|
Konu Başlığı: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Cumartesi, 22.Mart 2008, 22:15:22 Siyaset, hayatta beceremediğim, beceremeyeceğim, sevmediğim ve de sevemeyeceğim bir şey.
Siyasetin diğer adı olan "POLİTİKA"nın ne anlama geldiğini bilmem biliyor musunuz? "Çok yüzlülük" Evet, yanlış okumadınız, çok yüzlülük demek politika... Laf oyunlarıyla amacına ulaşma çabası... Benim anladığım, politikacılar akıllı, eğitimli insanları sevmiyor, istemiyor. Bunun farkında olmak için müneccim olmaya da gerek yok aslında, yıllardır sürdürülen eğitim politikamıza bakarsak bunu rahatça görebiliriz. Kurul kararlarıyla bol zayıflı öğrenciler bir üst sınıfa geçirilerek, yok tek dersti, yok şartsız kurul kararlarıydı cahil cühela, kolayca güdülebilecek toplumu oluşturma yolunda hızla ilerlediler. Demagojileriyle kolayca avlayabilecekleri toplumu oluşturdular sonunda... Ne soruyor başbakan; "Onlar hayatlarında bir koyun gütmüşler mi?" Bunu, yönetimde söz söylemeye kalkan muhalefete söylüyor, kimse de gocunmuyor bundan... Adam açıkça "ben çok koyun güttüm, vatandaşı da rahatça güderim" demek istemiyor mu bu ifadeyle? Sakın yanlış anlaşılmasın, muhalefet çok doğru şeyler söylüyor falan demiyorum ben. Demek istediğim şu "koyun gütmek"le, "ülke yönetmek" nasıl bağdaştırılıyor? Vatandaş nasıl bundan rahatsız olmuyor? Hırant Dink cinayetinde tutuklanan O.S.ye gösterilen özenin, 83 yaşında, polis korumasındaki bir gazeteciye neden gösterilmediğini sormak, "imtiyaz istemek" gibi nasıl algılanabilir, bunu bir türlü anlayamıyorum... Toptan yorum özürlü olup çıktık gibi geliyor bana... Siyasetçiyi anlamıyorum, vatandaşı hiiiç anlayamıyorum. Fanatiklik, siyasette olsun, futbolda olsun insanı çirkinleştiren bir şey! Yani, "bu budur bu", ya da "ben yaptım, oldu" veya "taraftarı olduğum parti yaptıysa doğrudur" düşüncesi insanlığı yerinde saydırır; ama malum "Yerinde sayanlar, yürüyenlerden ziyade ayak patırtısı eder" Başka da bir şey edemez... Bazan, özellikle de doğaya, baktığımda kendimi bin yaşında hissediyorum. Özellikle doğup büyüdüğüm Akçaabat"a baktığımda... Siyasetin o güzelim ilçeyi ne hale getirdiğini görmek içimi acıtıyor... Sahili kaplayan o ucube binaların perdelediği sit alanı Orta Mahalle... Plansızlığa örnek bir Akçaabat, hem de dünyada... Poli-tikacıların binlerce yüzü var da o yüzleri sayesinde küpünü dolduruyor da seçmenin politikacı olanları ne kazanıyor doğrusu çok merak ediyorum. 8) Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: vampire üzerinde Salı, 25.Mart 2008, 14:49:00 güzel noktalara temas ettiniz .Siyaset yapan kişinin kirliliği kadar kirlidir içi kirli ise siyasetide kirletecektir. Bunun yanında bu günle herşeyi değerlendirmek yanlış tarihi bir bütün olarak ele almak ve sadece bir tür kaynağa bakıpta yanılmamak gerekiyor .Bi noktada kısas'a kısas ben bunu istiyorum çünkü tarihimde kendi arkadaşlarını vurup ülkücüler vurdu deyip ankarada tandoğanda miting yapanlar bu gün biz cumhuriyetçiyiz bakın bizi böyle göz altına aldılar demeleri çok saçma çok abes ve komik kaldıki herkes eşit bende benzer şeyler yaşadım bana ne uygulanıyorsa herkese aynısı uygulanacak kimsenin kimseden farkı yok . Kaldıki korkuyorsa birisi acıyorsa bir yeri ben yaşlıyım şuyum buyum diye bahanelere sığınacaksa otursun evinde içsin çayını bu kadar basit bi davayı savunmak bir düşünceyi yada bir devrimi savunmak naziklikle olmayacağını herkes bilir bunun dışında kalanlar dava yada devrim savunduğu sanar .Gerek Devrim noktasında gerekse Dava noktasında önde gelen liderlerde bu konuyu böyle ele almaktadırlar. şimdi size geçen gün milliyette okuduğum bir köşe yazısını yollayacağım fazla konuşmama gerek yok dünümüz ve bu günümüz ile alakalı çok güzel bir yazı olaylar sadece televizyonlarda yapılan yanlı haberlerden ibaret değil ve bunu ben değil zamanın devrimcisi söylüyor !
