeşinden farksız kızıyla vicdan sızısı oluyor bize... Dükkan sahibi uzaklaştırıyor onları bizden ve bir lavaşa bir şeyler dürüp veriyor kadının eline... Arka tarafa dolanıp, üçü verilen şeyi paylaşıyor ve ayaklarını sürüyerek uzaklaşıyorlar, artlarından "çocuklar analarının mesleğinin bu olduğunu zannediyor olmalılar... Bu ortamda nasıl sağlıklı yetişilir ki... " düşünceleri içinde bizi bırakıp başka bir kapıya doğru gözden kayboluyorlar. Bir diğer gün hem zile basılıyor, hem kapı adeta yumruklanıyor. Şaşkın şavalak açtığım kapıdan içeriye "Allah rızası için, yetimlerim var hanım abla..." kalabalığı dalıyor, elli altmış yaşlarında koca adamdan. Hafta sonu, çok sevdiğim Ankara Kalesine çıktık... Çıkmasak iyiymiş... Orada dilencinin enva-i çeşidiyle karşılaşıyorsunuz... Küçücük çocuklarımız geliyor mesela, size rehberlik yapmak istiyorlar... Kimisi direkt olarak para istiyor... Kimi de arabanızı kollayabileceğini söylüyor... İyi de, ben nasıl moralimi düzgün tutacağım? İyileşip, bu hastalıktan kurtulmam, moralimin düzgün olmasına bağlıymışşşşş.... Ama başbakan da haklı, adamcağız bizim gibi çıkıp dolanamıyor ki görsün bunları... O hengame içinde ortalıkta dilenci mi bırakıyorlar ki? Herkesin zengin eşi dostu mu var ki burs versin çocuğuna... Biz yine de kesemize uygun, bakabileceğimiz, sevip, kollayabileceğimiz, okutup hayata salabileceğimiz kadar çocuk yapalım olmaz mı? Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: cagatay_61 üzerinde Perşembe, 24.Nisan 2008, 22:36:08 Aslında çocuğa karşı değilim, hatta (bence) en ideali 3 çocuk. Günümüzün ekonomik koşulları bu 3 çocuğu sınırlandırıyor maalesef.. merak ediyorum, avrupa bu konuda ne düşünüyor? ne yapıyor?
avrupada bilfiğim kadarıyla küçük yaştan itibaren okurken çalma olayı var, almancılar her geldiklerinde biz öyle biz böyle çalışıyoruz diyorlar, ama en fazla çocuğu yapmak için gayret ediyorlar.. biraz tuhaf... 3 çocuk olduğunda kardeşler arası bağın, sevgi ve şefkatin, aile içi ilişkinin daha iyi olacağını düşünüyorum... ovada bir kuzu doğsa, der kenarında otu biter derler ya, o mesele, abartmadan ideal çocuk sahibi olmak en iyisi.. 1 çocuk az, 4 çopcuk fazla, 2-3 ideal.. maddi duruma göre değişir.. Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: rabia üzerinde Cuma, 25.Nisan 2008, 00:02:57 Bu bir cevap değil, başladığım konunun devamıdır: Dünyaya çocuk getirmek büyük sorumluluk; onu dünyaya getirirken öncelikle düşünülmesi gereken aile bütçesi, sonra ülke, daha sonra da dünyanın durumu bana göre... İnsanın en değerli varlığı çocukları... Unutulmaması gereken, çocuklar, onları dünyaya getirenlere ait de değildirler, evet aidiyetleri öncelikle ailedir, soyları bellidir ancak onlar hayata aittirler, DÜNYAya aittirler... Şu kocamış dünyamıza baktığım zaman üzerindeki yükün çok fazla olduğunu görüyorum ben ve başka dünya da olmadığına göre korunması gerektiğini düşünüyorum... Kimsenin özel zevki için genele zarar vermesi nasıl düşünülemezse, üç kişilik asansöre dördüncü-beşinci kişi olarak binmenin de diğer kişilerin hayatını tehlikeye attığını bilmek gerekir diye düşünüyorum. İlk üç kişinin, diğer kişileri uyarma hakkı vardır, öyle değil mi? Benim iki kızım var ve asla üçüncü çocuğu düşünmedim. Bunun nedeni tamamen yukarda anlattıklarımdı, yani benim maddi ve manevi olarak üçüncü çocuğa verebileceğim bir şey olamazdı. Küçük kızım altı yaşındaydı ve eklem iltihabı nedeniyle küçük bir operasyon geçirmişti; hastanede yatıyorduk kısacası. Aynı koğuşta, benim kızımın yaşlarında fıtık ameliyatı olan yeşil kartlı bir çocuk daha vardı. Babası çobandı ve orada kaldığımız sürece hiç ana-kızın ziyaretine gelememişti. Anne, ağır bir yürüme engelliydi ve büyük kızları zeka engelli doğmuştu. Üç kızları vardı yani ve kadın dördüncüyü de deneyeceğini ama doktorların sağlığı nedeniyle buna izin vermediklerini söyleyip, "sen neden yapmıyorsun, belki oğlun olur" diyerek de akıl veriyordu bana. "Neden bakamadığınız çocukları getiriyorsunuz dünyaya, yazık değil mi onlara?" dediğimde de, "Kocamın da, benim de sakat aylıklarımız var, çobanlıktan da kazanıyor üç beş kuruş" diyerek geçinebildiklerine beni ikna etmeye çalışmıştı garibim. Bu ifade beni sadece kızdırmıştı, o zaman daa, şimdi de: "Daha ziyaretine gelemedi adamın ama... Milletin işi gücü yok, vergileriyle sadece size bakacaklar, yani gücün yetse, dördü, beşi de deneyeceksin... Vallahi iyi ki gücün yetmiyormuş haa" diye bir güzel paylamıştım onu ama o anlamamıştı tabii...Bu olayda asıl unutamadığımsa, hiç oyuncağı olmayan o çocuğun, benim kızımın yatarken kucağından bırakmadığı İbizittin için ağlamasıydı... İbizittin, kızıma amcasının hediye ettiği basit, ucuz kırmızı bir peluş ayıydı; çok da çirkindi. Ama amcasını çok seven kızım, onun hediyesi olduğu için o ayıya aşırı düşkündü. Ablası da onu kızdırmak için bu adı vermişti ona. İlk önceleri bu ada kızıp sinirlenen ufaklığım, daha sonra bu adı benimsemiş ve ameliyata girmeden önce babasından "İbizittin"i getirmesini istemişti... İyiyce uykuya dalmasını bekler, usulca İbizittin'i kucağından alır, ona verirdim. (Bırakın oyuncağı, ayakkabı alamayacakları çocukları dünyaya getiriyor bu düşüncesiz insanlar....) Bizim ailede sıkça duyduğum ama hiç itibar etmediğim birkaç söz vardı: "Çocuğun yediği helal, giydiği haram". "Ağılda oğlak doğsa ırmakta otu biter",(Doğanın rızkını Allah verir), "Kimini yel alır, kimini sel alır, kimi de bana kalır"... Hele şu son söz, anamdan duyardım bunu... Açıklayabilen varsa beri gelsin... Bu konuya devam edeceğim. Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: cagatay_61 üzerinde Cuma, 25.Nisan 2008, 14:37:42 Rabia hanım, ilk yorumunuzun en son cümlesindeki soruya mı cevap arıyorsunuz? Madem öyle cevap vereyim, bundan önceki yorum evap değil sizi kısmen desteklemek birazda insiyatif di..
Cevabım; EVET, Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: rabia üzerinde Cuma, 25.Nisan 2008, 16:03:36 Sevgili Çağatay, seni incitmek için söylediğim bir şey yok, aman yanlış anlaşılmasın!