Ayrıca köşe yazısı çeşitli haber sitelerindede var Darbecilikten, cuntacılıktan demokrasi kahramanlığına... İlhan Selçuk gözaltına alınınca neredeyse kırk yıl öncesine gittim. 1969’u, 1970’i, 1971’i düşündüm. Darbeci ya da cuntacı yıllarımı... Bu işlerin içindeki bir çoğumuz gibi ben de mesleğimi o zamanlar devrimci diye tarif ediyordum. Bir araç olan askeri darbe ile ‘devrim’in önünü açacaktık çünkü... Öyle inanıyorduk. Gözümün önünden geçip giden filmin karelerinde kimler yoktu ki. Doğan Avcıoğlu’yla İlhan Selçuk vardı, İlhami Soysal‘la Uğur Mumcu vardı, Cemal Madanoğlu Paşa’yla birlikte daha nice general ve asker kişi vardı. O tarihlerde ‘darbe’nin peşindeydik. Özellikle Ankara’da askerle ‘organize işler’in içindeydik. Bize çalışan bazı devrimci gençler sağda solda bomba patlatarak asker için darbe ortamı oluşturuyordu. “Ordu-gençlik el ele, milli cephede!” mitingleri düzenleniyordu. Bir keresinde, bir arkadaşı tarafından kazayla öldürülen devrimci bir genci, “Ülkücüler vurdu!” diyerek neredeyse bütün Ankara ayağa kaldırılmış, büyük bir gösteri yapılmıştı. Başbakan Demirel‘le hükümetini ve ‘faşizm’i protesto ederek Ankara’da Tandoğan Meydanı’na yürüyenler, aslında neye alet olarak yürüdüklerini bilmiyorlardı tabii... Dergimizin adı Devrim’di. Doğan Avcıoğlu yönetiyordu. İki hedefimiz vardı: Biri Demirel, öteki Ecevit. İkisini de düşman görüyorduk. İkisi de umut olmaktan çıkarılmalı, ikisi de siyaseten yıkılmalı, inandırıcılıkları beş paralık edilmeliydi. AP lideri ve Başbakan Demirel, ‘Amerikan emperyalizmi‘nin uşağı idi. Ayrıca bir ‘yobaz‘dı, ‘gizli gündem’ sahibi; ‘Nurlu ufuklar’ diyerek Türkiye’yi irtica karanlığına çekmek isteyen Said Nursi cemaatindendi çünkü... Ecevit ise çok partili demokrasiye sahip çıkan bir ‘romantik’ti. Demirel’e alternatif oluşturduğu için de demokrasiye umut bağlanmasına neden oluyordu. Oysa, demokrasi bize yaramazdı. Halk cahildi! Bizde seçim sandığından hep Menderes, Demirel gibi emperyalizmin işbirlikçileri, bir de ‘şeriatçı gericiler’ çıkıyordu. Ne mi yapmak lazımdı? Önce askeri bir darbeyle parlamentonun ve partilerin kapısına kilit vurulacaktı. Ve Moskova’da pişirilen ‘kapitalist olmayan yol‘dan devletçi bir düzene doğru yol alacaktı Türkiye... Devrim dergisinde, bir yandan demokrasinin bizim gibi ülkelere neden yaramadığını anlatan yayınlar yaparken, öte yandan ‘kapitalist olmayan yol’a girmiş ülkelerle ilgili yazıları hiç eksik etmiyorduk. Irak’ta Saddam Hüseyin’i, Suriye’de Hafız Esad’ı, Libya’da Kaddafi‘yi, Sudan’da General Nimeyri‘yi ya da Mısır’da Nasır’ı sahneye çıkaran Batı karşıtı, Baasçı, otoriter rejimlerin propagandasını yapıyorduk. Herşey darbe içindi! Herşey, ‘cahil halk‘ın oylarıyla seçim sandığından çıkan işbirlikçi, yobaz, gerici düzene son vermek içindi. Herşey, cici demokrasi diye yerin dibine batırdığımız çok partili demokrasinin çanına ot tıkamak içindi. Ama olmadı. 9 Mart değil 12 Mart kazandı! Biz değil onlar kazandı. 1971’de askerden darbe geldi ama bizim istediğimiz darbe değildi bu. 12 Mart, demokratik hak ve özgürlüklerin, insan haklarının canına okudu. Deniz Gezmiş’leri idam sehpasına gönderdi. Ziverbey Köşkü adındaki işkence evinden geçirdi, Doğan Bey’i, İlhan Abi’yi, İlhami Abi’yi... 9 Mart’a karşı ünlü Madanoğlu davası açıldı. Ama sonunda beraat çıktı. Masum muyduk? Darbeye karışmamış mıydık? Askerle organize işler içinde olmadığımız için mi, 12 Mart’ta Madanoğlu Davası beraatle sonuçlanmıştı? Sanmıyorum. Çünkü, işin aslı ‘hukuk’la pek fazla ilgili değildi. Delillerde yetersizlik olabilirdi. Ama beraat konusunda işi aslı daha çok darbe hukuku ile ilgiliydi. Madanoğlu davası beraatle sonuçlanmak zorundaydı. Zira aksi halde, işin ucu ordunun en tepesine, örneğin Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler Paşa’ya, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Paşa’ya kadar uzanacaktı. Bunu kimse göze alamadı. Madanoğlu davasında beraat kararı böyle geldi. İlginç olan bir nokta daha vardı. 9 Martçılar bu beraat kararıyla sanki ‘demokrasi kahramanı’ oldular. Evet, 12 Mart 1971 askeri rejimi, ülkede demokrasi ve insan haklarının canına okudu. Ancak, 9 Mart da bir ‘demokrasi hareketi’ değildi ki. Tam tersine çok partili demokrasiye paydos için yola çıkmış, Türkiye’nin Batı’ya sırtını dönerek başka sulara açılmasını öngören, askerci-cuntacı bir gizli örgütlenmeydi. Ancak cuntacı takımı, ‘Bolşevik’ metotlardan da bir şeyler kaptığı için, bu işleri ters yüz etmekte mahirdir. Demokrasinin köküne kibrit suyu ekmek için yola çıkmışsınızdır, ama burası Türkiye’dir, zaman geçer demokrasi kahramanı da olabilirsiniz. 12 Mart’ta böyle olmuştu(H). Tarih tekerrür edebilir mi? Bilemiyorum. Ama Shakespeare’in sözü aklımda: “Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir.” Devamı yarın... Milliyet Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Salı, 25.Mart 2008, 18:24:17 Vampir, valla öylesine şartlanmış geliyorsun ki senle konuşmayı adeta imkansız hale getiriyor bu, kusura bakma. Hiç bir konuda savunma yapmayacağım sana, çünkü dediğim gibi sabit fikirlisin ki beynine çaktıklarını esnetmek mümkün görünmüyor... Sen, kendine bir dolu düşman icad etmişsin, belki ben de o gruptayım sana göre... Peki bunu niye yapıyorsun kendine? Gören de ekmeğini siyasetten kazanıyorsun sanır... O kadar ki, kraldan daha kralcısın da niye? "Düşmanımın düşmanı dostumdur" diyor da başka bir şey demiyorsun.
Ben siyaseti sevmediğimi söyledim sen de sevdiğini söyleyip, anlatmak istediklerini anlatabilirdin. Ki, sen bunları yazarken İlhan Selçuk o şaşaalı götürülmeden sonra serbest bırakılmıştı ama senin için bu bile bir anlam ifade etmedi, ne garip. Ayrıca şunu söylemeden de geçemeyeceğim; İlhan Selçuk kimseden merhamet dilenecek bir adam değildir, itirazı olanlar onun yaşına, konumuna saygıdan götürülüş biçimine itiraz ettiler, sen onu nasıl evinde oturmaya davet edersin yaa? Sen ifadesinin alınmasına, götürülmesine itiraz edeni gördün mü? 83 yaşında ve babalar gibi, pırıl pırıl bir beyinle hala işinin başında bir adama sadece saygı duyabilirsin, fikrine katılman gerekmiyor... Yani siyaset dışı davranış bunu gerektirirken, siyasi görüş de karşı görüşten saygın birine saygısızlık etmeyi gerektirmez herhalde değil mi? Mazallah otobüste falan denk gelsen yer de vermezsin sen bu adama, sokakta ne işi var, otursun evinde ayakta duramıyorsa dersin korkarım... Ben koca bir yazı yazmıştım siyaset konusunda, valla cımbızla saldıracağın bir şeyi yakalamış, saldırmışsın da bu ülkede yaşından dolayı yargılanmayan, mahkumiyeti verilmeyen bildiğin birileri varken, ki bundan eminim, saldırmaktan çekinmemişsin. İşte benim sözünü ettiğim siyaset de bu... Bildiğini bilmezden geleceksin, duyduğunu duymazdan gelecek ve sadece saldıracaksın... Eeee kolay değil, siyaset arenasında çok yüzlü olacaksın.... Sen değil haa, siyasetçi... Ben siyaseti sevmiyorum, kim ne derse desin... Çünkü bildiğimi, gördüğümü, yaşadığımı inkar edemem... Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: vampire üzerinde Salı, 25.Mart 2008, 22:28:34 rabia hanım burada yanlış tespitleriniz var ben kimsenin soytarısı yada dalkavuğu değilim benim ifade etmek istediğim temel şey partiler üstü siyaset burada partileri benimle özdeşleştirmiş olmanız şahsıma dair ufak bir bilginiz olmamasından sanırım.üniversite yıllarım haricinde herhangi bir parti taraftarı ve üyesi olmadım kaldıki üniversitede bu gün siyaset yapan partilerin hiçbirini savunmadım görüşlerim uyuşmuyordu neyse
sabit fikirli derken neyi kast ettiniz anlayamadım . şurada bir gerçek var evet insanların gözaltına alınma adapları olmalı ve herkes için geçerli olmalı ancak şunuda unutmamak lazım kimin suçlu kimin suçsuz olduğunada bırakalım gazeteler değil adelet karar versin ancak bağımsız adelet ideolojilerden arınmış adelet karar versin. Ayrıca benim demek istediklerimi gerçekten mükemmel bir biçimde anlayamamışsınız veyahut anlamamak için büyük çaba sarf etmişsiniz bunu efhefle kınıyorum ben herkesin görüşüne saygı duyarım duydumda ancak herkes görüşünün adamı olacak bir görüş savunmuyorsa susacak savunuyorsada adam gibi savunacak ben bunun haricindeki tutum ve davranışları kabul etmiyorum ve bir dahada siyasi konularda bir şey yazmayacağım çünkü yazdıklarımdaki ince anlamlar değilde ilk bakışta her okuma yazma bilenin göreceği şeyler görülüp onun üzerinden basit yorumlar yapılıyor siyaset konusunada gelince seçim kişilerin tabiki olgulara göre değil realist gerçeklere göre unutmayın demokrasi halkın halkı yönetmesidir cuntacıların rejimi değil !!! Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Salı, 25.Mart 2008, 23:36:28 Vampir kardeş aklıma bir fıkra geldi,
Bizim Temel Avrupa"da ters yöne girmiş de trafik ekipleri bunu farkedince hem havadan hem karadan harekte geçmişler. "Dikkat dikkat, bir araç ters yönde seyahat etmektedir, sürücülerin dikkatine" diye anoslarla sürücüleri uyarıyorlarmış... Bizim Temel de gayet masum, kafasını camdan çıkarmış ekiplere "ne bi danesi, hebisi hebisi" diyormuş... Sakın gene duygusallık etme, yazdığın cevap ve yorumlarla bana bu fıkrayı hatırlattın, şimdi ben mi suçluyum yani... Herkes hatalı, bir sen doğruyu görüyor olabilir misin ki? Lütfen yazdığın yorumlardan önce yazılanları iyi oku, söylenmemiş şeyleri söyleyerek yazılan bir şeye yorum yapamazsın. Hemen buna örnek vereyim, benim yazımda kimin suçlu, kimin suçsuz olacağına gazetecilerin karar vermesi, ya da mahkemeye intikal etmiş bir konu üzerine gazetecilerin yorum yapabileceğine dair bir ifade var mı ki sen böyle bir yorum yapıyorsun? Ya da hangi ifademden sana "soytarı ya da dalkavuk" demiş olabileceğimi söyleyip suçlamalarda bulunuyorsun ki? "KRALDAN KRALCI OLMAK" kralın soytarısı anlamına gelmez, taraftarı anlamına gelir, eğer buradan o sonuca varmışsan... Ama sen bu kadar alınganlık göstereceksen evet, yorum yazma, yeni konu aç en iyisi... Yani gene söyleyeceklerini söyle de, sana cevap verenle cebelleş tamam mı? Bak ben seninle tartışmıyoruum, sadece usul yönünden sana cevap verdim, fikir yönünden değil. Ayrıca, karşındaki insan, bu ben oluyorum, yıllarca liselerde "ince anlamlar"ın dersini vermiş biri... O son cümleni üzerime alınmıyorum, yani haddini aşan bir ifade olarak görüyorum. Ve yazdıklarını, "gönder" butonuna basmadan okumanı öneriyorum... Not: Ben birine yorum ya da cevap yazmadan önce üye listesine girip onunla ilgili bilgilere bakıyorum. Sana da tavsiye ederim. Hem kendi bilgilerini Türkçe olarak açık şekilde girersen sevinirim. Benim bilgilerim gayet açık orada... Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: Hasan (karadeniz) üzerinde Salı, 01.Nisan 2008, 23:28:37 Bizdeki Aydinlar ve Siyaset