Burada açılan konularda herkes fikrini açıklamakta özgürdür; beğeniriz ya da beğenmeyiz; biz de konu üzerindeki düşüncelerimizi açıklarız; doğru mu? Ben biraz farklı bakıyorum ya hayata sizlerden; klasik değilim yani. Kolayca yanlış anlaşılabiliyorum. Bu yaştan sonra kimseyle cebelleşmek de istemediğim için o ifadeyi kullandım. İşlenen konu üzerinde fikrimizi söyleriz, katılan katılır, ona göre görüşlerini yazar, katılmayan da katılmadığı yönünde görüş açıklar. Görüşüne katılmadığımız kişiyle kişisel bir bağ oluşturmayalım diye düşünüyorum. Bu açıklamalarım da geneldir, yine söylüyorum, kişisel alma... Tartışmayı galiba pek beceremiyoruz, bana verilen cevaplara bakarsan aslında ne demek istediğimi anlarsın. Anlatmak istediğim şu; görüşüne katılmadığımız kişiye hitap etmemiz gerekmiyor, oradaki görüşü çıkarır, onunla ilgili farklı düşüncelerimizi yazarız, işi kavga boyutuna çok kolay getirebiliyoruz da ondan söylüyorum bunları, anlatabiliyor muyum... Yoksa, konu üzerinde lütfen görüş yazalım, ama kimin neye ne zaman nasıl tepki vereceğini kestiremediğimiz için hitap etmeyelim diyorum ben. Buradaki konu "çocuk"tur, bu konuyla ilgili tabii ki herkesin bir görüşü olacaktır ve burada açıklama özgürlüğü vardır. Son günlerde başbakanın "en az üç çocuk" öğüdü üzerine yaptığım gözlemlerin bir kısmını yazdım, konuya devam edeceğimi de belirttim. Sizler de ister aynı bakış açısıyla, ister farklı bakış açısıyla yazabilirsiniz. Konunun özü detaylarla ortaya çıkacaktır, detaylar da katılımla artar... Umarım anlatmak istediğimi anlatabilmişimdir... Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: rabia üzerinde Cuma, 25.Nisan 2008, 23:33:47 Çocuklar, en özenilesi varlıklarımız... Geleceğimiz, canlarımız...
36 yaşında, ikizlerini doğururken ölen bir ana var gündemde, Yozgat'ta, hastanede, tek başına dünyaya getirmiş onları ve bırakıp gitmiş. Suçlu vardır, yoktur orasını yargı ortaya çıkaracaktır da ben olayın diğer boyutundayım: Çiftçi ailenin ikizleri, ailenin 7. mi 9. mu çocukları onu anlayamadım... Herhalde bu çocuk sayısı fazla... Hatta, fazladan da fazla... Yani anneyi öldüren yalnızca doktorların ihmali değil bana göre... Bir de, ikinci yazımda, katılmadığım bazı sözler yazmıştım, birinde bir hata oluşmuş, az önce farkettim, düzeltiyorum: "Kimini el alır, kimini yel alır, kimi de bana kalır" olacaktı söz... (Anamın çocuklarını sadece el aldı, şükür...) Sekiz çocuklu anamın, sondan üçüncü kardeşimi evlendirirken, balkonda gizlenerek "tikendileeerrr" diyerek bir ağlayışı vardı, içler acısı... Ki daha iki tane var geride ve zaten sonuncuyu evlendiremeden göçtü öte tarafa. Ben de bu psikolojiyi anlayamadım, meşgale mi bu onlara? Çocukları evden uğurlayınca işsiz kalmaktan mı korkarlar acaba? Neyse ki bizlerin işleri hiç bitmeyecek... Hele bizden sonrakilerin işleri hiç mi bitecek gibi görünmüyor... Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: ziraatci.M.DOĞAN üzerinde Cumartesi, 26.Nisan 2008, 11:59:38 Öncelikle sunu belirtmek isterim gerek çoçuk sayısı veya çoçuk yapılmalı mı yapılmamalı mı tartısmasından önce şunu çok iyi bilmemiz gerek birçok avrupa ülkesi dısardan çalıştırmak için insan ithali yapıyor.Bu dünya cennet değil ki herşey çok güzel olacak kimse sıkıntı cekmeyecek böyle bir dünya yok diye neden yasamımızı kısıtlayalım.Tamam kötrollü bir sekılde hareket etmekte fayda var fakat kendimizden çok ülkemizin vatanımızın geleceği önemlidir.Bir ülke insan işgücüne ihtiyac duymaya başladığında telafisi zaman alıcı ve ülke bütünlüğü açısından sıkıntı doğar.Farklı insan gruplarının oluşumu engellenemez.Bu açıdan kendi ırkımızı ve insanımızı herzaman korumalı ve kollamalıyız.Hem çoğunluk bakımından hem de insan hakları bakımından.İnsanlarımız geçim derdi olur diye ülke nufusunun dengesinin bozulması hiç mantıklı ve akıllıca birşey değil.