Her ağac kendi kurtunu kendi icinde yarattigi gibi, her toplumda kendi politikacisini-aydinini kendi yaradir. Birde bunun tohumlari yillar oncesinden ozellikle serpilip sacilmissa durum dahada vahim olur. Politikacilardan once AYDiN lardan baslanmali bence. Oyle ya, tahsilli olmayanin mecliste ne isi olur? Peki oyleyse kime aydin diyecegiz.. Kim “entel” kim “entellektuel”dir. Bizim aydinlarimiz kac mumluktur.? Cok iyi bilmek lazim ki, tahsilli olan herkes aydın degildir veya her aydın aydınlanmış da degildir, olmayabilir..olmasida sart degil. Ama universite bitirdim diye illada aydinim diyorsak, oda bizim bilecegimiz is dir. Yani-bana gore- yari aydin olmaktansa dagdaki coban olmak daha iyidir bence. Coban lik meslegini yapanlar alinmasin, bu aslinda onlari ovmektir. Cunki onlar kendi alanlarinda uzmandirlar ve kismi bir egitim almadiklaridan cobanlik meslegini icra edmektedirler.Yani basli basina onemli bir istir ve herkesin yapacagi bir is degildir cobanlik. Suzus bir koyunu su icirmeden derden gecirmek oyle her universitelinin harci degildir anlayacaginiz. (burada yorum yazan universiteli arkadaslarimiz lutfen uzerlerine alinmasinlar.) Entelektuel: “Aydın, alim, filozof, hakikat arayışçısı, yol gösterici, dünyayı değiştirici” demek bunların hepsinin toplamıdır desek dogru olurmu bilmem.? Yari aydinla , aydin olani bir birine karistirmamak lazim ama bunu cogulukla secmek, anlamak mumkun olmayabiliyor. Cunki dunyanin en tehlikelisi, yari aydinlar oldugu herkes tarafindan kabul edilen bir gercek. Edebiyat profesoru Edward Said (1935-2003) aydin olmak uzerine degin dusuncelerinden de yararlanarak gercek aydinlar hakkinda bir kac sey soylemek gerekirse.. “Aydinlar alelade insalar ve siradan okumuslar gibi maddi kazanclarla ilgilenmezler. Sahsi cikar pesinde kosmak, makam ve mevki gayreti icinde olmak onlarin isi degildir. Onlar, siyasal iktidarin yakini/yardakcisi olmak icin el etek opmezler, guclunun uydusu degil, zayifin savunucusu olurlar.”(olmalari gerekir) Bu durus, aydin olanlarin bir yasam bicimidir. Hangi iktidar olursa olsun bu konudan asla taviz vermezler..Kavgacidirlar, kavgaci olduklari kadarda bariscildirlar. “Zengin sofralarindan yemlenmek icin saklabanlik yaparak kralin soytarisi rolune soyunmak ise bir aydinin yakinindan dahi gecmemesi gereken bir erdemdir.” (burada kimseyi kast edmiyorum, sakin kimse uzerine alinmasin ltf.) “Topluma yabanci olan, halkini yok sayan bir anlayis tarzi aydin insanla bagdasmaz. Toplumda en uc noktalari gorebilen ve icinde hisseden bir kisiligi temsil eder.” Aydinlar siyasal iktidarin kusurlarini ve yanlis uygulamalarini halka duyurmanin yaninda, iktidarin elinde tuttugu otoriteyi kotuye kullanmasini kinamak ve bunu topluma haykirmak da aydinlarin islerindendir. Aydin, bir bakima dun ile bu gun arasindaki olusumlari halktan hic bir zaman saklamayan, “evrensel dusunebilen”, siyasal alanda ki gelgitler de surekli akilci-gercekci kalabilen –elini tasin altina koyabilen ve ne pahsina olursa olsun elini ordan geri cekmeyendir- “bu ilkelerin mutlak gecerliligini savunmak demektir” yigitlik demektir, dogruyu ölümü pahsina da olsa haykirmak demektir. Dun oldugu gibi, bu gunde boylesi bir aydinin politikacilar tarafindan kabul gormesi bir hayli zor gibi gorunuyor. Bu yuzden Rabia hanim sizin aradiginiz politikaciyi bulmamiz icin biraz daha “ha gayret” demekten baska caremiz yok gibi geliyor bana. Politikacilardaki bu iki yuzluluk ve de cok yuzluluge karsi durmak, elestirmek aydinlarin isleri arasinda olduguna gore, gunumuzde gazete ve dergilerde kendine bir kosecik edinmis ve yillarca oradan halka bir seyler verme cabasi icinde olan Hasan Cemal gibi sozde aydinlarimiza hangi sifati koymamiz gerektigini sizler dusunun. Hasan Cemal = Dogan Gurubu..Ben kotudur demiyorum..Allah yollarini acik eylesin..Ama, aydinlarin bu gurublar arasinda ne isi olur..! Veya bu holdinglerin medya ile ne isi olur diyede dusunmeden edemiyorum. Evet, biz de cuntacilara coktan karsiyiz, karsi ciktik da. Siz zamaninda neden karsi cikmadiniz, direnmediniz Hasan Cemal bey demekten kendimi alamiyorum..Hasan cemal in o zamanlar isine geldigi gibi davranmasi, simdi ise tam zamani deyip “darbecilikten, cuntacılıktan demokrasi kahramanlığına” degin yazilar kaleme almasi onu belki popiler yapmis gibi gozuksede durum hicte oyle degildir bana gore. O birazda patronlarinin gozune girme cabasi icindedirde.. Gercek bir aydin gazeteci ornegi sergilemedi bana gore. Gercekleri soylemis olsada. Su anda icinde bulundugu konumu icabi, burada da bir iki yuzluluk oldugunu seziyorum.. Iste burada aydin ve poltikaci is birligi soz konusu oluyorki, bunun glecek nesillere hicte iyi bir ornek oldugu kanisinda degilim. Yukarida sozunu ettigimiz gercek aydin olmaktan cok uzak olan Hasan Cemal= Dogan gurubu da diyebilecegimize gore, aydinlarin bu tur medya patronlari, holtingleri ile ne isi olur diye sormadanda gecemiyor insan. Kimse kusura bakmasin, ne diyeyim.. al birini vur otekine.. 8) H.Demirdag/Hollanda Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Çarşamba, 02.Nisan 2008, 00:25:50 Aydınlar ve siyaset dedi Hasan Bey, aydınlar üzerine de kesinlikle doğru şeyler söyledi; söylediklerine katılmamak mümkün değil... Ancak bu iki kavramı, yani aydın ve siyaset kavramları birbirine denk kavramlar gibi anlaşılmasın... Aydın, siyaset de yapabilir, başarılı siyaset yapabilmesi için siyaseti kurallarına göre yapması gerekir ki başarılı olabilsin. Asıl anlatmak istediğim de buydu benim... Siyasetin kuralları... Yani, bir siyasetçi ne kadar dürüst olabilir?