saygılar..ziraatci.M.DOĞAN Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: şahinkaya06 üzerinde Cumartesi, 26.Nisan 2008, 14:40:48 ziraatci.M.DOĞAN yazacak bişey kalmadı kesinlikle katılıyorum.Çok doğru bir tespit tebrik ederim.saygılarımla
Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: rabia üzerinde Cumartesi, 26.Nisan 2008, 15:53:46 1-"birçok avrupa ülkesi dısardan çalıştırmak için insan ithali yapıyor"
2-"kendimizden çok ülkemizin vatanımızın geleceği önemlidir" 3-"insanımızı herzaman korumalı ve kollamalıyız" 4-"Hem çoğunluk bakımından hem de insan hakları bakımından" 5-"Bir ülke insan işgücüne ihtiyac duymaya başladığında telafisi zaman alıcı ve ülke bütünlüğü açısından sıkıntı doğar.Farklı insan gruplarının oluşumu engellenemez. 6-"İnsanlarımız geçim derdi olur diye ülke nufusunun dengesinin bozulması hiç mantıklı ve akıllıca birşey değil." "Bu dünya cennet değil ki herşey çok güzel olacak kimse sıkıntı cekmeyecek böyle bir dünya yok diye neden yasamımızı kısıtlayalım." Ben yalnızca maddelediğim bu fikirlere cevap vereceğim. 1- Birinci cümle, beşinci cümleye cevap veriyor diye düşünüyorum. Ne yazık ki biz daha uzun yıllar insanımızı vasıfsız eleman olarak dışarı göndermek durumunda olan bir ülkeyiz. Bunu söyleyen de ben değilim, veriler bunu gösteriyor. Amerika'nın bir "Green cart"ı var, oraya baş vuran insanları gördükçe benim içim cız eder. Çünkü onların bir çoğu, aranan özellikleri taşımadıkları için ne yazık ki baş vuruları reddedilir. Onlar da gemilere kaçak biner, ABD'de yaşama hakkını kaçak olarak elde etmeye çalışırlar. Sonrası, üçüncü cümleye atıf... Kaçak çalışan o kadar Türk insanı var ki yıllardır yurt dışında, Türkiye hangi birini koruyup kollayabiliyordu. Ya da Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine kapağı atmaya çalışan o yoksul ülkelerin insanlarını kim koruyup, kollayabiliyor? (Benim babamlar 3 kız 5 erkek kardeşler, iki halam, üç amcam Almanya olmasaydı ne yapacaklardı acaba? Yani beşini Almanya kurtarmış da üçü Türkiye'de, en iyi koşullarda babam olmak üzere "eh işte" var olabildiler. 2- Kendilerinden çok ülkeyi düşünen insanlar bana göre de, besleyip büyüteceği, sevip kollayarak bağrına basacağı kadar çocuk yapar. Onları da "vasıflı" insanlar olarak yetiştirir ki kendi ülkesinde kalabilsin, hizmet edebilsin... Çok çocuk ülke kalkınmasında artı değil eksidir... (Mısır tarlalarında, seyreltme yapılmadığında ürün yalnızca "hasıl" olur benim bildiğim, inekler doyar ama insanlar kelle mısırdan daha çok yararlanır... Hasıllığı ayrı ekerler; insanlar için de "hasıllık" olacak diye dünyaya getirilen insanlar mı var acaba benim bilmediğim?) 