Siyasetçinin mutlaka aydın olması da gerekmiyor... Olayın böyle de bir boyutu var... 1988 sonrası, Özal dönemiydi ve milletvekili seçilmek için lise mezunu olmak yeterli hale getirilmiş... Ben, Adapazarı'nda bir lisede çalışıyorum... Okul dışı lise bitirme sınavları da bizim okulumuzda yapılıyor... Orada yaşananları gördüm de ben, sadece kaçabildim... Zengin olma fırsatını da teptim, paranın insan kılığından çıkardığı meslektaşlarımı görmeye de tahammül edemedim... Tabii olayın en acı boyutu, milletvekili aday adaylarının salonlardan dersliklere çekilerek cevap anahtarlarıyla buluşmalarıydı ki bu işe ya bulaşacaktın ya seyirci kalacaktın... Ben ikisini de istemiyordum ama yapabileceğim bir şey yoktu... Arkadaşın birinin dediği gibi, sel kopmuş geliyor, sen bu cılız bedeninle ne yapabilirsin ki? Çünkü okul idarecileri de olayın içindeydiler... Ve ben siyaset çarkının öğütemeyeceği şey olmadığını o zaman anladım ve sadece tiksindim... Belediye başkanlığı seçimlerinde yaşanan daha nice çirkinlikler gördüm, bir çoğumuzun da gördüğü gibi... Onlar, toplumun içinde oldukları için nelerin yaşandığını görmek daha bir mümkün olabiliyor. Yaşadığım ilçelerden birinde ki, belediyesi de bir hayli zengindir bu ilçenin, bir başkan adayı şu ifadeyi kullanma cüretini göstermiş ve seçimi kazanmıştır: "Birlikte olduğum kadınlar bana oy verse bu seçimi alırım"... Tabii bu ifadeyi ben çok kibarlaştırdım, o en kaba biçimiyle sarfetmişti. Seçimlerde harcadığı bir oteli de, belediyeyi borç batağında bırakırken -partisi de onu tekrar aday göstermemişti- iki mi üç mü yaparak geri alıyordu. Siyasete girmek için şu anda aydın olmak değil, paralı olmak ya da paralı dostu olmak gerekiyor Hasan Bey, sanırım siz de bunu biliyorsunuz... Sözün özü, ben siyaseti de siyasetçileri de sevmiyorum... Çünkü paranın getirdiği itibarı sevmiyorum... Hatta "ye kürküm ye"yi seviyorum çünkü girdiğiniz ortama göre kılıklanmalısınız ama haddinizi aşıp, birkaç maskeyle dolaşmanızı gerektiren, parayla ancak sağlanabilen o itibarı, hayır sevmiyorum... Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: cagatay_61 üzerinde Cuma, 04.Nisan 2008, 17:30:28 Ülkemizde siyasetin ne olduğunu siyatesçiler bile bilmiyor. Devlet Adamlığı ne demektir bilinmiyor. Halkımız kim daha iyi konuşuyorsa, kim daha karizmatikse ona oyunu veriyor. muhalefet amacını bırakıp, amaçsızca muhalefet ediyor, halk dilinde kadın siyaseti diye tabir edilen siyaset tarzı.. yanar döner misali...
ülkemizin hali görünüyor konuşmaya gerek yok sanırım... Biz çok söyledik, çok yazdık.. artık söyleyiş tarzımız mı yanlış, yetersiz mi kalıyoruz bilemem ama, herşey meydanda... başka söze gerek yok.... Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Cuma, 04.Nisan 2008, 20:26:59 Siyaset konusunda Çağatay'ın tam aksini düşünüyorum; siyasiler tam da siyasetin gereğini yapıyorlar binbir suratlarıyla. Ama evet, bizde devlet adamlğını pek de bilen yok.
Sevgili Çağatay, ilk kez senden duyup, duyduğuma hiç de memnun olmadığım bir deyim şu "kadın siyaseti"... Siyaset erkeklerin tekelinde bir alan da neden işler sarpa sarınca durumu ifade eden deyim kadınlarla veriliyor anlamadım. "Anlamadım" da lafın gelişi, anlamaz olur muyum, anladım tabii ki... "Erkek kolaycılığı"... Neye, ne zaman kızsalar, ilk okka altına giden analar olmaz mı? Sakarlıklarından çiviye değil de ellerine vursalar çekici, çekicin de anasına sövmezler mi? Kadını aşağılamak ne kazandırıyorsa artık... Olay buraya ne zaman gelse, bir tavsiyede bulunurum ben; "Kadına laf edeceğiniz, onu aşağılayacağınız zaman lütfen annenizin de bir kadın olduğunu düşünün" derim. Çünkü erkeklerin anaları kutsaldır, ona laf ettirmezler ama hangi olay için olursa olsun kadını aşağılayan deyimleri kullanmaktan da imtina etmezler. (Aman Çağatay, kişisel alma lütfen, bu genel bir bakış açısıdır) Sorarım bu tip deyimleri kullananlara, "senin anan korkak mı", "senin anan yanar-döner mi", "senin anan kaypak mı", "senin anan güvenilmez mi"... hepsi de eminim "Anamı karıştırma" diyeceklerdir, doğru mu? Eeee, kadın olarak genelledikten, hakaret ve aşağılamaları sıraladıktan sonra, ananı nasıl aklayacaksın, değil mi? Biraz daha dikkat, lütfen... Gelelim tekrar siyasete, mesela hiç aklımın almadığı, sinirlerimi zıplatan konularına... Vatandaş, olabilecek vaatle oy avcılığını nasıl ayırdedemez yıllardır bir türlü anlayamam. Ya da seçim üstü bangır bangır bağıran, su gibi yakıt tüketen seçim taşıtlarına bakıp da açlarını, açlık sınırında yaşayanları düşünmez mi? Sokağa atılan, sokağı kirleten onca para... Bu hovardalık hakkını nereden alır bu adamlar bu kadar genç işsizlikle boğuşurken? Yani, bunlardan biri çıkıp da, "biz seçim parasıyla bir okul yaptıracağız" veya "biz seçim parasını şu hastaneye bir cihaz alarak değerlendireceğiz" ya da "bu parayla şuraya şu fabrikayı yaptıracağız" dese hangimiz oy vermesek de "helal olsun" demeyiz? Diyeceksiniz ki, "adamlar propaganda yapmasınlar mı?" Yapsınlar tabii... Mesela belediye hoparlöründen konuşma yapacakları alanı ilan etseler, vatandaş o alana gidip onları dinlemez mi? Siz oyunuzu en çok bayrak-flama asan, en güzel şarkıyı kapıp, en çok kilometre gezdiren partiye mi veriyorsunuz? Eeee o zaman bu adamlar neden bunca çevre kirliliği yaparak, paralarımızı çarçur edip dururlar? Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: Hasan (karadeniz) üzerinde Pazar, 13.Nisan 2008, 23:32:10 Kadinlar konusunda soylenenlere katilmamak mumkun degil..