3- Buradaki düşünceye cevap vermiştim ama aklıma ülkemizde depreme yakalanan bir İsrail vatandaşı geldi. Adamlar, ülkelerinden kalkıp gelmiş, vatandaşlarını çıkarma işleminde bizzat görev almışlardı. İşte, vatandaşını koruyup kollamak budur... Almanya cayır cayır yakıyor insanlarımızı, çekin gidin diyorlar da yardımcı olabiliyor muyuz onlara? 4- Tam olarak anlatılmak isteneni anlamadım ama "insan hakları bakımından" bakamayacağı, sevip kollayamayacağı bir çocuğu dünyaya getirmek doğru değildir... Hele, "bana baksın" diye bir çocuğu dünyaya getirmek, tamamen insan haklarına aykırıdır. Sosyal devlet, mensubu olan insanlara her yönüyle sahip çıkmak zorundadır... Ne yazık ki, büyük şehirlerimizde, sahipsiz çocukların yarattığı olumsuzluklar yüzünden yaşamak kabusa dönmüştür. Kapkaççısından, tinercisine sahipsizliğin ceremesini toplum olarak ödüyoruz; sosyal yaşam terörü yüzünden az madur insan yoktur ülkemizde... 5- Bu düşünceye de cevap verdim vermesine de, hala söylenecek çok şey var. Ülkemizden iki çeşit göç var; vasıfsız insan göçü, ki, bunlar bir hayli çok, bir de "beyin göçü", bunlar da az değil... Birisi açlıktan, diğeri koşulların olumsuzluğundan gidiyor... Ama gelen var mı? Vaaar... neden geliyorlar? Ülkelerinde kazandıkları değerli paralarıyla ucuz ucuz yaşamaya. Nereye geliyorlar? Ülkemizin yaşama koşullarının en iyi olduğu bölgelere! Burada sözü edilen "farklı insan grupları" acaba zorunlu olarak yabancılarla yapılan evliliklerden doğan ve sonrasında hiçbir ülkeye ait olamayan çocuklar mıdır? 6-Buradaki düşünceyi, insan hakları açısından son derece sakıncalı buluyorum. Bu dünya cennetti, kontrolsüz artış onu bu hale getirdi; sanki savaşlar için yeterince savaşçımız olmazsa yeniliriz mantığı, dünyayı cehenneme çevirdi. Çünkü o mantıktaki insanlar için "sevişilecek" değil, "savaşılacak" bir yerdi... Aslında şimdi, askerlerin değil, teknolojilerin savaştığını görmemiz gerekmiyor mu? Valla ben, geçim derdi olur diye, bakamayacağım çocuğu dünyaya getirmedim... Kardeşsiz de olmamalı çocuklar diye düşündüğüm için iki tane çocuk getirdik dünyaya. İkimiz de çalıştığımız halde yetemediğimiz zamanlar oldu. Bunaldığımız, borçlandığımız zamanlar oldu. Onları hiçbir zaman cennette yaşatmadık, yeterince oldu herşeyleri. Ben, asgari ücretle geçinen -geçinmeye çalışan demek daha doğru- insanların çocuklarına ne verebildiklerini bilen biriyim aslında. Okuldan yeni döndüm... O çocukların ezikliğini hiç bir insaf sahibi kabullenemez... Birileri keyfince yaşayacak diye de ben adım attığım her yerde moralimi bozacak bir durumla karşılaşmak istemiyorum doğrusu. Yani, dilenci görmek istemiyorum. Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: ziraatci.M.DOĞAN üzerinde Cumartesi, 26.Nisan 2008, 16:36:08 Açıklamakta fayda var ben nüfus hareketlerine dikkat etmeliyiz dedim.