Siyaset demisken Turkiyede ki siyasetin bir de su hastalilig var. Biraz gozlemlersek; farkli gorusten, farkli ideolojilerden partiler birde bakiyorsunuz ki ayni hedefe yonelebiliyorlar. Bunun nedenleri hakkinda gorusler olsada su anda bunu yazmaya gerek duymuyorum. Ayrica, bu gun AKP yi kapatmak isteyenler memleket icin daha iyi seyler yaptiklarina inanarak bunu yapiyorlarsada, bunun sonuclari onlarin bekledigi gibi cikmazsa, o zaman ne olacak, ne yapmak lazim...Olan vatandasa olmuyormu? Surec neden dogal haliyle isledilmiyor, anlamis degilim. Biraz anlamis olsamda ne care..Akp kapatilirsa ne olur? “Vatandasin yine magdurdan yana tavir alacagi kesin gibi gozukuyor” Ama Akp nin kapatilacagina ihtimal vermiyorum.. Gelisen bu son olaylarda hukumeti elestiriyorum, tabiki muhalefeti de; 12 temmuz 2007 secimlerinden sonra cok sertlik yanlisi bir tutum icine girdiler. Oysa demokrasilerde uzlasma kulturu diye de bir seyler vardir. Hukumet bu uzlasmayi saglayamadi gibime geliyor. Basbakan nin bu kadar sert cikislar gostermesinin kendine gore hakli nedenleri olsada bu kadar sertlik yanlisi olmasinini dogrusu hic beklemiyordum. Istanbul dan bir kac tanidiklarla gorusuyorum da diyorlar ki: Birisi laiklik elden gitti naralari atiyor. Diger yanda hukumet ekonomiyi birakip –“yok efendim turban, yok efendim universiteler deyip” duruyor. Kimisi CEM evi istiyor, kimis kürtlük istiyor…yani herkes bir seyler istiyor.. Bunu diyenler hukumete oy verenler..Bu insanlarin coluk cocuklari var, gecim SIKINTISI var, dar gelirlisi var, cocuklari okullarda okuyanlari var. Ulkenin bir o kadar da dis borcu var. Bunlari dusunen yok.. Yukunu tutan zenginler, essegini saglam kaziga baglayanlar icin sorun yok, ekonomik kriz onlari siyirir gecer..ya digerleri ne olacak.! Turkiye de yilardir biriken proplemler yigilarak bu zamana kadar geldi. Boyle deyince aklima bizim Temel ile Dursunun bir fikrasi geldi: “Temel ile dursun bir gun karadenizde balik avina cikarlar. Butun gun dolasirlar koca denizde ama bi tane baliga bile raslamazlar..sonuda temel’in kafasinin tasi atar “denizi bombalayacagim” der Dursuna.. Dursun buna karsi cikar. Kayiktan denize atlar, yuzerek kiyiya cikar..Temel kayikta elindeki dinamit fitili ile beklemeye baslar. Bir kac dakika sonra baliklardan birisi gorunur, derken baliklar cogalmaya baslar. Temel dursuna bagirir “bak, gordunmi hamsiler birikmeye pasladi” der, dinamitin fitilini atesler ve elini havaya kaldirir, beklemeye baslar.. karsidan Dursun dayanamaz “Ula at oni elinden at, batliyacak” diye bagirsa da, Temel orali olmaz, “yok ula biriksun biriksun”der. Dursun “ula at oni elinden aat patlayacak” dedikce, Temel “ula biriksun biriksun” der ama nafile dinamit Temelin elinde patlar..Temel denizin dipini boylar, Dursun karsi yakada cirpinir caresiz.. Yani bizim islerimizde bu misal..Biriksun biriksun..Yani yillarca biriken proplemler sonucu, Turkiye celiskiler ulkesi oldu. Bu celiskiler biraz daha devam ederse sonuc ne olur bilinmez.!..Temel ile Dursun’a donmeyiz insallah.! Kim nasil anlarsa anlasin ama ben sunu anladim, ikinci akp iktidari gosterdiki Turkiye ye tek basina hukumetlerde yaramiyormus. Demistik ya bekleyip gorecegiz..Celiskiler ulkesi Turkiye..Goruyoruz iste, her celiski bir gelisme yaradiyor. –“bunu kimse bilmiyormu san ki” diyceksiniz. Elbetteki biliyor, sirf benim tespitim degil ki. Secim donemi bizde ailece turkiyede idik. Araba ile Edirneden Trabzona kadar olan secim hazirliklari ile ilgili manzaralarla cokca karsilastik. Istanbul da bir hafta kadar kaldik ve orada partililerin bayrak- filama reklamlari deseniz gorulmeye degerdi. Caddeler boydan boya renklere burunmustu..Bunlarin hepsi buyuk paralarla donen isler. Turkiyenin dort bir yanini dusunursek bu buyuk bir miktardir… Minibuslerle verilen parti anonslari sabah-aksam adete isi cigrindan cikarmisti. Rabia hanimin dedigi gibi, bunlara hic gerek yok. Herkesin evinde televizyonu var, kahvelerde, meydan parklari gibi yerlerde buyuk ekran TV lerden halka hitap edebilirler.. O kadar bagirip cagirmaya ses tellerini yipratmaya gerek yok, bunlarin artik degismesi lazim. Bu zamanda bu tur şovlari yapmanin zamani coktan gecti, vatandas bunlara birim vermemeli artik..Hadi diyelim vatandas bilerek bilmiyerek alanlari dolduruyor, onune geleni alkisliyor diye yillardir surup giden bu rezalete bir dur diyen cikmasi lazim. Turk insani surekli alkislayan sak sakci toplum olmaktan kurtulmasi gerek. Bunu da siyasiler yapacak, daha cokta aydinlar halki surekli uyaracak. Gercek aydin, akademisyenlere cok gorevler dusuyor bence.. Neyseki diyecek soz cok, yapacak bir sey yok. Benim acimdan tabii. En iyisi bir cay demleyip icmeli..Hadi iyi gunler, iyi aksamlar herkese… Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: şahinkaya06 üzerinde Çarşamba, 16.Nisan 2008, 12:51:50 Türkiye de siyaset tartışılmaz bir hal almış malesef,özelliklede şu zamanlarda..Genç üniversiteliler ve geleceğin emanetçileri olarak gündemi;Türkiye ve Türk milletinin geleceği için yakından takip ediyor tartışıyoruz,elimizden gelebilecek ne varsa konuşmakta bırakmıyor yapmaya çalışıyoruz..Ancak;bazı kendini henüz yetiştirememiş insanlar varki konuşmaya başladığınızda "ya sen akp yi tutuyorsun","ya sen mhp yi tutuyorsun" diyor hemen sana işte gelde kızma!!Ben memleketimi tutuyorum,VATANımı tutuyorum.Böyle de olmalı,partiyi değil doğruyu tutmalıyız..Ben sadece hükümetin yanlışını eleştirirken Devlet reisi ne saygımdan yanlışını bile saygı çerçevesi içinde dile getiriyor ve öyle olmasını istiyorum..