kurtuluş savaşında herturlü insan bu vatan için öldü.genci yaşlısı,yoksulu,zengini,aç olanı,tok olanı.Kimsenin bakamayacağı çocuğu dünyaya getirmeye hakkı olamadığı gibi doğacakları da yok edemez.Adına ne derseniz deyin. Konu Başlığı: Ynt: ÇOCUK MESELESİ Gönderen: cagatay_61 üzerinde Pazar, 18.Mayıs 2008, 23:41:36 Başbakan'a cevap gibi rapor!
Ankara Ticaret Odası (ATO), Türkiye’de 4 milyon 422 bin gencin eğitim ve üretimin dışında kaldığını belirtti. ATO’nun, “Gençliğin Hâli” Raporuna göre, Türkiye’de 15 ile 24 yaş arasında, 5 milyon 830 bini kız, 5 milyon 441 bini de erkek olmak üzere 11 milyon 271 bin genç bulunuyor. Bu sayının sadece 3 milyon 425 bini çalışıyor, 3 milyon 424 bini öğrenci olduğu için üretime katılmıyor, 4 milyon 422 bin genç ise ne üretimde ne de eğitimde yer alıyor. Rapora göre, her 100 genç erkekten 23’ü çalışma veya eğitim hayatı içinde yer almazken, bu sayı kızlarda 55’e yükseliyor. 5 milyon 830 bin genç kızdan 1 milyon 508 bini eğitimine devam ederken, 1 milyon 140 bini çalışıyor. Atıl kızların sayısı ise 3 milyon 182 bine ulaşıyor. Atıl gençlerin yüzde 72’si kızlardan oluşuyor. Cinsiyetler arasındaki fark yerleşim yerlerinde de görülüyor. Resmi rakamlara göre yoksulların üçte ikisinin yaşadığı kırsal yerleşim yerlerinde yoksulluğu kıracak olan gençler de atıl durumda bulunuyor. Kentlerde yüzde 37 olan atıllık oranı, kırsal yerleşim yerlerinde, özellikle kızların eğitim dışında kalmaları nedeniyle yüzde 44’e yükseliyor. EĞİTİM OLANAKLARINDAN YOKSUNLUK “İşgücü“, iş arayanlarla çalışanlardan oluşuyor. Toplam 836 bin işsiz gençle birlikte işgücünde yer alan genç nüfus 4 milyon 261 bin kişi olurken, 7 milyon 10 bin genç işgücü dışında bulunuyor. Gelişmiş ülkelerde gençlerin işgücü dışında olma nedenlerinin başında “eğitim” gelirken, Türkiye için bu durum geçerli değil. AB ülkelerinde gençlerin yüzde 87’si okudukları için işgücü içinde yer almazken, bu oran Türkiye’de yüzde 49 düzeyinde bulunuyor. AB ülkelerinde gençlerin yüzde 13’ü eğitim olanaklarından yararlanamazken, Türkiye’de gençlerin yarıdan fazlası eğitim olanaklarından yoksun olarak işgücü dışında bulunuyor. CİNSİYETLER ARASI FARK AB ülkelerinde eğitim nedeni ile işgücü dışında kalma oranları erkek ve kızlar arasında fazla farklılık göstermezken, Türkiye’de cinsiyetler arasında uçurum var. AB ülkelerinde 4 puan olan “cinsiyetler arası fark”, Türkiye’de 40 puana fırlıyor. Genç erkeklerin yüzde 74’ü eğitim nedeni ile işgücü dışında yer alırken, bu oran kızlarda yüzde 34’e düşüyor. Eğitim, gençlerin işgücü piyasasına girişlerinde kilit rol oynarken, gençlerin önemli bir bölümü eğitimlerini tamamlamadan okuldan ayrılıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde gençlerin altıda biri, temel eğitimden sonra okula devam etmezken, Türkiye’de gençlerin yarısı okulu erken terk edenlerden oluşuyor. Değişen işgücü talebi düşük eğitimli gençlerin işgücü piyasasında kendilerine yer bulmalarını zorlaştırıyor. Atıl gençlerin sadece yüzde 19’u işgücü piyasasına girmek için yolları zorluyor. 