Ülkemizde yıllardır siyaset hep geri geldi,siyaset sanki bir şirket olmuş gibi..Gelen gideni aratıyor sanki..Ama ben artık böyle boş eleştirmekten vaz geçiyorum,vazgeçiyorum derken fazla tartışmaya girmem kimseyle..Artık dur diyecek yokmu diye arıcama,dur diyebilecek olmak ta var..Hele de bizim gibi üniversitelilere düşüyor bu görev kanaatimce..Bende kendime bir vazife görüyor ve kendimi en güzel şekilde doldurup,mezun olurda ALLAH ın izniyle de üniversiteden mezun olur sözü dinlenecek olursak işte o zaman tüm yorumları yapıcam bugün yaptıklarımı ve yapamadıklarımı..Ben parti tutumuyorum,kim ne doğru diyorsa onu almak taraftarıyım..Bir sürü parti var ve herbirinin daha iyi anladığı yönler vardır ülkenin sorunlarında.Bir araya gelsinler,doğruları paylaşsın ve icraat yapsınlar bakalım ülkede ne sorun kalıyor.Ama ükemizde malesef gündemde durmak olumsuzluklarla olduğu için,gündemden düşmeyide istemiyorsan olumsuz olmalısın.Partilerde birbiriyle rekabet ve yarış içinde..Bu yarış ülkenin yararınamı kocaman bir HAYIRR..tamamen kendi çıkarlarına,buğday ambarındaki tavuk çıkmak istermi hiç..Şimdi gündemde akp nin kapatılması var bu bile tamamen basını kullanıp ambardan çıkmama planları sadece akp nin değil bu durum hepsine yarıyor.Şimdi hepsine sesleniyorum,ALLAH tan korkunda aldığınız parayı haketmeye bakın,bu millet sizlere bir gün hakkını helal etmezse gideceğiniz yerinizde yokk!!!Ama ben inanıyorumki Türk Milleti bir gün herşeyi çok daha iyi anlayacak ve sizlere ki eğer yaşarsanız hesabını soracaktırr..
Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Çarşamba, 16.Nisan 2008, 19:41:38 Sevgili Şahinkaya, önce bir ricada bulunayım da asıl diyeceğimi ondan sonra diyeceğim: Ne olur, siteye yazarken noktalama işaretlerine dikkat edelim, lütfen... İnanın o kadar zorlanıyorum ki yazılanları anlamakta anlatamam...
Yazdıklarından yukarda da belirttiğim nedenle çok fazla şey anlayabilmiş değilim ancak anladıklarımla igili sorularımı ve yorumalarımı yazabilirim. Hani sen konuşmaya başladığında birileri şu partiyi bu partiyi tutuyorsun diyorlarmış ya sana, sen de bunun üzerine "ben vatanımı tutuyorum" diyorsun ya, niye şaşırıyorsun ki... Vatanını tutanların tutmacı değil mi şu ya da bu partiler? Vatanını tutmayanlar, oy da vermiyor, şu veya bu partiyi de tutmuyor zaten... Sen de tuttuğun partinin penceresinden baktığın için vatana, savunmanda kendini ele veriyorsun demektir. Yanılıyor muyum yoksa? Ama ben hepsinden çok senin şu "Devlet reisi" ifadene takıldım, sanırım bu "reis" bir yerden takılmış diline ha? Yoksa bizde "devlet reisi" diye bir merci yok bildiğim. "Reis-i cumhur" var ya da "cumhur reisi"... Ama sen cumhurbaşkanından da bahsetmiyorsun sanırım, sahi kimden bahsediyorsun? Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: şahinkaya06 üzerinde Çarşamba, 16.Nisan 2008, 21:24:42 Benimde sizden bir ricam olucak.Yazılarımı okurken,kelimelere değil de anlamına takılırsanız senirim.Eğer kelimeye takılıpta beni eleştirecekseniz,buna izin vermiyorum lütfen bi daha yazılarıma cvp yazmayın.Burada konu dahilinde bişeyler anlatmaya çalışıyoruz.Edebiyat öğretmenisiniz,reis eskiden kimlere denirdi?Omanlı zamanında kimler reisti?Konuyu farklı yerlere çekmeyin,bugünkü "reis" kelimesiyle karıştırıp bişey ima etmeye çalışmayın.İşte anlamadığınız nerden belli..Vatanımı tutuyorum derken;kim vatanı için doğru iş yaparsa ben desteklerim.Şu yada bu parti..Siyaset çok hassastır hocam,sizin içinde öylemi bilmiyorum?Ama dediğim gibi ben tartışmıcam tabi benimle değilde yazılarımla ilgilenirseniz.
Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: rabia üzerinde Çarşamba, 16.Nisan 2008, 21:52:12 Şahinkaya, arkadaşım senden istediğim naçizane, gerçekten yazdıklarında anlatmak istediklerini anlamak için yapabileceğin de bir şeydi... Yapamayacağın, ya da lüks olan bir şey, zannettiğin gibi bir eleştiri bile değildi. Anlayamadığım, bu ne tahammülsüzlüktür? Kusura bakma, anlatmak istedilerini anlamak için hem kelimelerine bakmalı, hem noktalamaya... Neden bu öfke yaa? "Yazılarına cevap" değildir bu, yalnız değiliz bu sitede, merak edenlere yapılmış bir açıklamadır... Dikkat edersen konuyu başlatan benim, ama sen kesinlikle benim başlattığım konularda düşüncelerini açıklayabilir, yorumlama yapabilirsin. Söz, senin açtığın konulara yorum yapmayacağım...
Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: ziraatci.M.DOĞAN üzerinde Perşembe, 17.Nisan 2008, 11:02:26 DOĞAN HER yeni bebek, göğü yıldızlarla, zemini çiçeklerle süslenmiş güzelim bir dünyaya açar gözlerini... Her biri günün her bir anında, eşsiz bir âlem önümüze sunulur. Dağı deresi, gölü denizi, yıldızı ayı, kelebeği arısı ile; eşsiz bir âlem bize gülümser durur.
Ne var ki, insan hem görmezden gelir; hem de görmez. Göğe bakar, yeri unutur. Yere bakar, göğü unutur. Göklerin azamet ve haşmet delilleri karşısında hayrete düşer; ayak bastığı yeri unutur. Yere dönüp gündelik işlerin hırgürü içine dalar, göklerin varlığını bile unutuverir. "Her bir adam vatanıyla, milletle, hükümetle alâkadardır"? tesbitinin sahibidir. Bu alâkadarlığın, insanın fıtratı icabı olduğunu tesbit etmiştir. Bunca insanın vatanla, milletle ilgili öylesi bir değişmeyle alakadar olmasında bir problem görmez. Ama "Ne olursa olsun"un ardında bir problem vardır. Vatan ve Hükümet âlemini, kâinatla beraber düşünememe kâinat içindeki her bir daireyi kainat Sahibinin varlığının şuurunda olarak bakamama problemi vardır. O yüzden, "Dine zarar gelmesin, ne olursa olsun" diyenlere öncelikle kâinatı nazarar verir. Arı vızvızları ile yıldız uğultularının iç içe karıştığı koca kâinata dikkatleri çeker. Cemiyet hayatını, hükümeti, rejimi, devlet idaresini, işte öylesi bir kâinat tablosuyla tahlil eder. Din bütün siyasetlerin üstündedir.. siyaset ise herşeyin içinde olan fakat ayrı ayrı herşeyi barındıran insan ların eğitimini sağlayan insanları yönlendiren gruplaştran bir etkinliktir..yenilenmenin şartıdır. Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: cagatay_61 üzerinde Perşembe, 24.Nisan 2008, 23:56:43 Siyaset konusunda Çağatay'ın tam aksini düşünüyorum; siyasiler tam da siyasetin gereğini yapıyorlar binbir suratlarıyla. Ama evet, bizde devlet adamlğını pek de bilen yok. Sevgili Çağatay, ilk kez senden duyup, duyduğuma hiç de memnun olmadığım bir deyim şu "kadın siyaseti"... Siyaset erkeklerin tekelinde bir alan da neden işler sarpa sarınca durumu ifade eden deyim kadınlarla veriliyor anlamadım. "Anlamadım" da lafın gelişi, anlamaz olur muyum, anladım tabii ki... "Erkek kolaycılığı"... Neye, ne zaman kızsalar, ilk okka altına giden analar olmaz mı? Sakarlıklarından çiviye değil de ellerine vursalar çekici, çekicin de anasına sövmezler mi? Kadını aşağılamak ne kazandırıyorsa artık... Olay buraya ne zaman gelse, bir tavsiyede bulunurum ben; "Kadına laf edeceğiniz, onu aşağılayacağınız zaman lütfen annenizin de bir kadın olduğunu düşünün" derim. Çünkü erkeklerin anaları kutsaldır, ona laf ettirmezler ama hangi olay için olursa olsun kadını aşağılayan deyimleri kullanmaktan da imtina etmezler. (Aman Çağatay, kişisel alma lütfen, bu genel bir bakış açısıdır) Sorarım bu tip deyimleri kullananlara, "senin anan korkak mı", "senin anan yanar-döner mi", "senin anan kaypak mı", "senin anan güvenilmez mi"... hepsi de eminim "Anamı karıştırma" diyeceklerdir, doğru mu? Eeee, kadın olarak genelledikten, hakaret ve aşağılamaları sıraladıktan sonra, ananı nasıl aklayacaksın, değil mi? Biraz daha dikkat, lütfen... Gelelim tekrar siyasete, mesela hiç aklımın almadığı, sinirlerimi zıplatan konularına... Vatandaş, olabilecek vaatle oy avcılığını nasıl ayırdedemez yıllardır bir türlü anlayamam. Ya da seçim üstü bangır bangır bağıran, su gibi yakıt tüketen seçim taşıtlarına bakıp da açlarını, açlık sınırında yaşayanları düşünmez mi? Sokağa atılan, sokağı kirleten onca para... Bu hovardalık hakkını nereden alır bu adamlar bu kadar genç işsizlikle boğuşurken? Yani, bunlardan biri çıkıp da, "biz seçim parasıyla bir okul yaptıracağız" veya "biz seçim parasını şu hastaneye bir cihaz alarak değerlendireceğiz" ya da "bu parayla şuraya şu fabrikayı yaptıracağız" dese hangimiz oy vermesek de "helal olsun" demeyiz? Diyeceksiniz ki, "adamlar propaganda yapmasınlar mı?" Yapsınlar tabii... Mesela belediye hoparlöründen konuşma yapacakları alanı ilan etseler, vatandaş o alana gidip onları dinlemez mi? Siz oyunuzu en çok bayrak-flama asan, en güzel şarkıyı kapıp, en çok kilometre gezdiren partiye mi veriyorsunuz? Eeee o zaman bu adamlar neden bunca çevre kirliliği yaparak, paralarımızı çarçur edip dururlar? ne yalan söyleyeyim sizden bu yazıyı bekliyordum.. ama ben geç fark ettim cevap verdiğinizi... aslında o söz biraz farklıydı ve argo kaçacağını düşündüğüm için Kadın Siyaseti diye söyledim. Bayanlara karşı bir düşmanlığım yok yani.. konu dallanabilir diye uzatmıyorum.. bize devleti yönetecek insan lazım, bu bizce develet adamıdır.. politikacı, siyasetçi değil... ne kadar siyasi parti adı altında toplanıp siyasetçi kimliği alsalarda Devlet Adamlığı kimliği ile görevini yerine getirmeliler.... Konu Başlığı: Ynt: SİYASET Gönderen: cagatay_61 üzerinde Cuma, 25.Nisan 2008, 00:07:51 Yazılarınızı okuduğumda bir tartışma ortamı doğmuş ve ben kendi arkadaş çevremden birazcık bahsetme ihtiyacoı duydum..
bizim bir arkadaşın ababsı imam, kendisi koy sosyalist chp li, cumhuriyet gazatetesi okur, oğlu ise tam tersi, ırkçı ve dini görevleri yerine getirmiyor :achtung: başka arkadaşlar kimi yobaz, kimi pkk yandaşı, kimi ülkücü, kimi ne olduğu belirsiz ama inanın hepimiz (pkk yandaşı hariç) o kadar iyi anlaşıyoruz ki, okula gittiğimizde karşılaştığımızda ilk sözümüz, "aa yobazlar okulu işgal etttiler" veya sosyalistler için koministler dışarı".. bunlar hep espiri maiyetinde, latife amaçlı.. ama çok güzel ve eğlenceli sarıyor.. tartışıyoruz, fikir savaşı veriyoruz adeta.. ama kalp asla kırmıyoruz... bize faşist demelerine gocunmuyoruz, niyeti biliyoruz... önemli olan, saf düşüncelerle, yüreğimizden kopan saygı ve sevgi ile muhabbet etmektir.. tartışmak güzeldir, istişare yapmak ve karara saygı duymak gerekir.. bunlar güzeldir.. yanlış karar alınsada olması gerken oymuş demeliyiz... gönülleri hoş tutalım.. sevgi, saygı ve hoş muhabbetle kalın.. |