4.4 milyon atıl gençten 836 bini iş arıyor. Diğerleri geleceklerine yatırım yapmaktan tamamen yoksun bulunuyor. Atıl gençlerin yüzde 14’ünü oluşturan 600 bin işsiz genç, çalışmak istediği halde “umutsuz“ olduğu için iş aramıyor. ÇALIŞAN GENÇLERİN YÜZDE 62’Sİ KAYIT DIŞI Yetersiz eğitim gençlerin istihdamda istedikleri şekilde yer almasını da etkiliyor. Çalışan gençlerin yüzde 62’si sosyal güvenceden yoksun olarak çalışırken, kayıt dışılık oranı lise altı eğitimlilerde yüzde 73’e çıkıyor. Çalışan gençlerin büyük çoğunluğunun kayıt dışı küçük işletmelerde geçici işlerde çalışması, işten çıkartılmalarını da kolaylaştırıyor. 836 bin iş arayan gençten sadece 296 bini iş piyasasına ilk kez girecek olanlardan, 540 bini de daha önce bir işte çalışırken işsiz kalanlardan oluşuyor. Çalışırken işsiz kalanların oranı 2006 yılında yüzde 62 iken, 2007 yılında yüzde 65’e yükseliyor. DÖRTTE BİRİ TARLADA ÇALIŞIYOR Gençlerin dörtte biri hiçbir kişisel gelir elde etmeden çalışan ve ekonomik katkıları da tam olarak ölçülemeyen kişilerden oluşuyor. Yani çoğunluğu tarlada olmak üzere, kendi işletmelerinde ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. İstihdam oranlarını yukarı, işsizlik oranlarını ise aşağıya çekerek işgücü piyasasının problemlerini gölgeleyen ücretsiz aile işçiliği, gençlerin atıllık oranlarında da iyileştirici yönde etki yapıyor. AYGÜN: “GENÇLERİMİZİN EN VERİMLİ ÇAĞLARI BOŞA GİDİYOR” ATO Başkanı Sinan Aygün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 4.4 milyon gencine ne iş ne de eğitim olanağı sağlayabildiğini belirterek, “Gençlerimizin en verimli çağları boşa gidiyor. Sadece gençlerin gelecekleri değil, ülkenin de geleceği kararıyor” dedi. Ailelere bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olmaları önerisinde bulunan Aygün, “Eğer iyi bir gelecek sunamayacaksanız fazla çocuk yapmayın” uyarısında bulundu. Gençlerin önemli bir bölümü atıl iken işgücü piyasasına girmek isteyenlerin işinin de her geçen gün zorlaştığına dikkati çeken Aygün, şunları kaydetti: “2008 Şubat ayı sonuçlarına göre işsizlerin yüzde 32’sini gençler oluştururken, gençlerdeki işsizlik oranı, toplam işsizlik oranının 9.6 puan üstünde gerçekleşerek yüzde 21.2 oldu. Türkiye gençlerinden yararlanamıyor, gençler eğitim ve üretime katılamıyor. Okulda veya çalışma hayatı içinde yer alması gerekirken, evde, sokakta veya kahvehanelerde vakit öldürüyorlar. Gençler için özel politikalar oluşturulmuyor, gençler ile birlikte ülkenin de geleceği kararıyor.” ANKA |